Çizgili Forum

Geri git   Çizgili Forum > FORUM KULLANIM ALANI > Üst Yönetim Odası > EĞİTİM HAYATI, OKULLAR VE ÖDEV ARŞİVİ > Ödev Arşivi > Arkeoloji & Astronomi
Üye Ol Yardım Üye Listesi Takvim Tüm Mesajları Okunmuş Say

Yanıtla
 
Seçenekler Stil
Alt 10-05-2008, 22:35   #1
savataged

 
savataged - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 20-03-2008
Nereden: at world's end!
Mesajlar: 22.170
Uye No:82
Tecrübe Puanı: 5000
Karizma Puanı: 7776885
Karizma Derecesi
savataged şöhret ötesinde savataged şöhret ötesinde savataged şöhret ötesinde savataged şöhret ötesinde savataged şöhret ötesinde savataged şöhret ötesinde savataged şöhret ötesinde savataged şöhret ötesinde savataged şöhret ötesinde savataged şöhret ötesinde savataged şöhret ötesinde
Standart

1. ANTİK ÇAĞDA EĞİTİM-ÖĞRETİME GENEL BAKIŞ

Bugün olduğu gibi antik dünyada da insan yaşantısı için en çok gereksinim duyulan işlevlerden biri hiç kuşkusuz eğitim-öğretimdir. İnsanoğlunun yerleşik yaşama geçmesiyle birlikte, o zamana kadar kendisine lazım olan ve farkında olmadan öğrendiği bazı bilgileri, sistemli bir şekilde alma veya başkaları tarafından kendisine ve ailesindeki bireylere - özelliklede çocuklarına - verme ihtiyacını hissetmiştir. Söz konusu edilen sistemli eğitimin Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarında ortaya çıktığı bilinmektedir. Başka bir deyişle; Eğitim Bilimleri’nin ilk kaynaklarını Yakın Doğu ve Mısır kültürlerinde aramak gerekmektedir.

Bütün bunlarla birlikte, antik çağda birçok konuda olduğu gibi eğitimin sistemli bir şekilde verilmeye başlanması, belirli bir düşünceyi destekleyen okulların kurulması, günümüz batı toplumlarının kendilerine miras edindikleri Grek ve Roma kültürlerinde başlamış, gelişme göstermiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Bugün bile pek çok araştırmacı, eski Yunan toplumunun ulaştığı yüksek uygarlık seviyesinin bir ayağını da Grek eğitim sistemine dayandırmaktadır.

Grek eğitim modelinin temelini oluşturan “Kalokagathia” yani hem ruh hem de bedenen ideal olma, başka bir deyişle iyi ve güzel düşüncesi uzun yıllar devam etmiştir. Yunan toplumunun bu ideali, onların sosyal ve kültürel açıdan gelişmesinde de büyük rol oynamıştır. Eğitimdeki bu idealizm, toplumlara ve ortaya koydukları sanat eserlerine, yüzyıllar boyunca yol gösterici olmuştur. Bu durum ise eski Yunan toplumunun sosyal ve kültürel anlamda bir çekim merkezi haline gelmesini sağlamıştır. Öyle ki, Grek kültürünün yayıldığı bölgelerdeki toplumlar, onların ulaştığı kültürel seviyeye erişebilmek için birbirleri ile rekabet içine girmişlerdir. Örneğin, II. Eumenes ( M.Ö. 197-159 ) zamanında Bergama Krallığı’nın başkenti Pergamon Antik Kenti’nin, Atina şehri gibi kültürel bir çekim merkezi olabilmesi için yapım faaliyetlerine girişilmiş, bu bağlamda Zeus Sunağı, kütüphane yapısı ve antik çağda eğitimin temelini oluşturan “Gymnasion” yapısının bilinen en büyük örneği inşa edilmiştir.

Demokrasi’nin beşiği sayılan Yunanistan’da, ilk başlarda sadece aristokrasi sınıfının çıkarlarını gözeten bir anlayışta da olsa, düşüncelerin özgürce ifade edilmeye başlanması yeni eğilimlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu bağlamda yeni felsefik akımlar ortaya çıkmış ve bu çeşitlilikle birlikte eğitim-öğretim de bu etkileşimden nasibini almıştır.

Antik çağda Sophistler (M.Ö.V.yüzyıl), Sokrates (M.Ö.470-399), Platon (M.Ö.425-347), Aristoteles (M.Ö.384-322) gibi Grek düşünürleri ile M.T. Çiçero (M.Ö.106-43), L.A. Seneca (M.Ö.4-M.S.65), M.F. Quitilianus (M.S.33/35-96), Plutharkos (M.Ö.46-120) gibi Romalı düşünürler, eğitim sistemleri hakkında birçok görüş ileri sürmüşlerdir. Bunun yanında kendi görüş ve düşüncelerini yayacak okullar kurmuş ve değişik okullarda yönetici ve eğitmen olarak görevler üstlenmişlerdir. Daha sonra uzun yıllar “Gymnasion” olarak anılacak olan okullar, özellikle Grek düşünürlerinin bir ideal çerçevesinde kurup, yaşamasına katkıda bulundukları eğitim kurumları olmuşlardır.

1.1. ERKEK ÇOCUKLARIN EĞİTİMİ

“Paideia” sözcüğüyle tanımlanan eğitim Eski Yunanlıların yaşamında önemli bir yer tutmaktaydı1 ve çocuklar doğar doğmaz, bakımları ve eğitimi için bir sütanne ya da dadıya emanet edilirdi. Bu bakıcı, Yunan evlerindeki diğer hizmetliler arasında en saygın konuma sahipti. O devirlerde özellikle Sparta’dan getirilen dadılar tüm Yunanistan’da büyük bir rağbet görüyor ve diğer yörelerdeki insanlar tarafından ya satın alınıyor veya ücret karşılığı görevlendiriliyorlardı.2 Levha 1. Resim 1.’de, üzerinde annesine bebeğini uzatmakta olan bir kadın betimi görülmektedir. Belki bu kadın, bebeği henüz emzirmiş veya yıkamış olan dadı ya da sütannedir.3 Bu betim Achilleus Ressamı’nın beyaz zeminli bir Lekythos’una aittir. Ressam ilk eserlerini M.Ö. 460-450 yılları arasında vermiştir. M.Ö. 440’lara kadar önemli eserleri devam etmiştir fakat M.Ö. V.yy’ın son çeyreğinde ise eserleri ortadan kalkar.

Bebeklerin eğitim ve bakımlarıyla ilgili vazo betimleri özellikle Sert Üslup döneminden itibaren başlamaktadır ve bu betimlere çok sık rastlanmamaktadır. M.Ö. 5.yy.’dan önce ise vazo resimlerinde bu tip betimler hiç görülmemektedir. Bu yüzyıldan önce vazo betimlerinde ağırlıklı olarak Mitolojik konulu hikayeler betimlenmektedir. M.Ö. 7.y.y. sonu 6.y.y. başında siyah figür tekniği ortaya çıktıktan sonra, özellikle M.Ö. 6.y.y.’da palaestra sahneleri ile ilgili betimler görülmeye başlanmıştır. M.Ö. 5.yy.’dan itibaren eğitim ile ilgili konular sevilerek betimlenmeye başlar fakat bu betimlemeler daha çok spor eğitimi ile ilgili olarak Palaestra sahneleridir. Levha 1. Resim 2.’de ise, bir annenin bebeğine vermeye çalıştığı tuvalet eğitimi görülmektedir. Levha 2 ile bağlantılı olarak Levha 2. Resim 3’te de bebek, bir Oinochoe’de lazımlığı üzerinde betimlenmiştir. Atina’da bulunan pişmiş topraktan benzeri bir lazımlık günümüzde Agora Müzesi’nde sergilenmektedir.

Yürümeye ve kendisine söylenenleri anlamaya başladığı zaman çocukların bakımı bir “paidagogos” veya ücretli diğer bir bakıcıya teslim edilirdi. Paidagogos, özellikle sadık köleler arasından seçilmekteydi. Homeros ( Ili.9.450-500)4, İliada adlı eserinde Akhilleus’un paidagogos’u Phoiniks’in öyküsünü anlatmaktadır: Phoiniks asil bir aileye mensuptur. Babası ile geçinemeyerek evden kaçmış ve Akhilleus’un babası Peleus’un evine gitmiştir. Peleus ona evlat muamelesi yapmış, buna karşılık Phoiniks’te Akhilleus’un eğitimini üstlenmiştir. Bu hikayedeki gibi, antik çağın diğer paidagogos’larının da malını mülkünü kaybeden kültürlü aile çocukları olması büyük bir olasılıktır.

Eğitmen ya da paidagogos bir çocuğun yaşamında son derece önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu kişi çocuğun eğitim ve öğretiminden sorumlu olduğu kadar, aynı zamanda onu okula götürürken dışarıda karşılaşacağı tehlikelere karşı koruyan ve kollayan bir kişi konumundadır. Dadı veya sütannelerde olduğu gibi paidagogoslar da evdeki diğer hizmetliler arasında daha özel ve değerli bir konuma sahiptirler.5 Levha 2. Res. 4’te görülen betimde, bir bebeğe yürüme öğretilmektedir. Çocuk, dadısı veya annesi olan bir kadına doğru emeklemektedir. Kadın, çocuğun ayağa kalkmasını teşvik etmek üzere ellerini uzatmaktadır. Çocuğun arkasında, sakallı ve uzunca bir bastona yaslanmış olan erkek betimi görülmektedir. Adam, çocuğun hareketlerini yakından izlemektedir. Bu kişi belki çocuğun babası, belki de onun eğitiminden sorumlu olan paidagogos’tur.6

Erkek çocukların iyi bir vatandaş ve ileride yurduna yararlı bir kişi olabilmesi için öncelikle bazı zorunlu şeyleri öğrenmesi gerekiyordu. Oysa M.Ö. 5.y.y.’dan önceleri bir erkek çocuğun sadece müzik ve spor eğitimi görmesi yeterli sayılıyordu. M.Ö. 5.y.y.'dan itibaren ise, iyi bir vatandaş olmanın başta gelen koşulu ise okuma-yazma öğrenmekti. Çocuklar, bu konudaki ilk derslerini parayla tutulmuş evdeki hocasından almaktaydı. Bu işe, Grek alfabesindeki 24 harfi öğrenmekle başlar, harflerin tümünü ezberleyince ve şekillerini öğrenince okuma-yazmayı sökmüş olacaktır.7 Eski Yunanlılar okuma-yazmayı ağaçtan yapılmış bir levha yardımı ile öğreniyorlardı. Yazı, içi balmumu ile kaplanmış bu levhalara “Stylos” adı verilen sivri uçlu bir alet yardımı ile yazılarak öğrenilir, stylos’un düzlenmiş diğer ucu ise yanlışları düzeltmekte kullanılırdı. Bu konuda ustalaşmış bir öğrenci ise yazılarını mürekkeple (mürekkep kurum bazlıdır), bitkisel bir malzeme olan papirus üzerine yazmaktadır. Bu pahalı bir çalışma yöntemi olduğundan papirus üzerinde yer kalmayana kadar azami oranda kullanılırdı (Bkz. Lev. 3. Resim 5. ).8 Öte yandan antik çağda ayrıca eski çanak-çömlek parçaları hesaplamalarda karalama kağıdı olarakta kullanılmaktaydı. Keçi ve koyun derisinden hazırlanan parşömen de bilinmekle birlikte okullarda kullanılmamaktaydı.9

Onesimos Ressamı’na ait bir Kylix’in tondosunda eğitmen elinde stylos ile yazı yazarken betimlenmiştir (Levha 4. Resim 7.).10 Onesimos Ressamı M.Ö.~505-485 tarihleri arasında eserler vermiştir ve Kase Ressamı olarak anılmaktadır. Yine Onesimos Ressamı’na ait bir Kyathos üzerinde ise okuma sahnesi görülmektedir (Levha 3. Res. 6.).11 Bir diğer örnek ise M.Ö.~470’ler civarında eserler vermiş olan Triptolemos Ressamı’na ait unic bir eserdir. Panathenaic Amphora üzerinde Tanrıça Athena, elindeki tablete stylos ile yazı yazmaktadır. Tanrıça Athena, olasılıkla tablete savaşlarda ölen kahramanların isimlerini yazmaktadır (Levha 4. Res. 8.).12 M.Ö.V.yy.’dan itibaren ressamlar mitolojik konuların dışında ilginç konularda da eserler vermeye başlamışlardır (Örn; satyrlerin mezarları parçalaması, deve tasviri v.b. gibi) ve bu tip ilginç konular dönemin bir özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Erkek çocuklar 7 yaşına geldiğinde “Temel Eğitim” adı altında okullarda eğitim görmeye başlıyorlardı. Temel Eğitim ise üç ana bölüme ayrılmaktaydı. Grammatistes ismini taşıyan eğitimciler okuma, yazma, aritmetik ve edebiyat; Kitharistes adlı eğitimciler müzik ve lyrik şiir; Paidotribes diye anılan eğitimciler ise jimnastik, oyunlar ve fiziksel eğitim alanında faaliyet gösteriyorlardı.13 Fakat eğitim para karşılığında verildiğinden, çocukların üç eğitimi birden almaları mümkün olmayabilirdi. Öğrencileri okula onları yetiştirmek ve korumakla görevli paidagogoslar götürürlerdi. Paidagogoslar da öğrenci ile birlikte derslere girer, onların yetişmesini dikkatle izlerlerdi. “Çocuklar, hocanın karşısında iskemlelerde oturmaktadırlar. Ancak yazı masaları yoktur ve yazı levhalarını dizlerinin üzerine koyarak yazmaktadırlar.14” Çocuk bir tabureye veya banka otursa da eğer ezbere bir metin okuyor ya da flüt dersi alıyorsa zamanının büyük bölümünü ayakta geçirecektir.15

Antik devirde kitaplar, birbirine dikilmiş sayfalardan oluşan kodeks formunda olmayıp, uzayıp giden rulolar halindedir. Bu nedenle de okunurken, bir taraftan açılıp diğer taraftan sarılmaları gerekmektedir. Bu özellik geriye dönülerek yapılacak kontrolleri zorlaştırsa da Yunanlılar iyi eğitilmiş bir hafızaya sahiptiler. Örneğin, mahkeme salonlarında yapılan konuşmalar ezbere bilinmek ve sunulmak zorundadır, ama bu küçük yaşlardan beri eğitilmiş zihinler için hiç de zor değildir. Bu noktada sözlü bir kültürle karşı karşıya olduğumuz unutulmamalıdır. Öyle ki anlatıldığına göre; M.Ö. 413’de Sicilya’da uğranılan bozgundan sonra esir alınan Atinalılardan bazılarının hayatını kurtaran, bilgileri anımsama becerileridir.16

Eski Yunanistan’da en sevilen eserler, Homeros’un manzum eserleri olan İliada ve Odysseia’dır. Çocuklar küçük yaşlardan itibaren eğitimleri sırasında Homeros’un tüm eserlerini okumaktadırlar. Çocuklar, Homeros’un eserlerine ek olarak, bazı lyrik ozanların eserlerini de okumayı öğrenmektedirler. Bu eserler ise, bir lyra ve aulos eşliğinde okunmaktadır. “Böylece çocukların ruhunu ezgilerle doldurur ve uyumlu hale getirirler. Çocuklar bu yolla güzel konuşma ve davranma eğitimi de kazanmış olurlar.17” M.Ö. 480-470 yılları arasına tarihli ve Pistoxenos Ressamı’na ait bir skyphos üzerinde müzik öğretmeni ve öğrencisi betimlenmiştir (Levha 5. Res. 9.).18 Her ikiside lyra çalarken gösterilmiştir. Eğitim-Öğretim ile ilgili buna benzer sahneler özellikle M.Ö. 5.y.y.’dan itibaren sıklıkla betimlenmeye başlamıştır. Buna benzer bir başka örnek ise, Agrigento Ressamı’na19 ait bir Kalpis üzerinde betimlenmiştir. Burada ise öğretmen lyra, öğrencisi ise aulos çalmaktadır (Levha 5. Res. 10.).20

Diğer bir örnek ise, M.Ö. 480-470’lere tarihlenen ve Douris Ressamı’na ait bir Kylix’tir. Ressam, M.Ö.~500-460 tarihleri arasında eserler vermiştir. Baezley, Douris Ressamı’nı Kırmızı Figür Tekniği’nin “Büyük Ustası” olarak nitelemektedir. Ressamın kariyerinde ise dört farklı aşama tespit edilmiştir. Douris Ressamı’na ait bu Kylix’teki betimler, antik çağda bir okulda, fiziksel eğitimin dışında nelerin yapıldığını göstermesi bakımından önemli bir örnektir. Kylix’in A yüzünde (Levha 6. Res. 11.)21 soldaki sahnede, antik çağda Kitharistes olarak adlandırılan müzik öğretmeni ile öğrencisi lyra çalarken betimlenmiştir. Ortadaki sahnede ise, antik çağda Grammatistes olarak adlandırılan okuma-yazma, aritmetik ve edebiyat öğretmeni ile karşısında öğrencisi görülmektedir. Grammatistes, elinde rulo şeklindeki kitabı tutmaktadır ve genç öğrenciye üzerinde yazılanları öğretmeye çalışmaktadır. Sahne sonunda ise, bir eliyle bastonuna dayanmış oturan bir figür, olup-biteni dikkatlice izlemektedir. Bu kişi olasılıkla izlediği genç öğrencinin evdeki eğitmeni olan Paidagogos’tur. Bilindiği gibi Paidagogoslar da okula getirdikleri öğrencilerle birlikte derslere girer ve çocukların eğitimlerindeki gelişmeleri dikkatli bir şekilde izlerlerdi. Sahnenin arka fonunda ise havada asılı olan kylix, lyra gibi betimler, bu sahnenin kapalı bir mekan olan okulların duvarları olduğu havasını yansıtmaktadır.

Kylix’in B yüzünde (Levha 6. Resim 12.)22 ise sol başta yine bir müzik öğretmeni ile öğrencisi betimlenmiştir. Burada ise A yüzünden farklı olarak Kitharistes, Aulos çalmakta ve genç öğrencisi ise öğretmeninin nasıl çaldığını izlemektedir. Ortadaki sahnede ise, Grammatistes, elindeki balmumu kaplı ahşap levhaya stylos ile yazı yazmaktadır. Karşısında ayakta duran öğrencisi ise ona bakarak yazı yazmayı öğrenmeye çalışmaktadır. Sahnenin sonunda ise, A yüzünde olduğu gibi bir paidagogos gelişmeleri dikkatli bir şekilde takip etmektedir. Arkada asılı duran nesneler yine buranın kapalı bir mekan olduğu havasını yansıtmaktadır.

1.1. PALAESTRA EĞİTİMİ

Fiziksel eğitim, antik çağda Yunan toplumu için hayati bir önem taşımaktaydı ve erkek çocukların fiziksel eğitimine çok önem vermişlerdir. Bir erkek çocuğa “Paidotribes” olarak adlandırılan öğretmenler tarafından verilen fiziksel eğitim, antik çağda yetişme sürecinin en temel öğesiydi. Bu eğitimin temelinde ise, aslında şehir devletleri şeklinde yaşayan Yunan toplumlarının, savaşlarda fiziksel eğitim almış genç askerlere ihtiyaç duymasından kaynaklanmaktaydı. Sürekli bir ordu gelenekleri olmayan Yunan şehir devletleri sıkı bir fiziksel eğitimle yetiştirdiği gençlerden savaşlarda yararlanmaktaydı. Ayrıca dört yılda bir yapılan olimpiyatlar, köklü bir gelenek olduğundan, antik Yunan toplumunda çok önemliydi ve burada düzenlenen spor müsabakalarında kazanılan başarılar, kazanan yarışmacının yaşadığı kent için daima hatırlanması gereken bir onur kaynağıydı. Eski Yunan yaşamında üstün olma ve onur; en büyük erdemlerden sayılıyordu. Sporcuları yarışmaya çeken, kazandığı zaman verilecek ödülün maddi değil, manevi değeridir. Kimi zaman kazanılan ödülün alınıp götürülmesi yerine, tapınağa bağışlanması sporcuya daha büyük bir onur sağlıyordu. Herodot, kitabında bu konuda şunları aktarmaktadır: “…Apollon onuruna düzenlenen törenlerde kazananlara eskiden bronz üçayaklar verilirdi, ödül olarak; bunu kazanan alıp tapınaktan dışarıya çıkaramaz, tanrıya adak olarak orada bırakırdı. Halikarnassos’lu Agasikles adında birisi, bu adeti umursamamış, kazandığı üçayağı evine götürmüş, duvara asmıştı. Bunun üzerine öbür beş kent, Lindos, İalysos, Kameiros, Kos ve Knidos, altıncısına, Halikarnassos’a tapınağın kapılarını kapatmışlardı. Onlar da onu işte böyle cezalandırmışlardı.”23 İşte, savaşlarda kazanılmak istenilen başarılar ve yarışmalarda elde edilen büyük onur nedeniyle, bu iki ana etkenden dolayı küçük yaştan itibaren, erkek çocukların fiziksel eğitimine çok fazla önem verilmekteydi.

Antik çağda siyasi bir birlikten yoksun bir şekilde yaşayan Yunan toplumu, aralarındaki anlaşmazlıklar yüzünden her zaman birbirleri ile savaşmaya hazırlardı. Kendi can güvenlikleri fiziksel güçlerine bağlı idi. Özellikle asker bir ulus olan, toprakları üzerinde çalıştırdıkları köleleri sürekli denetim ve gözetim altında tutmak zorunda olan Spartalılar her an tetikte bulunmalı, zinde ve savaşa hazır durumda olmalıydılar. Spartalılar, kendi fiziksel ve ordu eğitimlerini ciddi olarak örgütleyen ilk Yunanlılar’dı.24 Sparta’da çocuklar 7 yaşından itibaren devletin kontrolu altına alınıyordu. Çocuklar, ailelerinden uzakta; barakalarda yaşıyorlardı. Sıkı bir eğitim alıyorlardı ve eğitimin amacı onları askerliğe hazırlamaktı.25

Antik Yunan toplumunda erkek çocukların fiziksel eğitimlerine genel olarak baktığımızda, çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren fiziksel eğitim almaya başlıyorlardı. Gerekli yaşa ve olgunluğa geldiklerinde günün büyük bir kısmını palaestralarda geçiriyorlardı. Tahminlere göre Atinalı bir erkek zamanının üçte birini burada geçirir. Bu ilk bakışta düşünüldüğü gibi sert bir talim değildir, zira buralarda atletizim çalışmaları yapılırdı.26 Fiziksel eğitimin belli bir disiplin ve kurallar içinde uygulanması için eğitimcilere gereksinim vardı ve bu eğitimciler “Paidotribes” olarak adlandırılıyorlardı. Palaestralarda görev yapan bu eğitimciler mor bir pelerin giyiyorlardı. Ellerinde taşıdıkları uzun ve ucu çatallı sopaları onların görevlerine işaret etmekteydi. Bu sopayı söz dinlemeyen, kurallara aykırı davranan veya hata yapan öğrencileri uyarmak için kullanıyorlardı. Bu eğitimciler ayrıca; eğitilen gençlerin beslenme, uyku, masaj ve diğer sportif çalışmalarını da kontrol etmekle görevliydiler.

M.Ö. 500-480 tarihleri arasında eserler vermiş olan Berlin Ressamı’na ait C Tipi karınlı bir amphora üzerinde, antik çağın fiziksel eğitim veren hocaları olarak bilinen bir paidotribes betimi görülmektedir (Levha 7. Resim 13.).27 Antrenör, pelerinine sarılmış, elinde uzun ve ucu çatallı sopasını tutarken gösterilmiştir. Bir diğer sahne ise paidotribeslerin kurallara uymayan sporcuları cezalandırması ile ilgilidir ki bu betim M.Ö. 5.y.y.’ın ilk çeyreğinde eserler vermiş olan kase ressamlarından Foundry Ressamı’na ait bir Kylix üzerindedir (Levha 7. Resim 14).28 Sahnede görüldüğü gibi, güreşmekte olan gençlerden birisi, içinde bulunduğu zor durumdan kurtulabilmek için parmağını rakibinin gözüne sokmaktadır. Bu hareketi kural hatası olarak değerlendiren eğitmen ise elindeki sopa ile bu hareketi cezalandırmak için vurma hareketi içinde betimlenmiştir. Eğitim sırasındaki bu gibi kural dışı hareketlerin paidotribesler tarafından cezalandırıldığı bilinmektedir ve sahne bu olayı güzel bir biçimde anlatmaktadır.

Palaestra’da eğitim alan gençler olasılıkla yaşıt olan kişilerdi ve buraya geldiklerinde ilk iş olarak soyunuyorlardı. Antik çağda, fiziksel eğitimle ilgili bedensel çalışmalar çıplak yapılırdı ve çıplaklık Yunanlıları, diğer uluslardan ayıran özelliklerinden biriydi. Öğrenciler öncelikle banyo yapar, yağlanır, pudra sürer ve birbirlerine masaj yaparlardı, daha sonra ise eğitim çalışmalarına başlanırdı. Eğitim sırasında koşu, disk atma, cirit atma, güreş, boks gibi spor faaliyetleri dışında gerekli yaşa geldiklerinde gençlere savaş için gerekli olan eğitim de verilmekteydi. Eğitimlerini tamamladıktan sonra gençler, “Apodyterion” adı verilen soyunma odalarına dönerlerdi. Strigilis adı verilen tunçtan kazıyıcı aletlerle, eğitimleri sırasında vücutlarında biriken kir, ter ve yağları temizlerlerdi. Son olarak ise banyolarını yapıp günlük eğitimlerini tamamlarlardı. Tüm bu fiziksel eğitimlerin çoğu, müzik eşliğinde yapılmaktaydı. Çünkü antik çağda Yunanlılar, fiziksel uyum kadar zerafet ve ritme de önem veriyorlardı. Bu yüzden palaestralarda çoğunlukla bir flütçü bulunmaktaydı.29

M.Ö. 530/525-505/500 tarihleri arasında yoğun olarak eserler vermiş olan ve “Öncüler” olarak adlandırılan grubun ressamlarından olan Euphronios’a ait bir Kalyx Krater üzerinde palaestralarda, gençlerin eğitime başlamadan önce yaptıkları hazırlıklar betimlenmektedir (Levha 8. Res. 15. a-b).30 Ön yüzde, sahnenin solunda genç erkek figürü Aryballos’tan yağ dökerek yağlanmaktadır ( Lev.8. Res. 15.a). Önünde ise ona yağ sürünmesinde yardımcı olan daha genç bir figür betimlenmiştir. Sahnenin ortasında ise eğitimi başlamış bir öğrenci karşısındaki hocasından disk atmanın inceliklerini öğrenmektedir. Sahnenin sağında ise genç bir öğrenci, henüz buraya yeni gelmiş olacak ki, soyunmaya başlamıştır. Diğer yüzde ise yine yağlanan ve ona yardım eden gençler ile yine yağlanmakta olan ve soyunan gençler betimlenmektedir (Lev.8. Res. 15.b).

Daha erken örneklerden biri ise M.Ö.560-540 tarihleri arasında yoğun olarak eserler vermiş ve M.Ö. 530-520’lerde eserleri son bulan Exekias’a ait bir Panathenaic Amphora üzerindeki güreş sahnesidir (Levha 9. Res. 16)31. Siyah figür tekniğiyle yapılmış olan bu örnekte, şişman olarak betimlenen iki güreşçiyi paidotribes izlemektedir. Diğer tarafta ise bir başka figür de kendisine sıranın gelmesini beklemektedir. Bu sahnede görüldüğü gibi güreşçiler sakallı ve orta yaşlı bir şekilde betimlenmişlerdir ve bu durum vazo betimleri üzerinde özellikle M.Ö. 6.y.y.’ın ikinci yarısında görülen bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır.

Eserlerini M.Ö. 500-480/475 tarihleri arasında vermiş olan Kleophrades’e ait olan siyah figür tekniğindeki yine bir Panathenaic Amphora üzerinde güreşçiler ve eğitmenleri betimlenmiştir (Levha 9. Res. 17).32 Panathenaic Amphoralar, Atina’da, Tanrıça Athena adına düzenlenen şenliklerde, yarışma kazanan sporculara ödül olarak verilen kaplardır. Siyah figür tekniği ortadan kalktıktan sonra bile sadece bu kaplar yine siyah figür tekniğiyle boyanmaya devam etmiştir. Bilindiği gibi s.f.t., M.Ö.~530’dan itibaren kırmızı figür tekniğinin ortaya çıkmasıyla beraber yavaş yavaş ortadan kalkmıştır.

M.Ö. 530-500 tarihleri arasında çalışmış olan Andokides’e ait A Tipi bir karınlı amphora üzerinde yine güreşen çiftler ve eğitmenleri görülmektedir (Levha 10. Res. 18).33 Bir başka örnek ise Berlin Ressamı’na ait olan bir panathenaic amphora üzerindeki diski havaya kaldırmış bir genç betimidir (Levha 10. Res. 19).34

Palaestra sahneleri ile ilişkili olarak, bir diğer örnek ise M.Ö. 480-470 tarihleri arasında eserler vermiş olan Antiphon Ressamı’na ait bir vazo ayağı üzerinde betimlenmiş sahnedir (Levha 11. Res. 20).35 Burada palaestrada, eğitimden sonra bir gencin vücudundaki kirleri strigilisle temizlenmesi betimlenmiştir ve koku şişesini ona uzatan gencin, yardımlarından dolayı saçlarını okşayarak sevgisini göstermektedir.

Palaestraların antik çağın sosyal yaşantısındaki en önemli özelliklerinden biri ise burada yaşanan aşk ilişkileridir. Gelişme çağındaki gençler eğitimleri sırasında yaşlıların ilgisini çekmekte ve palaestralar bu yüzden aşık olunmak için seçilen en mükemmel yerler olarak tanımlanmaktadır. Eşcinsellik, eski Yunan toplumunda hoş görülmese ve eleştirilse bile, yaşlı erkeklerle gençler arasındaki ilişkiler anormal ve beklenmedik değildir.Bu ilişkiler açıkça dile getirilmese bile, yetişme sürecinin bir parçası sayılmaktaydı. Genç bir erkeğin, daha yaşlı bir hayranının dikkatini çekememesi utanç verici bir durum olarak görülmekteydi. Zira ilgilenme nedeni her ne kadar erotik olsa da, yaşlı erkeğin akıl hocalığı yapacağı da gözönüne alınmalıdır. Yaşı daha büyük olan sevgilinin, genç olana yaşam hakkında bildiklerini anlatması ve onu yönlendirmesi beklenir, öyle ki özellikle Sparta’da eğer genç aşık savaşta bağırıp, korkarsa yaşlı aşık onu iyi eğitemediği için cezalandırılırdı. Genellikle gençler bir an önce tecrübe sahibi olmak ve yaşam hakkında bilgilenmek için bu ilişkilere girmek zorunluluğunu her zaman hissetmişlerdir. İlişkiler ise genç erkeklerin günlerinin yaklaşık üçte birini geçirdikleri palaestralarda başlamaktadır. Yaşlı erkekler palaestralara genç erkekleri izlemeye gelmekte, aynı zamanda aralarında içinde bulundukları siyasi durumlar hakkında tartışmalar da yapmaktadırlar. Hoşlarına giden bir genç olduğunda ise ona horoz gibi hayvanların yanı sıra çeşitli yiyecekleri de hediye olarak vererek ilişki kurmaktadırlar. Böylece yaşlı erkekler, genç öğrencilerin yaşamlarına girmekte ve onların gelişimlerine edindikleri yaşam tecrübesi ile katkıda bulunmaktadırlar.

Gündelik hayatta her konuda yaşanan gelişmeleri vazolar üzerinde betimleyen eski Yunan toplumu bu tip ilişkileri de vazolar üzerinde tasvir etmişlerdir. M.Ö. 480-470 yılları arasında çok ilginç konularda eserler vermiş olan Brygos Ressamı’na ait bir kylixin tondosunda, bu konu ile ilgili olarak, orta yaşlı erkek ile genç arasındaki bir aşk sahnesi görülmektedir (Levha 11 Resim 21).36 Gencin elinde aşığından file içinde aldığı hediyeler görülmektedir. Bir diğer örnekte ise M.Ö. 5. y.y.’ın ilk yarısının ortalarında eserler vermiş olan Euaichme Ressamı’na ait bir kylixin tondosunda resmedilmiş olan yaşlı erkeğin, aşık olduğu gence kendisini belli etmek için hediye olarak uzattığı horozla birlikte görülmektedir (Levha 12. Res. 22).37 M.Ö. 540’a tarihlendirilen ve Phrynos Ressamı’na ait olan bir karınlı amphora üzerinde ise yaşlı erkek, bir gence olan ilgisini anlatmaya çalışırken betimlenmiştir (Levha 12. Res. 23).38

1.2. KIZ ÇOCUKLARIN EĞİTİMİ

Eski Yunanlılar, cinsiyet ayırımı gözeten bir toplum yapısına sahipti. Antik çağda, Yunan toplumunda kız çocuklarına erkek çocuklar kadar değer verilmemekle birlikte, bebeklik ve çocukluk evrelerindeki eğitimlerinde olasılıkla aynı derecede ilgilenilmesi söz konusu idi. Aristokrasi sınıfından bir ailenin kızıysa şanslı olarak onlara da okuma-yazma öğretilmekteydi. Genç kızlık dönemlerinde ise onlar erkekler gibi palaestra eğitimi almamakta ve genelde evlerinden dışarı, genç kız ve bayanların katıldığı festivallerden birine gitmenin dışında çok fazla çıkmamaktadırlar. Kızların okula gitmesi zorunlu değildi, fakat kadınlar dinsel alanda geri planda kalmıyorlardı. Örneğin, Atina’da Demeter adına düzenlenen “Thesmophoria” şenlikleri erkeklere kapalı olup, festivalin önde gelen sorumlularından birisi de kadındı.39

Genç kızlar genelde evde, iyi bir ev kadını olmak için gerekli olan konularda ustalaşırlardı. Yemek pişirmeyi ve annesi gibi örgü işlerini öğrenmekteydi. Yeterince büyüdüklerinde ise evlendirilirdi. Evlenecek kızların okuma-yazma bilmeleri onlar için büyük bir avantajdı. Gelecekte kocasının evinin sahibesi olacak ve orada evin hesaplarını tutup, listeler hazırlayacaktı. Böylelikle kocasının ve diğer insanların gözünde daha saygın bir yere sahip olacaktı.40

2. ANTİK ÇAĞIN EĞİTİM KURUMLARI OLARAK GYMNASİONLAR

Gymnasion kelimesi, Grekçe gymnos yani “çıplaklar” anlamına gelen çoğul sıfattan türemiştir. Kelime, önceleri bu şekilde çoğul anlamda kullanılırken, daha sonraları tekil olarak gymnasion şeklini alarak belirli bir formdaki yapılar için kullanılmaya başlanmıştır. Antik Sparta kültüründen kaynaklanan eğitimlerini çıplak yapma geleneği, yapı için kullanılan terimi de etkilemiş, tüm antik çağ boyunca bu şekilde anılmıştır.41

Antik Grek kentleri için tapınak, agora ve tiyatro gibi yapılar ne kadar önemli ise gymnasion yapısı da bir şehir için o kadar vazgeçilmez unsurlardan biridir. Bu nedenle özellikle şehir planlamacılığına dair bilgiler aktaran antik yazarlar kentleri gymnasionsuz düşünememektedirler. M.Ö. 6.y.y.’da yaşamış olan Anakharsis, Yunanistan’ı ziyaret ettiği sırada, Greklerin atletizim çalışmalarını şaşkınlıkla izlemiştir. “Grekler’in bütün şehirlerinde her gün deli gibi koştukları belli bir yer bulunmaktadır” diye sözettiği yer büyük olasılıkla Grek gymnasionlarının ilk evreleri olamalıdır. M.S.2.y.y.’da yaşamış olan Mysialı Aristides ise, Küçük Asya’daki Roma İmparatorluğu’na bağlı şehirlerdeki yapıları sayarken, gymnasionları liste başında anmaktadır.42

Bazı araştırmacılar, antik çağda gymnasionların bir kurum olarak ilk kez M.Ö. 7.y.y.’da Dorlar tarafından kurulduğunu ileri sürmektedirler. Bu düşünce arkeolojik verilere dayanılarak ileri sürülmüş ve gerçekten de saptanabilen en erken gymnasion yapıları Atina kentindeki Akademia, Lykeion ve Kynosarges olarak adlandırılan yapılarıdır. Diğer bazı araştırmacılar ise, ilk gymnasionların Girit ve Sparta kökenli olduğunu ileri sürmüş fakat bu görüşlerini arkeolojik belgelerle kanıtlamamışlardır. Buna dayanak olarak Girit saraylarındaki duvar resimlerinde görülen bazı atletizimle ilgili betimleri kanıt olarak göstermişler fakat antik kaynakların hiç birinde Girit ve Sparta gymnasionları hakkında herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Gymnasion fikrinin ilk kez kent meydanında veya agora ortasında, gençlerin sportif mücadeleleri ve onları izleyen kent vatandaşlarının organizasyonu ile doğduğu sanılmaktadır.43 Bu ilk dönemlerde Yunan eğitimi daha çok fiziksel eğitime dayanmaktaydı ve gençlerin böylece kentlerini korumak için oluşturulan ordularda görev alması sağlanmaktaydı.

İlk dönemlerde sadece vücudun dayanıklılığına yönelik eğitim ( Lev.13. Res. 24.), M.Ö. 4. y.y.’dan sonra Sophistler ve Sokrates ile birlikte, farklı bir nitelik kazanmaya başlamıştır. Bu tarihten itibaren fiziksel eğitimin yanında artık gençlere zihinsel eğitim de verilmeye başlanmış ve gymnasion yapıları bugünkü anlamda okul kimliğini kazanmışlardır ( Levha 13. Res. 25).

Gymnasion yapıları, değişik kentlerde ve bölgelerde ekonomik, coğrafi ve sosyo –kültürel etkenler nedeniyle farklı biçim ve boyutlarda inşa edilip, kullanılmışlardır. Mimari açıdan basit olarak yapılan ilk gymnasion yapıları, M.Ö. 5. y.y.’ın sonlarından itibaren, her mekanın belli bir işlev yüklendiği ve şehir içinde belli bir konuma ulaştığı bir yapı kompleksi şekline dönüşmüştür. Klasik Çağ’da çok kesin hatlarla ayrılmasa bile, kendine özgü mimari bir karakter kazanan gymnasionlar, Hellenistik Çağ’da sosyal yaşamın merkezi ve buluşma yeri haline gelmesiyle gymnasiondaki eğitim metodları da değişmeye başlamıştır. Bu çağda varolan felsefik dersler, gymnasiona entellektüel bir boyut getirmiştir. Böylelikle gymnasionlar, yalnızca jimnastik alanı olmaktan çıkıp, bugünkü batılı anlamda, akademi kimliğine bürünmüştür. Sonuç olarak gymnasionların bu haliyle, çok gösterişli ve planlı yapılar haline geldiğini görmekteyiz.44

3. ANTİK ÇAĞDA EĞİTİM SİSTEMİ OLARAK DOĞAN RHETORİCA

Homeros’un destanlarından öğrenildiği üzere, Eski Yunan toplumu iletişim açısından sözel ifadeye dayanan bir toplumdu. Agoralarda ya da ihtiyar meclisinde, halkı ikna edebilen kişilerin övülmesi, bu kişilere savaşlarda zafer kazananlara gösterilen saygının gösterilmesi, Eski Yunanlıların ulusça söz sanatına verdiği önemin bir göstergesidir. Rhetorica, bu bağlamda, eşitliğin ve rekabetin siyasal yaşama karışması ve her vatandaşın kendini başkalarına ifade edebilmesi yani toplumun demokratik bir ortama girmesiyle birlikte ortaya çıkmıştır.

Rhetorica, ilk olarak, M.Ö. 5. y.y.’da Sicilya’da yöneticiler ile halk arasındaki arazi kavgalarının (M.Ö.466-461) neden olduğu bir çatışma ortamında doğmuştur. Sicilya’nın başında bulunan tiranlar, askerlere dağıtmak üzere halkın topraklarına el koymuş, bu olay sonucunda bir dizi ayaklanmalar çıkmış ve tiranlar iktidardan indirilmişlerdir. Belli bir zaman geçtikten sonra halkın topraklarını geri alabilmesi için halk mahkemeleri kurulmuştur. Bu mahkemelerde halkın kendi haklarını, konuşma yetisini kullanarak savunması ve jüri üyelerini etkilemesi, konuşmanın çeşitli alıştırmalarla öğretilebilirliğini ortaya koymuştur. Bu öğretimin öncülüğünü ise ilk kez Agrigentumlu doğa filozofu olan Empedokles45 üstlenmiş ve kurduğu geleneği öğrencisi Koraks’a ve onun da öğrencisi Teisias’a devretmiştir. Bu iki Syrakusailı öğretici yazdıkları el kitaplarıyla rhetorica sanatının ilk kurallarını belirlemiş, kurdukları rhetorica okuluyla gençlere ikna etmenin yollarını öğretmişlerdir.

Sicilya mahkemelerinde doğan rhetorica, siyasal ve sosyal gerekçelerle, Atina’da Kleisthenes’in M.Ö. 508’deki demokratik yenilikçi hareketleri ve Pers savaşlarının M.Ö. 5.y.y.’da toplum yaşamında yaptığı değişiklikler sonucu gelişmiş, demokratik ortamın sağlanması ve ticaretin gelişmesi sonucunda Themistokles ve Perikles gibi zamanın güçlü oratorlarını46 ortaya çıkarmıştır. Rhetorica sanatını asıl dönüm noktası, M.Ö. 5. y.y.’da, Atina’nın düşün dünyasındaki ilginin insan ve toplum yaşamına kaymasıyla birlikye ortaya çıkan sofistler aracılığıyla yaşanmıştır. Gezginci öğretmenler adı verilen bu grubun içinde özellikle Protagoras, Gorgias ve İsokrates gibi düşünürler rhetoricayı bir eğitim aracı haline getirmişler ve düşüncelerinin temeline almışlardır.47

M.Ö. 4. y.y.’da rhetoricayı ahlak açısından değerlendiren Platon’un rhetoricaya karşıt olarak diyalektiği savunması ve rhetoricayı bir kandırma sanatı olarak tanımlaması sonucunda rhetorlar ile felsefeciler arasında bir çatışma ortamı yaratılmıştı. Platon’un öğrencisi Aristoteles ise farklı bir yaklaşım sergilemiş ve rhetoricaya felsefi bir temel kazandırmaya çalışmıştır. Ancak eski Yunanistan’da siyasal düzende meydana gelen çalkantılar, ülkenin bağımsızlığını ve demokratik yaşam tarzını yitirmesi rhetoricanın çöküşünü hızlandırmıştır. Demosthenes’in48 ölümünden sonra son bulan Attica rhetoricası ile birlikte Eski Yunan siyasal rhetoricası da eski coşkusunu yitirmiştir. Atina’nın siyasal özgürlüğünü yitirdiği Hellenistik dönemde rhetorica siyaset meydanlarını bırakıp okul sıralarına çekilmiş, siyasal konuşmalar yerini okullarda okutulmak için yazılan ve sadece eğitim amacını güden söylevlere bırakmıştır.

3.1. V. ve IV. YÜZYILLARDA SOFİSTLER VE RHETORİCA EĞİTİMİ

Eski Yunan eğitim sistemi, sofistik aydınlanmaya girmeden, bir başka deyişle zihinsel eğitim anlayışını benimsemeden önce, sadece ahlak ve beden eğitimi ilkelerine dayanmaktaydı. Eski Atina eğitiminde önemli olan Kalokagathia, yani hem güzel hemde iyi bir insan olma idealiydi. Agathos yani iyi, insanın ahlaksal yanına, kalos yani güzel ise insanın fiziksel güzelliğine işaret etmekteydi. Aristokrasi kültürünün can damarı, bedensel eğitim, yani spordu. Çocuk, paidotribes’in denetiminde çeşitli spor yarışmalarına hazırlanır, ata binmeyi, disk ve cirit atmayı, uzun atlama, güreş ve boksu öğrenirdi. Antik çağda sporun amacı, bedeni ve dolayısıyla karakteri geliştirmek ve güçlendirmekti.49

Platon’un Protagoras diyaloğunda, Atinalı bir çocuğun eğitimi şu şekilde özetlenmektedir (325d-326c): Eski Yunan’da eğitim ve öğretim çocuklukta başlar. Çocuk kendisine söyleneni anlamaya başladığı andan itibaren, annesi-babası, süt annesi, eğitmeni onu yetiştirmeye çalışırlar. Özellikle babalar bu işe ölünceye kadar devam ederler. Aile büyüklerinin her hareketi ve her sözü çocuğu eğitici bir rol oynar. Çocuk onların sürekli “şu doğru, şu yanlış, şunu yap, bunu yapma” türündeki uyarılarıyla karşılaşır. Bunlara seve seve uyduğunda sorun çıkmaz. Dikbaşlılık ettiğinde dayakla yola getirilir. Okul çağına geldiğinde, anne-babalar çocuklarının yazmayı ya da harp çalmayı öğrenmesinden çok, iyi davranışlar edinmelerine dikkat edilmesini beklerler ve öğretmenlerini bu konuda uyarırlar. Öğretmenler de bu konuya özen gösterirler. Öğrenciler okuma-yazma öğrendikten sonra, onlara büyük şairlerin eserleri ezberletilir. Bu eserler eskiden yaşamış kahramanların zaferlerini öven şiirlerle doludur. Çocuğa bunların öğretilmesindeki amaç, tarihsel kahramanlara öykünerek onlara benzeme isteğini uyandırmaktır.50

Harp öğretmenleri de öncelikle çocukların kötü davranışlardan kaçınıp ölçülü olmalarına özen gösterirler. Harp çalmayı öğrenen çocuklara lirik şairlerin eserlerini öğretip bunları harp ile çaldırırlar. Böylece çocukların ruhunu ezgilerle doldurur ve uyumlu hale getirirler. Çocuklar bu yolla güzel konuşma ve davranma eğitimi de kazanmış olurlar. Eski eğitim tarzında beden eğitimi öğretmenlerine de büyük görevler düşer. Çocuğun, yaşamında karşılaşacağı zorluklara göğüs germesi ve ülkesi için girişeceği savaşlarda başarı kazanması için sağlıklı bir beden yapısına gereksinimi vardır. Bu, beden eğitimi öğretmenlerinin denetiminde yapılan zorlu alıştırmalar aracılığıyla kazanılır.51

Platon’un kısaca tüm ayrıntılarını özetlediği Eski Atina eğitiminde dizginler aristokratların elindeydi, devlet eğitim ve öğretim işini kontrol edemiyordu. M.Ö. 5. y.y.’dan önce öğretmenlik bir meslek halini almamıştı. Müzik, beden ya da şiir eğitimi gibi çok çeşitli konularda karmaşık bir eğitim veren öğretmenler vardı. Sofist Protagoras’a52 göre bu öğretmenler aslında ilk sofistlerdi. Bu öğretmenler daha sonraki dönemde yaratılacak olan sofist öğretisini, müzik, şiir ve beden eğitimi gibi çeşitli dallar altında gizlemişlerdi.53

M.Ö. 5. y.y.’da Pers savaşları sonrasında demokratik bir gelişim içine giren Atina’da siyasal, sosyal ve eğitim alanındaki yerleşik aristokratik kültür inançları yerini sofist kültürü olarak adlandırılan, insanı merkeze alan ve onun sosyal sorunlarıyla ilgilenen yeni bir kültür anlayışına bıraktı. Bu kültürün akılcı demokratik ideallerini şehirden şehire dolaşarak parayla satan sofistler, belkide ilk kez bir toplumdaki siyasal-sosyal kargaşalıklar sonucu yapılanan kültürün eğitimsel sorunlarıyla uğraşan kişilerdi.54 Başta Protagoras olmak üzere insanı herşeyin ölçüsü yapan sofistlerin eğitimsel tasarımlarının aktarım aracı rhetorica sanatıydı; bu sanat onların, aristokratik kültürde soyluluğun kalıtımsal ayrıcalığı olarak görülen arete yani erdemin öğretilebilir ve dolayısıyla öğrenilebilir olduğunu kanıtlamaları için etkin bir silahtı. Sofistlerin rhetorica eğitimindeki amaç, öğrencilere bir sorunu iki yönlü bir bakış açısıyla değerlendirmeyi ve çözüme ulaştırmayı öğretmekti. Bir konu üzerinde uzmanlaşmanın genç zihinleri kısırlaştırıp dar bir bakış açısı kazandıracağını düşünen sofist eğitimciler matematik, geometri, astronomi, coğrafya gibi bilim dallarında yeterli bilgiyi almak gerektiğini belirtiyorlardı.

Öğretilerinin temelini insan ve toplumun oluşturduğu sofistler, gençlere öncelikle bilginin kişiden kişiye değiştiğini, bu nedenle ortak bir bilginin bulunamayacağını öğretiyordu. Sofistlerin gerçekleştirmek istedikleri amaçları için geliştirdikleri bir felsefe okulu yoktu ya da başka herhengi bir felsefe okuluna bağlı değillerdi; benimseyip geliştirdikleri idealler eklektik (seçmeci)55 bir yapı sergiliyordu. Sofistler, yeteneklerine güvendikleri kişileri etrafında toplayıp onlara eğitim veriyorlardı. Platon’un bulanık ve kalıcılıktan yoksun olarak nitelediği ve küçümsediği sofistlerin kültür idealleri, herşeye karşın, daha önceleri sadece ahlak ve beden eğitimiyle ilgilenen Eski Yunan dünyasında önemli bir aşamaydı. Sofistler aracılığıyla, zihinsel eğitim gelişince, insanın akıl yanı görünür olmuş, dolayısıyla, genel Yunan eğitiminin görüntüsünde de bir değişim yaşanmıştır. Bu dönemde bireysel kültür önem kazanmaya başlamıştı; artık yavaş yavaş insana, kendi varlığını gerçekleştirmeyi başaran ve kendi haklarına sahip otonom bir kişilik olarak bakılıyordu.

Eğitim alanındaki bütün bu olumlu gelişmelere karşın, sofistik kültür ve eğitim anlayışı sağlam siyasal temellere ve belirgin eğitim ideallerine dayanmadığından, ne zaman biçimsel bir eğitimden öteye geçilmeye kalkışılsa ya da ne zaman devletle ilgili derin sorunların irdelenmesi söz konusu olsa, yarı-doğruların öğretilebileceği tehlikesiyle karşı karşıya kalınıyordu. Platon’un ve Aristoteles’in sofistik kültür anlayışında asıl karşı çıktıkları işte bu nokta idi.

M.Ö. 4. y.y.’ın ortalarından itibaren sofistler, ardından olumlu ya da çoğu zaman olumsuz eleştiriler bırakarak yavaş yavaş tarih sahnesinden silinmeye başlamışlardı. Ancak şu nokta kesinlikle unutulmamalıdır ki sofistlerin çağı Atina eğitiminin aydınlık dönemiydi ve sofistler yaşadıkları çağda büyük bir toplumsal gereksinime yanıt vermişlerdi. Bu dönemden başlayarak bir Yunanlı artık yalnız şiir, müzik ya da beden eğitimiyle beslenmiyor, öğrendikleri felsefik bilgilerle pratik yaşamda sosyal, siyasal, ahlak ya da dinsel konularla nasıl ilgileneceğini biliyor, gramerin inceliklerine girerek kendisini en iyi biçimde ifade etmeye çalışıyordu.

3.2. HELLENİSTİK DÖNEMDE RHETORİCA EĞİTİMİ

Atina’nın M.Ö. 338 yılında Makedonya kralı II. Philippos’a yenik düşmesinden M.Ö. 146 yılında Romalıların Eski Yunanistan’ı bir Roma eyaleti yapmalarına kadar geçen süre, Eski Yunan tarihinde Hellenistik çağ olarak adlandırılır. Eğitimde edebiyat, rhetorica ve gramer gibi konuların ağırlık kazandığı bu dönem aydınları, Eski Yunanistan’da polis devletinin yıkılması ve çağın çeşitli felsefe okullarının etkisiyle yoğun siyasal yaşamdan bireysel yaşama çekilmişti.

Platon’un Akademeia’sı ve Aristoteles’in Lykeion’u da siyaset dışındaki konulara, metafizik ve doğa bilimlerine dalmıştı. Bu iki klasik çağ filozofunun ve ardıllarının görüşleriyle gelişen ve sofistlerin idealleriyle beslenen Hellenistik eğitim biçiminde, paideia artık çocuğun bir insan olması için, onu donatan bir teknik değildi; daha derin bir anlam kazanarak okul yıllarının ötesinde tüm yaşamı kaplayan, mükemmel bir insan ideali oluşturma işlemine dönüşmüştü. Bu yeni eğitim şeklinde, eski eğitimin temelini oluşturan ahlaksal ideal kavramı arka planda önemini korurken, estetik ve müzik bilgisi de bu gelişime dayanak oluşturmuştur.

Hellenistik dönem eğitimine ilişkin bilgilerimiz, o dönem yazarlarına gönderme yapan Romalı yazarlar ve geç dönem Hellenistik rhetorları aracılığıyla olmuştur. M.Ö. 3. y.y.’a ait bir papirüsten elde edilen bilgiye göre Hellenistik eğitim, yedi yaşından başlayıp yirmi yaşına kadar sürmektedir. Altı yaşına kadar aile içinde birtakım ahlaksal bilgilerin alınmasından sonra devam edilen temel düzeydeki eğitimin amacı, çocuğu felsefe, rhetorica ve tıp gibi yüksek eğitim konularına hazırlayıcı bilgilerle donatmaktı. Temel düzeydeki eğitim okuma-yazma ve basit çapta matematik bilgilerini almakla geçerdi. Bu aşamada öğretmen, çocuğa harflerin biçimlerini ve adını ezberletir, hecelemeyi öğretirdi. Ayrıca Aisopos’un masallarından parçalar da ezberletilirdi. Daha sonra yaklaşık 12 yaşlarında başlanan gramer ve edebiyat okullarına devam edilirdi.

Hellenistik çağ eğitiminde şiir konulu edebiyat çalışmalarında, Homeros’un eserlerine ağırlık verilirdi. Eski Yunanlılar için Homeros bir ahlak öğretmenidir. İlias ve Odysseia adlı destanları dilsel çalışmalar için yararlı bir zemin oluşturmakla birlikte eski tarihsel bilgiler, mitoloji, coğrafya ve din açısından da çok zengin bir kaynaktı. Bunların yanında Hesiodos ve Argonautikos’un yazarı Rhodoslu Apollonios’da edebiyat çalışmalarında üzerinde çalışılan yazarlardı. Kallimakhos gibi son dönem lirik şairlerinin eserleri ise hem edebiyat derslerinde okutuluyordu hem de aynı okulun müzik derslerinde şarkı biçiminde öğretiliyordu. Ayrıca Aiskhylos, Sophokles ve Euripides gibi trajedi şairleri, Menandros gibi komedi şairleri de ders programları arasındaydı.

Hellenistik dönem okullarında şiir çalışmalarının yanında, düzyazı alanında, Herodotos, Xenophon ve Thukydides gibi ünlü tarihçilerin ve Demosthenes gibi orator’ların eserlerine de yer verildiği görülmektedir. Hellenistik dönemde edebiyat okullarında ayrıca enkyklios paideia yani genel eğitim adı altında, dilbilgisi ve edebiyattan başka bilimler de işleniyordu. Bu bilimler arasında geometri, aritmetik, astronomi, coğrafya sayılabilir.

Hellenistik çağda öğrenciler edebiyat okullarından sonra yüksek eğitim için ya bir felsefe okuluna ya da rhetorica okuluna gitmekteydi. Felsefe ve rhetorica bu dönemde de, klasik çağda olduğu gibi İsokrates-Platon arasında çıkan çatışmayı sürdürmüştür. Bu bağlamda klasik dönem filozoflarından olan İsokrates, rhetoricayı felsefi bir temel üzerine oturtmaya çalışmış, Platon ise rhetoricayı gelip geçici bir bilgiler yumağı olarak tanımlamış ve tümden reddetme yoluna gitmiştir.

Hellenistik dönemdeki eğitim sisteminin genel karakterine bakılacak olunursa, Yunan toplumunun siyasal özgürlüğünü yitirdiği bu dönemde eğitim bireyselleşmiş ve siyasal yaşamın oldukça dışına çıkmış bir görüntü sergilemiştir.

SONUÇ

Antik dünyada insan yaşantısı için en çok gereksinim duyulan işlevlerden birisi hiç kuşkusuz eğitim-öğretimdir. İnsanoğlu, en eski çağlardan bu yana deneme-yanılma yoluyla elde etmeye başladığı bilgilerini başkalarına aktarma ihtiyacı hissetmiş ve bu işi sistemli bir duruma getirerek eğitim-öğretimin temellerini atmıştır. Bu bağlamda eğitimin verilmeye başlanması köken olarak Mısır ve Mezopotamya kültürlerine dayansa da, eğitim- öğretimin sistemli bir şekilde verilmesi antik Yunan dünyasında başlamış, Roma çağında devam etmiş, gelişmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır.

Yunan eğitim modelinin temelini oluşturan “Kalokagathia” yani hem ruh hem de bedenen ideal olma düşüncesi, Yunan toplumunun sosyal ve kültürel açıdan gelişmesinde büyük rol oynamış, bu bağlamda Yunan Uygarlığı’nın bir çekim merkezi haline gelmesini sağlamıştır.

M.Ö. 5.y.y.’dan önce, Yunan eğitim sisteminin temelinde, fiziksel eğitim, hayati bir önem taşımaktaydı. Bunun nedeni ise, şehir devletleri şeklinde yaşayan Antik Yunan toplumunun, savaşlarda, fiziksel eğitim almış gençlere ihtiyaç duymasından kaynaklanmaktadır. Sürekli bir ordu geleneği olmayan Yunan şehir devletleri sıkı bir fiziksel eğitimle yetiştirdiği gençlerden savaşlarda yararlanıyordu. Kadınlar ise, demokrasinin beşiği sayılan Antik Yunan toplumunda, günümüzde de olduğu gibi genel anlamda, hep ikinci planda kalmış, aristokrasi sınıfından olan kadınlar dışında, yaşamdan dışlanmış bir hayat sürmüşlerdir. Bu durum kız çocukların eğitimine de yansımış ve eski Yunan toplumunda erkek çocuklar gibi olmasa da eğitim alan kız çocukları şanslı sayılmıştır.

M.Ö. 5.y.y.’dan itibaren ise ilk demokrasi hareketleriyle birlikte, ilk başlarda sadece aristokrasi sınıfının çıkarlarını gözeten bir anlayışta da olsa, düşüncelerin özgürce ifade edilmeye başlaması yeni eğilimlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu bağlamda yeni felsefik akımlar ortaya çıkmış ve bu çeşitlilikle birlikte eğitim-öğretim de bu etkileşimden nasibini almıştır.

İlk dönemlerde sadece vücudun dayanıklılığına yönelik eğitim, M.Ö. 5.y.y.’dan itibaren ilk doğa filozofları olan sofistlerle birlikte, farklı bir nitelik kazanmaya başlamış, bundan sonra ise fiziksel eğitimin yanında gençlere artık zihinsel eğitim de verilmeye başlanmıştır. Bu durumun sonucunda ise eskiden eğitim aktivitelerinin yapıldığı basit mekanlar olan Palaestralar, mimari anlamda fonksiyonel açıdan gelişmiş olan Gymnasion yapılarına dönüşmüştür. Mimari açıdan basit olarak yapılan ilk Gymnasion yapıları, M.Ö. 5.y.y.’ın sonlarından itibaren, artık her mekanın belli bir işlev yüklendiği ve şehir içinde belli bir konuma ulaştığı yapı kompleksleri şekline dönüşmüştür. Klasik dönemde çok keskin hatlarla ayrılmasa bile, kendine özgü bir mimari karakter kazanan Gymnasion yapıları, Hellenistik dönemde sosyal yaşamın merkezi olmuş ve Gymnasion’daki eğitim metotları da değişmeye başlamıştır. Bu çağda varolan felsefik dersler sayesinde Gymnasionlar, entellektüel bir boyut kazanmışlardır. Böylelikle Gymnasionlar, yalnızca fiziksel eğitim alanı olmaktan çıkmış ve antik çağın bir anlamda yüksek öğrenim kurumları olmuşlardır.

M.Ö. 5. y.y.’ın ilk çeyreğini ortalarında ilk kez Sicilya’da ortaya çıkan Rhetorica sanatı da bu devirden itibaren eski Yunan eğitiminin şekillenmesine önemli katkılar sağlayan bir olgu şekline bürünmüştür. Rhetorica sanatının ortaya çıkmasından itibaren ilk doğa filozofları olan sofistlerle birlikte tüm antik çağ filozofları, Rhetorica sanatını ya eğitim sistemlerinin temeline oturtmuş ya da tamamen karşısında yer alarak farklı felsefik açılımlar ortaya koymuşlardır. Ortaya çıkan bu çeşitlilik ise, eski Yunan eğitim sistemini, bugün bile batı toplumlarında olduğu gibi örnek alınacak bir konuma getirmiştir.

Tüm bunlarla beraber, Antik Yunan toplumunun sanata olan ilgisi dahilinde, günlük yaşamlarını çeşitli sanat eserlerinde anlatmaya çalışması ve özelliklede vazo lar üzerinde resmetmesi, dönemin sosyal ve kültürel özelliklerini yansıtması açısından özellikle incelenmesi gereken bir konuma sahip bulunmaktadır. Bu bağlamda antik yaşamın bir parçası olan eğitim-öğretim olgusunun da antik vazolar üzerinde betimlendiği görülmektedir.

Eğitim-öğretimle ilgili sahneler vazolar üzerinde, Siyah Figür Tekniği’nin ortaya çıkmasından sonra özellikle M.Ö. 6.y.y.’dan itibaren görülmeye başlanmıştır ve betimlenen ilk sahneler genellikle Palaestra’da eğitim yapan gençleri gösteren sahneler şeklindedir. Bu betimlemelerde gençler, boks, güreş, atletizim gibi alanlarda eğitim yaptıkları sırada betimlenmişlerdir. Vazo betimleri üzerinde M.Ö. 6.y.y’ın son çeyreğinden itibaren ise pentatlon sahneleri görülmeye başlanır (koşu, uzun atlama, disk atma, cirit atma ve güreş). M.Ö. 6.y.y. sonu 5. y.y. başında Palaestra sahneleri sevilerek işlenmeye başlanmış ve M.Ö. 500-450/440 tarihleri arasında eğitim-öğretimle ilgili sahneler sıkça betimlenmiştir. Bu dönem ressamlarından özellikle Berlin, Onesimos, Brygos, Foundry ve Douris gibi ressamlar bu konuda unic sayılabilecek eserler vermişlerdir. M.Ö 5.y.y.’ın ikinci yarısından itibaren eğitimle ilgili sahneler azalmış, M.Ö. 4.y.y.’da ve özellikle Hellenistik dönemle birlikte artık ortadan kalkmıştır.

Anlaşıldığı gibi, Antik Yunan toplumu, eğitim-öğretim gibi kendisi için hayati önem taşıyan konuları, yaşamları boyunca ve ortaya koydukları sanat eserlerinde, bunu gelecek nesillere de aktarmayı başarmışlardır. Bu durumun uzantılarını batı toplumlarının oluşturdukları ve bunun için örnek aldıkları Antik Yunan Kültürü’nün köklerinde aramak kanımızca akla uygun bir düşünce tarzı olmalıdır.

Konu savataged tarafından (10-05-2008 Saat 22:38 ) değiştirilmiştir..
savataged isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Yanıtla


Konuyu toplam 1 üye okuyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz




vBulletin® Version 3.7.0 Beta 4