Çizgili Forum

Geri git   Çizgili Forum > FORUM KULLANIM ALANI > Üst Yönetim Odası > KÜLTÜR – SANAT – TARİH > Türk ve Dünya Tarihi > Osmanlı İmparatorluğu
Üye Ol Yardım Üye Listesi Takvim Tüm Mesajları Okunmuş Say

Yanıtla
 
Seçenekler Stil
Alt 21-02-2009, 00:37   #91
ergunpelit

 
ergunpelit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 13-07-2008
Nereden: İstanbul
Yaş: 40
Mesajlar: 5.450
Uye No:526
Tecrübe Puanı: 23237
Karizma Puanı: 23033604
Karizma Derecesi
ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde
Standart Ermeni Süleyman Paşa

Ermeni Süleyman Paşa Avcı Mehmet saltanatında 19 Ağustos 1655 - 28 Şubat 1656 tarihleri arasında altı ay on gün sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır.
ergunpelit isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 21-02-2009, 00:47   #92
ergunpelit

 
ergunpelit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 13-07-2008
Nereden: İstanbul
Yaş: 40
Mesajlar: 5.450
Uye No:526
Tecrübe Puanı: 23237
Karizma Puanı: 23033604
Karizma Derecesi
ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde
Standart Gazi Deli Hüseyin Paşa

Osmanlı sadrâzamlarından. Bursa Yenişehir’de doğan Hüseyin Paşa, Enderun’da, saray baltacıları arasında eğitim gördü. Küçük ve büyük mîrâhûrluk vazifesinde bulunduktan sonra, 1632 yılında Kaptan-ı deryalığa getirildi. Bir müddet sonra açılan Revan Seferine Kaptan-ı derya olarak katıldı. Revan’ın fethinde büyük gayret gösteren Hüseyin Paşa, daha sonra Âzerbaycan üzerine yapılan harekâta katıldı. Dönüşte Diyarbekir’deyken 1635 yılında devletin mühim eyaletlerinden biri olan Mısır’a Beylerbeyi tâyin edildi.İki sene bu vazifede kalan Hüseyin Paşa İstanbul’a çağırılarak, Anadolu Beylerbeyliğine getirildi ve Sultan Dördüncü Murâd’la beraber Bağdat Seferine çıktı. Muhâsara esnâsında kendi tarafına düşen iki kaleyi kolaylıkla zaptetti ve Bağdat’ın içinde sükûnu sağlamada büyük rolü oldu. Ayrıca iç kaledeki Narin Kuleyi bir bölük asker ile ele geçirmesi herkesi hayretler içinde bıraktı. Sultan Dördüncü Murâd bu başarılarından dolayı onu, kubbe vezirliğine tâyin etti. Hüseyin Paşa, 1639 yılında Sadâret Kaymakamı oldu ise de,Sultanİbrahim’in tahta geçmesinden sonra yeniden Kaptân-ı deryalığa getirildi. Bu sıralarda Karadeniz ticâretine engel olan Rus-Kazak korsanlarına karşı Karadeniz Seferine çıktı. Çok geçmeden 30 kadar Rus-Kazak gemisini ele geçirerekİstanbul’a gönderdi. 1641’de Özi, 1642’de Bosna ve 1644 yılında Budin beylerbeyi olan Hüseyin Paşa, nihayet 1646’da Hanya Muhafızlığına getirildi.Savaşlarda gösterdiği cesareti sebebiyle “deli” lakabını alan Hüseyin Paşa, kış ortasında Girit’i ele geçirmek için muhârebeye başladı. Venediklilere karşı yaptığı altı muhârebede de başarı kazandı. Resmo ve Sivrihisar başta olmak üzere, Girit’in bütün şehirlerini ele geçirdi.Karargâhını Resmo’da kuran Hüseyin Paşa, kan ve barut içinde kalmış olan kaleyi yeniden tâmir etdirdi. Şehirdeki bir kiliseyi câmiye çevirdi. Hüseyin Paşa, bir taraftan îmâr faâliyetlerini sürdürürken diğer taraftan müstahkem Kandiye Kalesini zaptetmek üzere hazırlıklara girişti. Ancak bu sırada yardıma gelmekte olan Osmanlı donanması Kandiye Boğazı önünde Venediklilere yenilince, muhâsaradan bir netice alamadı. Hüseyin Paşa, buna rağmen kuşatmayı kaldırmadı ise de, gerekli yardımı alamaması, kalenin düşmesini engelledi.Önce Rumeli Beylerbeyliğine tâyin edilen Hüseyin Paşa bâzı siyâsî sebeplerle Yedikule’de hapsedildi. 1659 yılında idâm edildi.

Halk arasında “gâzî” ve bilhassa gözünü budaktan sakınmaz tavrı ve hareketleri neticesinde “deli” lakabı ile tanınmış olan Hüseyin Paşa, kuvvetli bir vücut yapısına sâhip, cesur bir vezirdi. Özellikle Revan ve Bağdat seferleri ile Girit’in fethinde gösterdiği kahramanlıklar kendisine büyük bir şöhret kazandırdı. Girit’te 12 yıl geceli gündüzlü cephede kalmış ve bütün parasını adanın îmârına harcamıştı. Bu sebeple halk arasında ziyâdesiyle sayılıp seviliyordu. Bilhassa Girit Rumları arasında İslâmiyetin yayılmasına gayret etmiş ve onun gösterdiği adâlete hayran kalan Hıristiyanlar, kitleler halinde İslâma girmişlerdir. Bu, Arnavutluk ve Bosna-Hersek’tekinden sonra Balkan kavimleri arasında üçüncü toplu İslâmlaşma hareketidir. Bâzı kiliseleri câmiye çevirtip, Hanya ve Kandiye başta olmak üzere pekçok yerde câmi yaptırdı.

Hüseyin Paşa son derece kuvvetliydi. Rivâyete göre İstanbul’a gelen İran elçisi memleketinden getirdiği bir yayı SultanDördüncü Murâd’a takdim etmişti. Kurulu bir vaziyette bulunan yayın özelliği, boşaltıp yeniden kurmanın son derece zor olmasıydı. Nitekim sarayda tertib olunan bir müsabakada hiçbir şahıs bu yayı boşaltamamış ve pâdişâh yayın Ağa Kapısına asılmasını ve bu işi yapacak olan şahsın kendisine bildirilmesini istemişti. Bu arada Ağa dâiresinde hizmet etmekte olan Hüseyin Paşa yayı kurup boşaltmış ve durum Sultan Murâd’a bildirilmişti. Hüseyin Paşa, daha sonra aynı hareketi Sultan’ın ve İran elçisinin huzurunda birkaç defa tekrarlayınca, Sultan, pek beğendiği bu genci bir daha yanından ayırmamıştı.
ergunpelit isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 21-02-2009, 00:50   #93
ergunpelit

 
ergunpelit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 13-07-2008
Nereden: İstanbul
Yaş: 40
Mesajlar: 5.450
Uye No:526
Tecrübe Puanı: 23237
Karizma Puanı: 23033604
Karizma Derecesi
ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde
Standart Zurnazen Mustafa Paşa

Zurnazen Mustafa Paşa Avcı Mehmet saltanatında 5 Mart 1656 tarihinde dört saat boyunca sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır.Osmanlı tarihinin en kısa süre sadrazamlık yapan devlet adamıdır. Evliya Çelebi'nin seyahatnamesine göre Erzurum'a görevi gereği gitmiş ve Erzurum'a vardığı an ölmüştür. Evliya Çelebi onu değer bilen bir vezir olarak anmış ve ona Allah'tan rahmet dilemiştir.
ergunpelit isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 21-02-2009, 00:52   #94
ergunpelit

 
ergunpelit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 13-07-2008
Nereden: İstanbul
Yaş: 40
Mesajlar: 5.450
Uye No:526
Tecrübe Puanı: 23237
Karizma Puanı: 23033604
Karizma Derecesi
ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde
Standart Boynuyaralı Mehmed Paşa

Boynuyaralı Mehmed Paşa (Boynueğri Mehmet Paşa) Avcı Mehmet saltanatında 26 Nisan 1656 - 15 Eylül 1656 tarihleri arasında dört ay ondokuz gün sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır.
ergunpelit isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 21-02-2009, 01:10   #95
ergunpelit

 
ergunpelit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 13-07-2008
Nereden: İstanbul
Yaş: 40
Mesajlar: 5.450
Uye No:526
Tecrübe Puanı: 23237
Karizma Puanı: 23033604
Karizma Derecesi
ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde
Standart Köprülü Mehmet Paşa

Köprülü Mehmet Paşa, (1578 - 1661) Arnavut asıllı Türk Osmanlı sadrazamı.


Zor bir devrede Osmanlı devletini maharetle idare etmiş, karmaşıklığa son vererek, devlete yeniden eski itibarını kazandırmış büyük bir devlet adamıdır. Devlet hizmetine girdiği andan itibaren sık sık haksızlıklara maruz kalmış, çekemeyen kişilerin haset oklarına uğramış, fakat o yılmamış vargücüyle devlet hizmetine koşmuş ve yine en sıkıntılı zamanda hizmete talib olarak devleti selamete çıkarmaya muvaffak olmuştur.

Mehmet Paşa, 1578'de Arnavutluk'un Berat Sancağı'nın Rudnik Köyü'nde doğmuştur. Babası Vezirköprü eşrafındandı. Gençliğinde İstanbul'a getirilerek saraya alındı. Has odalı Hüsrev Ağa'ya bağlanarak, büyük odalı zümresine dahil oldu. Sonra hazine-i amire'de vazife aldı. Kemankeş Kara Mustafa Paşa'nın zamanında Mirahorluk payesi aldı. Daha sonra Mirmiranlıkla Şam'a vali tayin edildi. 1650'de kubbealtı veziri oldu. Sadrazam Gürcü Mehmet Paşa'nın garazına uğradı ve bu yüzden rütbesi alınarak Köstendil'e sürüldü.

İpşir Mustafa Paşa'nın himayesi ile Trablus'a vali tayin edildi. Eskişehir'de karşılaştığı Boynueğri Mehmet Paşa ile birlikte İstanbul'a döndü.

Bu esnada bütün memlekette anarşi kol gezmekteydi. Zorbalık ve haksızlık almış yürümüştü. Devlet düzeni bozulmuştu. Ordudaki disiplin bozulmuş, askerler ahaliyi rahatsız etmeye başlamışlardı. Henüz çocuk olan IV. Mehmet'in duruma hakim olması mümkün değildi. Annesi Turhan Valide Sultan saltanat naibeliği yapıyordu.

İstanbul'da bulunan Köprülü Mehmed Paşa ise; yakın dostlarından Mimar Kasım Ağa, şair ve musikişinas Solakzade Mehmet Hemdemi Efendi ve Evliya Çelebi ile sohbet ediyor, devlet idaresi hakkındaki fikirlerini açıklıyordu. Mütevazı fıtratıyla tanınan, mevki ve makamda gözü bulunmayan Mehmet Paşa, devletin içerisinde olduğu durumdan ızdırap duyuyor ve yakın arkadaşlarına devletin kurtarılması için ne yapılması lazım geldiğini anlatıyordu.

Turhan Valide Sultan'ın müşavirlerinden olan Mimar Kasım Ağa, Köprülünün fikirlerini Valide sultana anlatmış ve Köprülüyü sadrazam olarak tavsiye etmişti.

Valide Sultan Köprülü ile görüştü ve onu sadrazam yapmak istediğini bildirdi. O esnada 78 yaşında olan Köprülü, kendisine geniş yetkiler verildiği ve aleyhine hile koparanların sözlerine itibar edilmeyeceğine söz verildiği takdirde sedâreti kabul edeceğini bildirmiş ve kendisine çok geniş yetkilerin verilmesi üzerine 15 Eylül 1656'da sadrazamlığı kabul etmişti.

Mehmet Paşa idareyi ele alır almaz derhal anarşiyi bastırma yoluna gitmiş ve zorbaları birer birer yakalatarak cezalarını vermişti. IV. Murat gibi, ordu intizam altına alınmadan devletin kargaşadan kurtarılamayacağına ve huzurun temin edilemeyeceğine inanan Mehmet Paşa, ordudaki zorbaları temizleyerek, disiplini kurmaya muvaffak oldu.

İstanbul'daki karışıklıklarda, yeniçeri kiyafetine soktuğu Hristiyanlar vasıtası ile müslüman ahaliyi zarara uğratan Rum patriğini idam ettirdi.

İstanbul'daki ulema sınıfı arasındaki kargaşalığı önledi ve bu sınıfın huzurla hizmet görür hale gelmelerini sağladı.

Devlet bünyesinde asayişi muhafaza edip, huzur ve intizamı ikame ettikten sonra orduyu toplayarak sefere çıktı. Çanakkale Boğazını kapatmış olan Venediklilerin üzerine yürüdü.

Kaptan Topal Mehmet Paşa'nın denizden, kendisinin karadan yaptığı taarruz neticesinde Venediklileri boğazdan attı ve Venedik işgali altındaki Bozcaada ve Limni adalarını geri aldı.

Ardından, Eflak, Boğdan ve Erdel meselelerini ele aldı. Bu havalideki isyanları bastırdı. Anadolu'daki Abaza Hasan Paşa isyanını da başarıyla bastırdı ve Anadolu'da huzuru temin etti.

1661'de Edirne'de vefat eden Köprülü, İstanbul'a getirilerek Divanyolundaki türbesine defnedildi.

Kendisinden sonra oğulları, Köprülü Fazıl Ahmet Paşa ve Köprülü Fazıl Mustafa Paşa sadrazam olarak devlete hizmet etmişlerdir.

Köprülü Mehmet Paşa Anıtı (Vezirköprü)


Samsun Vezirköprü ilçesi, Belediye Parkı içerisinde, Vezirköprü’ye büyük hizmetleri olan Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın anıtı bulunmaktadır. Anıt, 1958 yılında dikilmiştir.


Dikdörtgen mermer bir kaide üzerine, Köprülü Mehmet Paşa’nın büstü yerleştirilmiştir.


Köprülü Mehmet Paşa Camii Safranbolu



Köprülü Mehmet Paşa Camii: 1662 yılında ibadete açılan camii, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cami; Çarşı’da Çeşme Mahallesindedir. Yazıtı yoktur, ancak yapımını sağlayan Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından gönderilen el yazması bir Kuran’dan 1661/1662 yılında ibadete açıldığı anlaşılmaktadır. Çarşıdan büyük kemerli bir kapıdan avlusuna girilmektedir. Ayrıca Arasta’ya açılan bir diğer kapısı vardır.
Caminin ana mekanı kare planlıdır, üstünü tromplarla geçilen bir kubbe örtmektedir.Ayrıca bu kubbenin oturduğu sekizgen kasnak dışardan payandalarla desteklenmiştir. Beş bölümlü beşik tonozlarla örtülü bir son cemaat yeri vardır. Köprülü Mehmet Paşa Camii Sütunlara oturan, kemerlerle avluya açılan giriş kısmının sağ tarafından tek şerefeli minaresi yer almaktadır. Camide, özellikle içerde, daha geç bir devrin ürünü olan kalem işleri, mahfil kısmı belirgin noktalardır. Köşe sütunlarıyla belirlenen boyalı mihrabı, ahşap geometrik motiflerle şekillenen minberiyle, bu yapıda yer yer çözüme ulaşmamış kısımlar bulunmaktadır.


Cami tümüyle XVII yüzyılın özelliklerini belirgin bir şekilde ortaya koymaktadır. Cami iki kez restore edilmiştir. Avlusunda şadırvan, güneş saati ile kütüphane ve muvakkithane olarak müştereken yapılmış bina bulunmaktadır.


Köprülü Mehmet Paşa Camii



Bozcaada’da Yalı Mahallesi’nde bulunan bu camiyi Köprülü Mehmet Paşa 1657 tarihinde yaptırmıştır. Halk arasında Yalı Camisi olarak isimlendirilen caminin kitabesi günümüze gelememiştir. Çeşitli dönemlerde yapılan onarımlarla orijinalinden oldukça uzaklaşmıştır.


Cami kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri çatı ile örtülüdür. Kuzey cephesinden dört basamaklı bir merdivenle girilen sahanlıkta çift kanatlı ahşap bir kapı iki yanında da basık kemerli birer penceresi, bunun üzerinde de üçer yuvarlak pencere bulunmaktadır. Giriş kapısının üzerindeki kitabe yeri boş olup, kitabesi günümüze ulaşamamıştır. Girişin eksenindeki güney cephesinin ortasına dışa çıkıntılı mihrap yerleştirilmiştir. Alçıdan olan mihrap, basit motiflerle bezenmiştir. Mihrabın iki yanında da basık kemerli iki pencere vardır. Caminin batı cephesinde iki penceresi bulunmaktadır. Caminin içerisi yapımı ile ilgisiz ahşap lambri ile kaplanmıştır. Kuzeydeki kadınlar mahfili ile tavan sade bir işçilik göstermektedir ve mimari yönden önem taşımamaktadır. Doğu cephesine yerleştirilen minare 1965 yılında yenilenmiştir.

Köprülü Mehmed Paşa Çeşmesi


Divanyolu üzerindeki Köprülü Mehmed Paşa çeşmesine ait kitabedir. Kitabede şöyle yazmaktadır:


Sahibü’l Hayrat Sadr-ı esbak merhum Köprülü Mehmed Paşa


Taşkale Hamamı (Vezirköprü)


Samsun Vezirköprü ilçesinde, Taşkale Mahallesi’nde Taşkale Camisi’nin yanında bulunan hamam, cami ile birlikte Köprülü Mehmet Paşa’nın eşi Ayşe Sultan tarafından 1659 yılında yaptırılmıştır.

Hamam Klasik Osmanlı plan düzeninde, moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelen hamamın soyunmalık kısmını örten, ilginç görünümlü bir kubbesi vardır. Kesme taş ve tuğladan yapılmış bir kasnak üzerine oturtulmuş kubbesinin üzerinde ters olarak dizilmiş bir örtü bulunmaktadır. Soyunmalık kısmına sivri kemerli bir kapı ile girilmektedir. Soyunmalığın ortasına sekizgen planlı bir şadırvan yerleştirilmiştir. Ilıklık tonoz örtülü olup buradan kare planlı sıcaklığa geçilmektedir. Sıcaklık pandantiflidir ve kasnaklı bir kubbe ile üzeri örtülmüştür. Bu bölümün çevresine haç biçiminde eyvanlar yerleştirilmiştir. Burada, halvet odalarına da yer verilmiştir.

Çifte Hamam (Vezirköprü)


Samsun Vezirköprü ilçesinde Kaneoğlu Mahallesi’nde, bedestene bitişik olan hamamın kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber bu hamamın da Köprülü Mehmet Paşa’nın eşi Ayşe Sultan tarafından yaptırıldığı kaynaklarda belirtilmiştir. Büyük olasılıkla da Taşkale Camisi ve Taşkale Hamamı ile birlikte XVI. yüzyıl ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.

Klasik Osmanlı hamam mimarisinde çifte hamam plan düzeninde yapılan bu hamam, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Hamamın kadınlar ve erkekler bölümleri birbirlerinin eşidir. Kadınlar kısmının önüne içerisi görülmesin diye bir duvar örülmüştür. Yuvarlak kemerli bir kapıdan girilen soyunmalık dikdörtgen planlıdır ve ortasına sekizgen bir havuz yapılmıştır. Bu bölüm oldukça geniş bir kemerle iki kare bölüme ayrılmıştır. Bu bölümün üzeri kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Soyunmalık ve sıcaklık arasındaki ılıklık küçük ölçüdedir ve üzeri tonoz örtülüdür. Sıcaklık kare planlı olup, kenarlarındaki eyvanlarla haç planına dönüştürülmüştür. Bu bölümün de ortasında sekizgen planlı bir göbek taşı bulunmaktadır. Sıcaklığın etrafındaki eyvanların aralarında ikişer kurnalı bölümlere yer verilmiştir. Hamam günümüzde iyi bir durumda olup, halen kullanılmaktadır.

Şifa Hamamı (Vezirköprü)


Samsun Vezirköprü ilçesinde, Mehmet Paşa Mahallesi’nde bulunan Şifa Hamamı, Köprülü Mehmet Paşa’nın kızı tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından kesin yapım tarihi bilinmemektedir. Köprülü Mehmet Paşa’nın yaşadığı dönem ve hamamın yapı üslubu XVII. yüzyılda yapıldığını göstermektedir.

Hamam değişik dönemlerde yapılan onarımlarla özelliğini kısmen yitirmiştir. Moloz taştan yapılmış olan hamam dikdörtgen planlıdır. Soğukluk kısmının önüne sonraki yıllarda ahşap bir bölüm onarımlar sırasında eklenmiştir. Soğuklu kare planlı olup üzeri kubbe ile örtülmüştür. Ilıklık küçük ölçüde olup tonoz örtülüdür. Buradaki küçük mekânlar helâ ve özel bir odadır. Sıcaklık kare planlı ve kubbelidir. Sıcaklığın doğu yönüne beşik tonozlu küçük bir mekân, batısına da bir diğer halvet hücresi eklenmiştir. Hamam günümüze iyi bir durumda gelmiştir.

Fazıl Ahmet Paşa Bedesten ve Arastası (Vezirköprü)


Samsun Vezirköprü ilçe merkezinde bulunan bedesten ve arasta Fazıl Ahmet Paşa döneminde yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi tam olarak kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber 1660 yılında Köprülü Mehmet Paşa’nın eşi Ayşe Hatun’un babası Yusuf Ağa tarafından yaptırıldığı konusunda kaynaklarda bazı bilgilere rastlanmıştır. XVII. Yüzyıl eseridir.

Bedestenin çevresinde arasta eklenerek yapı daha da geliştirilmiştir. Kesme taştan yapılmış olup, kare planlıdır. Bedestene dört cephesindeki yuvarlak kemerli kapılardan girilmektedir. Üzeri pandantifli dört ayrı kubbe ile örtülmüştür. Bu kubbeler duvarla üzerine tuğla kemerlerle oturtulmuştur. Bedestenin ortasındaki ana kubbe ile diğer kubbeler arasına bir de dua kubbesi yerleştirilmiştir. İç mekâna dükkânlar sıralanmıştır.

KALE VEYA TAŞKALE CAMİİ


Mehmet Paşa Mahallesindedir. 1659 yılında Köprülü Mehmet Paşa'nın eşi Ayşe Sultan tarafından yaptırılmıştır.Yörede vukuu bulan depremlerden fazlaca zarar görmediği için orjinalliğini koruyabilmiştir.Üç kubbeli planlı ana mekan, oldukca yüksek bir kasnağa oturan kubbeyle örtülüdür.Kubbe kasnağındaki üç vitraylı pençere sonradan yapılmıştır. Kadınlar mahfili ana mekanın
kuzeyindedir. 7 köşeli mihrap nişi mukarnaslıdır. Yağlı boyalı mihrabın döşemesi altıgen ve yıldızlarla bezenmiştir. Kıvrık dal, baklava,çiçek bezemeli abanoz ağacından minber Geç Dönem özelliğindedir.Kubbedeki kalem işleri orjinal değildir. Tek şerefeli silindir gövdeli minare depremde yıkılmış olduğundan yeniden orjinaline benzer bir şekilde yapılmıştır.


Konu ergunpelit tarafından (21-02-2009 Saat 11:43 ) değiştirilmiştir..
ergunpelit isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 21-02-2009, 01:21   #96
ergunpelit

 
ergunpelit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 13-07-2008
Nereden: İstanbul
Yaş: 40
Mesajlar: 5.450
Uye No:526
Tecrübe Puanı: 23237
Karizma Puanı: 23033604
Karizma Derecesi
ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde
Standart Köprülü Fazıl Ahmet Paşa

Köprülü Fazıl Ahmet Paşa Avcı Mehmet saltanatında 30 Ekim 1661 - 3 Kasım 1676 tarihleri arasında onbeş yıl dört gün sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır.


Köprülü Mehmet Paşa’nın büyük oğlu ve halefidir. 1635’de Vezirköprü’de doğdu. Annesi Havza’nın Kayacık çiftliği ahalisinden ve Köprü voyvodası Yusuf Ağa’nın kızı Ayşe hanımdır. Babası Köprülü Mehmet Paşa, devlet yönetiminde büyük başarılar göstermesine rağmen zaman zaman kuvvetli bir tahsil görememesinin sıkıntısını çektiğinden oğlunun tahsiline önem verdi. Fazıl Ahmet Paşa 7 yaşında iken babası tarafından İstanbul’a getirildi ve devrin belli başlı ilim adamlarından, önce Osman efendiden sonra da Karaçelebizade Abdülaziz Efendi’den ders aldı.16 yaşında iken evvela hariç (ilk tahsili veren medrese) sonra dahil (orta dereceli medrese) müderrisi tayin edilen Fazıl Ahmet Efendi 1657’de sahn-ı seman (yüksek dereceli medrese)
müderrisliğine tayin oldu. Kısa bir zaman sonra bu sahayı,biraz da ilim adamları arasındaki dedikodulardan dolayı terk etti, mülki ve idari bir görev aldı. 1659’da vezir oldu. Köprülü Mehmet Paşa’nın büyük oğlu ve halefidir. 1635’de Vezirköprü’de doğdu .Annesi Havza’nın Kayacık çiftliği ahalisinden ve Köprü voyvodası Yusuf Ağa’nın kızı Ayşe hanımdır. Babası Köprülü Mehmet Paşa, devlet yönetiminde büyük başarılar göstermesine rağmen zaman zaman kuvvetli bir tahsil görememesinin sıkıntısını çektiğinden oğlunun tahsiline önem verdi. Fazıl Ahmet Paşa 7 yaşında iken babası tarafından İstanbul’a getirildi ve devrin belli başlı ilim adamlarından, önce Osman efendiden sonra da Karaçelebizade Abdülaziz Efendi’den ders aldı. 16 yaşında iken evvela hariç (ilk tahsili veren medrese) sonra dahil (orta dereceli medrese) müderrisi tayin edilen Fazıl Ahmet Efendi 1657’de sahn-ı seman (yüksek dereceli medrese) müderrisliğine tayin olundu.Kısa bir zaman sonra bu sahayı, biraz da ilim adamları arasındaki dedikodulardan dolayı terk etti, mülki ve idari bir görev aldı. 1659’da vezir oldu.Erzurum, Şam, Halep eyaletlerinde beylerbeyi sadaret kaymakamı (başbakan vekili) oldu.


Babasının ölümü ve vasiyeti üzerine 26 yaşındayken (1661) sadrazamlığa getirildi.Böylece yaklaşık 1000 yıllık Türkiye tarihinin en genç başbakanı oldu.


Almanya seferine çıktı.Uyvarı alarak Slovakya’yı İmparatorluğa kattı. Uyvar kuşatması sırasında Avrupa’da adeta bir deyim haline gelen “Uyvar önünde bir Türk gibi güçlü” sözünü söyleterek Osmanlı Devleti'nin bu en zor dönemlerinde Türk’ün gücünü bütün dünyaya gösterdi.


Lehistan seferinde Podolya’yı da Türkiye’ye katarak Osmanlı Devletini Doğu ve Orta Avrupa’nın mutlak hakimi derecesine yükseltti.

Çeyrek yüzyıldan beri Türklere dayanmakta ve bütün Hristiyan devletleri tarafından kuvvetle desteklenmekte olan Girit’in Kandiye kalesini fethetti, adayı tamamen Tük hakimiyetine kattı.

Girit’te yıllarca siperlerde yaşadığı için sıhhati bozularak İstanbul’a döndü.Uzun gurbet yıllarında kendisine İstanbul’da eniştesi, medreseden arkadaşı ve akranı olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa vekalet ediyordu.

Fazıl Ahmet Paşa, farklı fikir ve görüşlere değer verir, söz dinler, tecrübeli insanların fikirlerinden yararlanır ve sonra faaliyete geçerdi.
Türkiye tarihinin en büyük birkaç başbakanından biri olarak tarihe geçti. İktidarı yılları Türkiye için refah, huzur yılları oldu ve adeta Kanuni devri geri geldi.Bilgin, dürüst, vakur, şerefli, ciddi, zeki, ilim ve sanat hamisi, korkusuz asker, dahi bir diplomattı.Zaferlerindeki ganimetlerden elde ettiği serdar-ı Ekrem hissesiyle hayır eserleri yaptırdı.7 yaşında Vezirköprü’den İstanbul’a gelmiş, 22 yaşında İstanbul’u terk etmiş ve 41 yaşında ölümüne kadar bir daha İstanbul’da oturacak zaman bulamamıştır. Türbesi Çemberlitaş’tadır.
Fazıl Ahmet Paşa çocuk bırakmamış, Köprülüzadeler, kardeşi Fazıl Mustafa Paşa’dan yürümüştür. Fazıl Ahmet Paşa’nın bir çocuğu küçük yaşta ölmüştür.

Tarihçi Hammer, Fazıl Ahmet Paşa için; “Zulüm ve haksızlığın düşmanı, rüşvet ve hasisliğin o derece karşısında idi ki kendisine hediye vermek işini gördürmemeye sebep olurdu” demektedir.

Muharebelerde askerin gayretini artırmak için esir getirene 40 kuruş, kelle getirene 20 kuruş bahşiş verirdi; kırk ve yirmi kuruş zamanına göre bir altının yarısı ve dörtte biri olduğundan kendi kesesinden bunları sarf ederdi; hatta bir gün kethüdası (kahya, yardımcı) Şişman İbrahim Ağa Paşa’nın bu bol bahşişinden dolayı: -”Bu ihsana sel gibi akçe gelse vefa etmez” demesi üzerine Fazıl Ahmet Paşa; -”Hazine ne gün içindir, hem bizim akçemiz böyle günlere harc ve infak olunmak içindir; dahi gerekirse ödünç alınıp esirgemeden veririz” cevabını vermiştir.

Kandiye kalesinin kuşatması sırasında, Venedik elçisi padişah IV.Mehmet’in huzuruna çıkarak, Kandiye kalesi bırakılmak şartı ile her isteneni kabul edeceklerini bildirir.Sultan, Köprülü Fazıl Ahmet Paşa ile haberleşir, Paşa teklifi kabul etmez.Elçi Fazıl Ahmet Paşa ile de görüşmeye gider, külliyetli haraç teklif eder.Fazıl Ahmet Paşa bu teklife karşılık; “Biz buraya bezirganlığa gelmedik, devletimizin paraya ihtiyacı yoktur.Kandiye’yi verirseniz ne hoş ve illa başka türlü olmaz” diyerek Venedik elçisinin teklifini geri çevirir.

Babasının ölürken kendisine ettiği üç vasiyeti (Anadolu’daki vakıfları unutmaması, Rumeli’de yarım kalmış han, cami gibi hayrat ile İstanbul’da Çemberlitaş’daki tesislerini tamamlaması, emektar adamlarından, o sırada Varad beylerbeyi bulunan Hüseyin Paşa’yı gözetmesi) yerine getiren Fazıl Ahmet Paşa kendisi de ilme verdiği büyük kıymetin bir delili olarak, İstanbul’da Ayasofya civarında, İbşir Paşa’nın eşi Ayşe Sultan’dan aldığı konağın yakınında bir kütüphane kurarak, kitapları ile burasını zenginleştirmiştir.Diğer taraftan Kandiye’de yaptırdığı bir cami ile Uyvar’da ve Kameniçe’de ayrıca birer cami, İzmir’de tamamlanmamış bir hanı vardı ki bu han sonradan tamamlanmıştır.

______________

Köprülü Fazıl Ahmet Paşa ve Uyvar Seferi


Osmanlı Devletinin, Avusturya imparatorluğuna karşı yaptığı sefer (26 Mart - 13 Eylül 1663).
Osmanlı Devleti ile Avusturya arasındaki Erdel meselesi, sürekli bir anlaşmazlık konusuydu. Erdel sınırındaki sancakbeyi ve valilerin devamlı şikâyeti ve Avusturya kuvvetlerinin sınır boyundaki saldırıları, Avusturya'ya savaş açılmasına sebep oldu. Fazıl Ahmed Paşa, Serdar-ı ekremliğe tayin edildi. Kırım Hanı Mehmed Giray da sefere çağırıldı. Ordu, İstanbul'dan Edirne yoluyla Belgrad'a geldi. Belgrad'da Avusturya elçileri Reninger ve Baron de Goes, imparatorlarının barış isteğini bildirdiler. Fakat Osmanlı Devletinin barış için ileri sürdüğü şartlar kabul edilmeyince, Sultan IV. Mehmed Han, sefere devam edilmesini emretti. Fazıl Ahmed Paşa, Avusturya başvekiline bir mektup göndererek, Kanije karşısında yeni yapılan kalelerin yıkılmasını, Erdel'den Avusturya askerinin çekilmesini istedi. Osmanlı ordusu, başvekilin cevabını beklemeden Zemlin tarafına geçti. Cephane ve diğer malzemenin bir kısmı ince donanma ile yola çıkarıldı. Ordu, Drava ırmağı kıyısındaki Osijek (Eszek) kasabasına vardığında, Avusturya başvekilinin cevabı geldi. Mektupta, Osmanlıların yanına gönderilen elçilerin barış yapmağa yetkili oldukları bildiriliyordu. Elçiler, bunun üzerine Fazıl Ahmed Paşa ile tekrar görüştüler. Ancak, bir anlaşmaya varılamadı.

Avusturya imparatoru Leopold, İsveç'ten yardım istedi. Osmanlılar, hemen harekete geçtiler. Budin valisi Sarı Hüseyin Paşa, Vezsprem taraflarına akın yaparak çok sayıda esir ve ganimet elde etti. Ordu, Budin'e geldiği zaman, Ahmed Giray kumandasındaki Kırım süvarileri, Osmanlı kuvvetlerine katıldı. 16 Temmuz 1663'te Budin'de toplanan savaş meclisinde, Uyvar üstüne yürünmesi uygun görüldü. 30 Temmuz 1663'te Osmanlı ordusu, Budin'den hareket ederek Tuna'nın sol kıyısındaki Ciğerdelen sahrasına geçti. Avusturyalılar, Osmanlı ordugâhına baskın yapmak istedilerse de başarılı olamadılar; 6000 ölü ve 1000 kadar esir vererek kaleye çekilmek zorunda kaldılar. Ciğerdelen'den hareket eden Osmanlı ordusu, 15 Ağustos 1633'te Uyvar kalesini kuşattı. Kalenin teslimi istendi; fakat olumlu karşılık alınamadı. Avusturyalı general Montecuccoli'nin, Uyvar'a yardıma geldiği öğrenildi; Kaplan Mustafa Paşa kumandasında Tatar, Kazak, Eflak ve Boğdanlılardan meydana gelen 80 000 kişilik bir kuvvet, bunları yenilgiye uğrattı. Kuşatmanın 38. gününde (13 Eylül 1663) kale kumandanı bir elçi yollayarak, teslim olacaklarını bildirdi.

Avusturyalıların teslim şartları şunlardı: 1. Mal ve canlarına zarar gelmeyecek; 2. Ağırlıklarının taşınması için araba verilecek; 3. Osmanlı ordusunun içinden geçilmeyecek; 4. Kaleyi iyi savunduklarına dair ellerine mektup verilecek; 5. Yanlarında yiyecek bulundurulacak; 6. Yaralılara bakılarak, iyileşenler geri yollanacak; 7. Kaleden bayrak açıp, trampet çalınarak çıkılacaktı. Teslim şartları uygun bulundu. Kaplan Mustafa Paşa, kaledekileri Komarno adasına götürdü. Yerli halka aman verildi. Kale, iyice onarılarak içine yeteri kadar asker ve malzeme konuldu.

_____________

KÖPRÜLÜ KÜTÜPHANESİ


Çemberlitaş'ta Divanyolu üzerinde, Sultan II. Mahmut türbesinin karşısındadır. 1667'de Köprülü Fazıl Ahmet Paşa tarafından kurulmuştur. Kütüphane, Köprülü Mehmed Paşa Külliyesi'ne dahil yapılardan biridir. İstanbul'da kütüphane olarak tasarlanan ilk yapıdır. Köprülü ailesi tarafından bağışlanan koleksiyonlarla zenginleşen kütüphanede bugün Türkçe, Farsça ve Arapça dillerinde çok sayıda değerli basma ve yazma eserler ile suyolları haritaları bulunmaktadır.


Dewey Onlu Sistemi'ne göre düzenlenmiş katalog ve Arapça baskılar kataloğu okuyucuların hizmetindedir. Mikrofilm, fotoğraf gibi istekler ve bilgisayar hizmetleri bağlı bulunduğu Süleymaniye Kütüphanesi tarafından karşılanır.
ergunpelit isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 21-02-2009, 01:52   #97
ergunpelit

 
ergunpelit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 13-07-2008
Nereden: İstanbul
Yaş: 40
Mesajlar: 5.450
Uye No:526
Tecrübe Puanı: 23237
Karizma Puanı: 23033604
Karizma Derecesi
ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde
Standart

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa (1634/1635 – 25 Aralık 1683) Osmanlı padişahı Avcı Mehmet zamanında 3 Kasım 1676- 15 Aralık 1683 tarihleri arasında yedi yıl bir ay oniki gün sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. II. Viyana Kuşatması ile özdeşlemiş olan sadrazamdır ve kuşatmanın hüsranla sonuçlanması üzerine idam edilmiştir.


Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Avusturya seferine çıktıktan sonra diğer önde gelen paşalarla savaş divanı kurup Yanıkkale (bugün Macaristan sınırları icinde kalan Győr-Moson-Sopron şehri) mi yoksa Viyana üzerine mi gidilmesini tartışmıştır. Birçok paşanın bu sene Yanıkkale'nin alınıp seneye daha iyi hazırlanılarak Viyana'nın üzerine gidilmesi fikrine karşı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Viyana üzerine gidilmesine karar vermiştir ve bunun üzerine Osmanlı ordusu Viyana'yı kuşatma altına almıştır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın amacı şehri vire (teslim) ile ele geçirmek böylece yeniçerilerin şehri yağmalamalarını önleyerek Viyana hazinelerini korumak idi. Böylece kuşatma uzadı. Bu da Polonya kralı Jan Sobieski komutasındaki haçlı ordusunun vakit kazanarak Viyana'nın imdadına yetişmesine sebep oldu. Haçlı ordusunun Viyana önlerine gelmesi üzerine askerleri siperlerden çıkararak kuşatmayı kaldıran sadrazam, savaş pozisyonu aldı. Haçlıların ilk saldırısı üzerine Osmanlı hatları yarıldı ve askerler kaçmaya başladılar. Bunun üzerine sadrazam ordunun tüm ağırlıklarını geride bırakarak Belgrad'a çekildi. Viyana bozgunu üzerine Sultan IV. Mehmet bir hatt-ı şerifle kapıcılar kahyasını Belgrad'a göndererek Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı idam ettirdi.


Merzifonlu Kara Mustafa Paşa

İbret Taşı, Edirne1634 (H. 1044) yılında Merzifon’un ilçeye en yakın köylerinden biri olan Marınca (Narinciye-Bahçekent-Karamustafapaşa) Köyünde dünyaya gelen Kara Mustafa Paşa, sipahi ileri gelenlerinden Oruç Bey’in oğludur. Annesi Abide Hatundur. Raşit Tarihinde anlatılanlara göre uğranılan yenilginin acısını belki de çok fazlasıyla ödetebilecek güçte olan bu şanssız Sadrazamın öldürülmesiyle Osmanlının Avrupa’daki “Fetih Dönemi” de kapanmış oldu. Sayın A. Aziz TAŞAN’ın “Dünden Bugüne Merzifon” adlı kitabının 100. Sayfasının sonuna not olarak aldığı;


Kara Mustafa Paşa tarafından idam ettirilen, Budin Beylerbeyi Koca Arnavut Uzun İbrahim Paşanın idam öncesi sözleri: “Padişah, yenilgi ve bozgun nedeniyle böyle güçlü bir Sadrazamı öldürülerek cezalandırmayı sakın düşünmesin. Bu işin iyi bir şekilde sonuçlandırılması yine onun güçlü yönetimine verilmelidir. Çünkü, çevresindeki ve yönetimindeki pek çok makam sahibine ancak o sözünü dinletebilir. Gayretli bir Sadrazamdır. Ondan başka hiçbir Sadrazam bu karışıklığın ve düşman saldırılarının önünü alamaz.”

Kara Mustafa hakkında Yorumlar

"Cevdet Paşa tarihi” de Kara Mustafa Paşanın öldürülmesini şöyle değerlendirmektedir: “O zaman düşmanları, eğer Sadrazam Kara Mustafa Paşa yaşarsa gelecek yıl yanlışlarını düzeltir, bu yenilgiyi düşmana ödetir ve parlayıp yükseklerde uçar, bizde onunla baş edemeyiz.” Düşüncesiyle onu katlettirdiler. Ama böyle bir devlet adamının yerini kimin doldurabileceğini düşünmediler. Kişisel kin ve çıkarlarını devlet çıkarlarından üstün tuttular. İhanet ettiler. O da sonuçta bir insandı. Yanlışları olabilirdi. Öldürülmesi ise daha büyük bir yanlıştır.”


Edirne’deki mezarın kitabesinde şunlar yazılıdır:

Ser-I Serdar-ı Ekrem Sadrazam Mustafa Paşa Edip rihlet cıvar-ı evliyada eyledi meva
Kusuru yoğ iken say-ü gazade min vech-i nevan
Şehidü hem sait oldu firdevs-i ebed sükna 1095-1684
(A. Aziz TAŞAN)

Türkçesi: Başkomutan, Sadrazam Kara Mustafa Paşa, çevresini ermişlerin sardığı bir makama gitti. Çok çaba gösterdiği savaşta yaptıklarından ötürü suçu yokken öldürüldü. Şimdi ebediyen kalacağı, Cennetin Altıncı Bahçesinden sesi duyulan bir şehir oldu. Kara Mustafa Paşanın Kişiliği

Tarihçilerin yorumu

Tarihçiler Kara Mustafa Paşayı korkusuz, atak, kararlı, kendini beğenmiş, saplantılı, saltanat ve gösterişe düşkün bir devlet adamı olarak tanıtırlar. Onu bu özelliklerde biri olarak tanıtmakta, düşünce ve işbirliği içindedirler. Yabancı devletlerden gelen büyükelçilere karşı gösterdiği sert, itici davranışlarıyla ünlendirirler. Bazı tarihçilerimiz ise onu okumamış, kültürsüz, bilgisiz olarak tanıtmaya çalışmakta, acımasızca saldırmaktadır. Okumamış, bilgisiz, kültürsüz birisi olduğu düşünülemez; çünkü, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşanın oğlu Fazıl Ahmet paşa ile birlikte eğitim gördüğü bu konuyla ilgili tüm kaynaklarda belirtilmektedir. Devlet Makamlarının en yükseklerinde görev yapmış ve başarılı olmuş olması da iyi bir eğitim aldığının kanıtıdır. Sertliği, kendini beğenmişliği, kişiliğinden kaynaklanan özellikleri olarak düşünülmelidir. Ancak bu özellikleri hiçbir zaman devlet çıkarlarını kendi kişisel çıkarlarının altına düşürmemiştir. Uğradığı tek ve son başarısızlık Viyana Kuşatmasında aldığı yenilgidir. Bilindiği gibi Viyana’yı Kanuni Sultan Süleyman da kuşatmış ama alamamıştır. Kara Mustafa Paşa’ nın böylesine zor ve güç bir işe girişimi bile alkışlanacak bir davranıştır. İşin sorumluluğunu yalnızca ona yüklemek ise acımasızlıktır.Savaş başarıyla sonuçlanıp Viyana alınsaydı Osmanlının gelmiş geçmiş en önemli Sadrazamı olarak tarihe geçmeyecek miydi? Kuşkusuz onunda pek çok devlet adamında olduğu gibi, kusurlu yönleri vardır. Şunu da belirtmek gerekir: Osmanlılar döneminde kırk kadar Sadrazam ölümle cezalandırılmış; ancak, hiçbiri hakkında Kara Mustafa Paşa konusunda olduğu kadar yazılmamış, tartışılmamış ve konuşulmamıştır. Saltanat düşkünlüğünü sarayındaki savurganlık ve gösterişli yaşantıyı tarihçilerin bazıları abartarak anlatmaktadır.Bununla beraber kibirliliği sayesinde Tatar Hanını dinlemeyip saldırıda geç davranması Osmanlının gerileme döneminin başlangıcı olarak bilinir.Bunun içindir ki ençok adından bahsedilen sadrazam olmuştur.

Sarayının Harcamaları

Fransa Kralı XIV. Louis'nin elçisi Marquis de Nointel İstanbul’dan Paris’e yolladığı raporda Kara Mustafa Paşanın sarayını ve harcamalarını şöyle anlatmaktadır:

Sarayın harem dairesindekiler: Hazinedar, Silahtar, İki Çuhadar, Mühürdar, Kaftancı, Kilercibaşı, Kahvecibaşı, Peşkircibaşı, İbriktar, Şarkıcı, Şamdancı, Seccadeci, Kitapçı, Divitçi, Mendilci, Sofracı, Berberbaşı, Hamamcıbaşı, Dellakbaşı, Tırnakçı ve yüzyirmibeş İçoğlan.

Sarayın Dışındaki adamları: Kahya Bey, Büyük Tezkereci, Kapıcılar Kayhası, Padişahla iletişimi sağlayan Telhisçi, kırk Saraç, otuzaltı Seyis ve bunların başı olan Miharur, Vekilharç, yirmibir yardımcısı olan Aşçıbaşı, kırk Küçük Ağa, Arpa Emini, Sancaktar, Tuğcular, yirmibeş Mızrakçı ile başları savaş zamanlarında kendisinden ayrılmayan iki özel alay. Ahırında 500 cins at, kırk tanesi Paşanın seçme binek atlarıdır. Yük taşıyan beşyüz deve ve yüzelli katır ile altmış kısrak, dört saltanat arabası, iki yataklı mahfe, saraydaki adamları için dört takım çadır, dışındaki adamları için ikiyüzden çok beylik çadır.

Tımar ve zeamet gelirleri dışındaki özel varlığı: İstanbul’da bir saray, iki bahçe, Edirne’de iki saray ve iki çiftlik, Merzifon’da bir konak, para olarak da ikiyüzellibin sikke değerinde mücevher.

Günlük Mutfak Giderleri: Günde beşyüz okka ekmek, ikiyüzonaltı okka et, yüzyirmi okka pirinç, otuzsekiz okka yağ, oniki okka şeker, oniki okka süt, on okka un, yüz okka sebze, on okka kahve, yetmiş tavuk, yüzyirmi yumurta vb.” (Bir okka = 1,282 Kg'dır.) (Not: Bu rakamların ne denli sağlıklı olduğu bilinemez.)

Ahmet Refik Bey de bu konuda şunları yazıyor: “ Saraydaki tereyağları, gülsuları, zağferan giderleri çok para tutuyordu. İstanbul, Edirne, Yenişehir ve Merzifon’da sarayları, çiftlikleri vardı.” Selahattin Batu’nun “Türk Atları ve At yetiştirme Bilgisi” adlı kitabının 86. Sayfasında: “Ahırlarında beşyüz küheylan, asker ve hizmetlileri için altıyüz at, paşa bir yere göç ettiğinde eşyalarını taşıyan, beşyüz katır ve beşyüz deve, Merzifon’da büyük bir hara ve kırk saraç ile elli at bakıcısı vardı."

Viyana Kuşatması sonrasındaki bozgun sırasında otağını yağma eden ve Kara Mustafa Paşanın değerli çadırını ele geçiren Leh Kralı Sobieski, eşi Mari Kazmir’e yazdığı mektupta çadırda gördüklerini şöyle anlatıyor: “Osmanlı Sadrazamı, Alman İmparatorunun şatosundan alınan devekuşu yeniden Hıristiyanların eline geçmesin diye başını koparttırmış. Sadrazamın çadırındaki değerli takıları anlatamam. Yağmadan payıma düşenleri saymakla bitiremedim. Bir elmas kemer, iki elmas saat, çok değerli dört-beş kılıç. Beş tane yakut mink ve incilerle süslenmiş tirkeşler, yorganlar, halılar, binlerce ufak tefek eşya, dünyanın en değerli samur kürkleri. Askerler birçok değerli elmas kemer elde ettiler. Bunlar neye yarayacaktı bilmiyorum. Çünkü, Osmanlılarda böyle bir gelenek yoktu. Som altından bir çekmece vardı ki içinde gizemli resimlerle süslü ve parşömen kağıdı kalınlığında üç altın sayfa bulunuyordu. Büyük hazineye gelince; bunun ne olduğu belli değil. Sadrazam çadırlarına önce girdim ve orada hazinenin yağma edildiğini gösteren bir belirti göremedim. Bu durumda hazine ya Osmanlı askerlerine dağıtılmış, ya orduyla birlikte getirilmemiş, ya da savaş öncesi cephe gerisine gönderilerek güvence altına alınmıştır.”

“Merzifon Vakıflar Yönetimindeki Vakfiyesinde”, toplumsal yaşamda ortaklaşa kullanılması için değişik yerlerde yaptırarak kullanıma sunduğu yapıların türü ve sayısından söz edilirken Süleymaniye Camii yöresindeki sarayın ve içindekilerin kısa bir tanıtımı vardır ve üç sayfaya yakın tutmaktadır. Sarayının büyüklüğü ve görkemi şaşırtıcı boyutlardadır.

Atatürk'e göre Kara Mustafa Paşa

Yıl 1933, Mustafa Kemal Atatürk, Ankara Konservatuvarını gezmektedir. Bir sınıfa girer, ders tarihtir, konu da Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın 2. Viyana Kuşatmasında aldığı yenilgidir. Öğretmen Merzifonlu ile ilgili olumsuz sözler kullanmaktadır. Paşanın bozguna uğradığından ve Osmanlıların bundan sonra gerilemeye, toprak yitirmeye başladığından söz etmektedir. Mustafa Kemal, öğretmenin bu sözlerine sinirlenerek: “- Öğretmen Bey, Öğretmen Bey! 173.000 kişilik bir orduyu İstanbul’dan alıp Avrupa’nın göbeği olan Viyana önlerine götürmek her komutanın yapabileceği bir iş değildir. Bu büyük tarih olayını, o büyük adam gerçekleştirmiştir. Viyana’yı Padişah, Kanuni Sultan Süleyman kuşatabilmiştir. Merzifonlu onun derecesinde büyük bir adamdır. Siz nasıl olur da böyle bir başkomutanı kötülersiniz? Gençler! Merzifonlu değerli bir komutandır. Bunu böyle biliniz. Bu şekilde yenilenler, yenik sayılmazlar.” demiştir.

Kişiliği ile ilgili olarak bazı tarihçilerin yazdıkları

Raşit Tarihi: “Ulusun yönetilmesini, din işlerini ve bunların inceliklerini iyi bilen, doğru yolda, çabalı, cömert, ağırbaşlı, yasaların uygulanışında Aristo gibi davranan biri idi.”

Hadiketül-Vezüra: “Dekaik-i ümur-u alema vakıf, akil, reşid, gayyur, fehim, kerim ve vakur bir vezir-i sahipşuur idi. Ancak tevhir-i male meyl ile meşhur idi. Rahmetullahi Teala.” (Din işlerinin inceliklerini iyi bilen, akıllı, doğru yoldan ayrılmayan, çabalı, anlayışlı, cömert, ağırbaşlı, bilinçli bir vezir idi. Ancak; dünya malına düşkünlüğü ile ünlü idi. Allah Rahmet Eylesin.) "

Netaicul Vukuat: “Maktulün (K.M.Paşa) uğradığı başarısızlık, yanlışlık hoş görülür cinsten değilse de güçlü, yararlılıkları görülmüş, onurlu bir kişi olduğundan yerinde bırakılması gerekirdi. Tarih yazarları giderilmesi olanaksız bir kayıp olduğu görüşünde birleşmektedir."

Kamus-ul Alam: “ H. 1095’de her şeyin başı ve önü olan devlet fermanı ile (savaşta) kötü önlemler aldığı için suçlanan kusurlu bulunan (K.M.Paşa) akıllı, ileri görüşlü, onurlu, cömert bir insandı. Mal toplamaya düşkündü. Öldüğünde elli yaşlarında idi. "

Hadikat-ül Cevami: “ Müşarünileyn dekaik-i umür-ü aleme vakıf, akil, gayyur, kerim ve sahip-i şuur bir vezir olup lakin vakar-ı ve tevfir-i male rağbeti ziyade idi.Şerefli, sıhrıyete dahi nail olmuştur.Rahmetullah-ü aleyh.”

Sicil-i Osmani: " Kara Mustafa Paşa savaş konusunda uzman idi. Sadrazamlık günleri gaza ve harb ile geçmiştir. Viyana’ya kadar dayanmış, ancak alması günlük bir olay durumuna gelmişken Polonyalı ve Almanyalıların yardıma gelmesiyle sonuçsuz kalmıştır. Bu nedenle çok üzülmüş ve kaygılanmıştır. Zeki, önlem almayı bilen, ağırbaşlı birisi idi. "

______________________

Kara Mustafa Pasa ve Murat Giray Hadisesi


Turgut Can MARAS
Emel Dergisi. Sayı :120


Tercüman gazetesinin 5.7.1980 tarihli nüshasinda, fikra yazari Sayin Ergun Göze'nin “Sahsî Ihtiras Ve Menfaat” baslikli yazisinda, II. Viyana Muhasarasi sirasinda Osmanli Imparatorlugu Sadr-i Azami ve ordulari baskomutani Merzifonlu Kara Mustafa Pasa ile Kirim Hani Murat Giray arasinda cereyan etmis olan hâdiseyi, tarihî gerçege tam uygun olarak vermemis bulundugu kanaatindeyim. Evvelâ, Kirim Hani Murat Giray hakkinda kisa bilgi vermekte fayda oldugunu saniyorum:
Sadr-i Azam Kara Mustafa Pasa, 1677 tarihinde Kirim Hani Selim Giray’i tahtindan azlettirip yerine Murat Giray'i han naspettirdi.

Murat Giray Han, Rus Generali Mensikof’un Kalmuk komutani Kasbolat ile birlikte ordusu ile Özü nehrini geçtigini haber aldi. Tatar ve Nogay kabilelerinden topladigi kuvvetli ordusu ile düsmana karsi çikmak üzere Tasmali suyunu geçti ve durumu Istanbul'a da bildirerek yardim istedi. Istanbul tarafindan Dilaver ve Seyitosman pasalarin komutalari altinda kuvvetli bir ordu .yollandi. Bu ordu 1089 rebiulevvel ayinin 8'inde (1678 tarihinde) hareket etti ve 21 gün sonra Ukrayna'da bulunan Çigrin kalesi yanina geldi ve Kirim ordusu ile birlesti. Birlikte savas plani hazirlandi; düsmanla savas basladi. Rus ordusu, Osmanli Kirim ordularinin siddetli hücumlari karsisinda dayanamayip kaleye siginmak zorunda kaldi. Türk ordulari kaleyi sardilar ve kazdiklari lagimlara barut yerlestirip ateslediler; açilan gediklerden içeri girip öldürdükleri düsmandan sag kalanlari esir ve kaleyi teslim aldilar. Bu zafer üzerine Istanbul'da 7 gün senlik yapildi. (**)

Sayin Ergun Göze'nin bu Murat Giray hakkinda, burada tekrarlamaktan büyük üzüntü duydugum “soysuz temsilci”, “alçak, hâin”, “Türk düsmani”, “Tatar milliyetçisi”, “Türk Devletine kahpece ihanet etmis”, “Hanlik seref ve namus icabini yapmayan, Türk Tarihinin hiçbir zaman affetmeyecegi ve daima lanetle yâd edecegi bu asagilik hâin” gibi çok hakaretâmiz sözler sarf etmis olmasini, hâlis bir Müslüman oldugunu bildigim Sayin Ergun Göze'ye asla yakistiramadim. Allah-ü taâlâ ve sevgili peygamberimiz “ölüleri hayirla yâd ediniz” buyurmuslardir.

Müslümanlik ve Türklük ugrunda canla basla ve onbinlerden tesekkül eden ordusu ile düsmana karsi savasmis ve zafer kazanmis bir Müslüman ve Türk Hani'na karsi bu hakaretler reva midir?

Kirim Türk-Tatarlari, Osmanli Devleti'nin açtigi her savasta O'nun yaninda savasmis, kan dökmüs; ya gazi, ya sehit olmustur.

E. Göze'nin II. Viyana kusatmasini bütün teferruati, basarisizliginin sebeplerini ve Kara Mustafa Pasa ile Murat Giray arasindaki görüs ayriliginin ve soguklugun neden dogdugunu tam olarak arastirmadigi ve incelemedigi anlasiliyor. Bunu kötü niyetine degil, vaktinin kitligina yormak istiyorum.

II. Viyana muhasarasinin basarilmamasinin sebebi, Avusturya baskentine saldirmadan evvel bâzi ön karakol vazifesi gören kalelerin alinmamis olmasidir. Murat Giray Han’in, kendisine verilen görevi zamaninda yerine getirmemis olmasi ise Devlete ve Dine ihanet düsüncesiyle degil, magrur ve mütekebbir Kara Mustafa Pasa'ya, yersiz ve agir hakaretlerinden dolayi, bir ders vermek maksadi iledir. Kara Mustafa Pasa kayinpederi Köprülü Mehmet Pasa ve kayinbiraderi Fazil Ahmet Pasa gibi dirayetli degildi. Üstelik, haris, inatçi, kibirli, zevk ve sefaya düskün, kendisinden baskasina deger vermeyen bir vezir idi.

Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafindan ikinci defa yazilan 3. cildin 123. sayfa ve 29. satirinda “Köprülü Fazil Pasa'nin yerine, Köprülü Mehmet Pasa'nin damadi Merzifonlu Kara Mustafa Pasa geçti. K. Mustafa Pasa da Fazil Ahmet Pasa gibi I. Köprülü'nün dairesinde yetismistir. Fakat kaynatasinin ve kayinbiraderinin iktidar ve dirayetine tamamen mâlik olmadigini II. Viyana muhasarasinda maglup olmakla göstermistir” diye yazilmistir.

Viyana'ya varmadan evvel alinmasi muhakkak sart olan kaleler vardi. Bunlarin en mühimleri Yanik ve Komrân idi. Kara Mustafa Pasa, topladigi birkaç harp meclisinde Kirim Hani Murat Giray ve ömrü serhat boylarinda ve savas meydanlarinda geçen beyler ve akinci komutanlari Yanik ve Komrân kalelerinin alinmasi üzerine çesitli ve mâkul teklifler ileri sürdüler. Yasli, tecrübeli, gün görmüs Ibrahim Pasa da bunlari teyit eder sekilde uzun bir konusma yapti. Kara Mustafa Pasa çok sinirlendi, Ibrahim Pasayi meclisten kogdu; sonra da basini kestirdi. Kirim Hani Murat Giray'i da “Sen kokmus at eti yemekten baska ne bilirsin? Harp baska seydir.” gibi sözlerle tahkir etti.

Haris ve menfaatini çok düsünen Kara Mustafa Pasa'nin gayesi su idi: Bu iki kale ve Viyana hücumla alinirsa askerler, kiliç hakki olarak, kiymetli esyalara sahip olacaklardi. Muhasara sonunda çaresiz kalip kendiliklerinden teslim olurlarsa, askerler ganimetin çogundan mahrum kalacaklar, ganimetin çogunu kendisi alacakti, iste bu sebeple kaleleri geride birakti ve Viyana önünde askerleri bos yere 60 gün bekletti. Bu yüzden askerler Serdar Kara Mustafa Pasa'ya kirgin ve kizgindi ve beklemekten usanmisti.

Osmanli ordusu bu durumda iken Lehistan Krali Jan Sobieski, kalabalik ordusu ile ani baskin yapti ve askerlerimiz savas düzeninde olmadigindan geri çekilme zorunlulugu ve felâketi meydana geldi. Birçok savas malzemesi ile özel esyalar ve çesitli bayraklar düsmanlara kaldi. Geri dönüste, arkada düsmanin elinde biraktigimiz kalelerden çikip hücuma geçen düsman askerleri ordumuzu daha büyük kayba ugratti.

Bu hezimet ve maglubiyetin baslica müsebbibinin Basvezir ve komutan Merzifonlu Kara Mustafa Pasa oldugu kanaatine varan Osmanli Padisahi, O'nu, basini kestirmekle cezalandirdi. Kirim Hani Murat Giray da tahtindan indirilmekle yetinildi. Bu netice kararlar kimin suçlu ve kimin ihanet ettigini anlatmaya kâfi olsa gerektir.

Turgut Can MAMAS - Emekli Tarih Ögretmeni
(*) Bu makale Emel dergisinin 120 numarali sayisinin 33-34 sahifelerinde yayinlanmistir.
(**) Gülbün-ü Hânan tarihi, sayfa 121. (Rasit tarihinden)


_____________________

GÜNÜN TARİHİ 25 Aralık 1683

Bozgun ile hatırlanan bir kahraman


M. Latif SALİHOĞLU
25 Aralık 2007
Yeni Asya Gazetesi


İkinci Viyana Kuşatması esnasında, Osmanlı ordusunun uğramış olduğu bozgunun bedelini hayatıyla ödeyen Sadrâzam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Padişah IV. Mehmed'in fermanıyla Belgrad'ta idam edildi.

Paşa, bu tarihe kadar hem Başkomutan (Serdâr–ı Ekrem), hem de Sadrâzam, yani Başbakandır.

(Bazı kayıtlarda, idam tarihi olarak '15 Aralık 1683' şeklinde yazılsa da, doğru tarih 25 Aralık'tır. 15 Aralık, azil ve idam fermanının çıkarılmış olduğu tarihtir ki, idam ancak 10 gün sonra gerçekleşebilmiş.)

Belgrad'ta (Sırbistan) bulunan Kara Mustafa Paşaya önce padişahın azil (vazifeden alma) fermânı tebliğ edilir. Paşa ise, bunu hürmetle karşılar ve şu mukabelede bulunur: "Hakkımızda azilden başka bir emr û fermân var mıdır?"

Tebliğci, "Belî paşam, vardır" diyerek ölüm fermânını uzatır.

Merzifonlu, bunu da metanetle karşılar ve fermanları öperek başına koyar... Sıra infaza gelir. Cellatlar hazırda bekliyor.

Paşa, hemen oracıkta abdest tazeler, iki rekât namaz kılar ve "Gelin, ben hazırım" der.

Cellatlar gelirken de, halının kaldırılmasını ister. Tâ ki, kafası kesilirken akacak kandan halı kirlenmesin, kanı toprağa düşsün diye...

* * *

Merzifonlu, önce boğularak idam ediliyor. Ardından, kafası gövdesinden ayırt ediliyor. Gövdesi Belgrad'ta defnedilirken, kesik başı ise, tâ Edirne'ye kadar getirtilerek padişaha gösteriliyor.

Şehid paşanın kesik başı, Edirne'deki Sarıcapaşa Camii haziresinde medfun. Mezartaşında, bugünkü Türkçe ile şunlar yazılı: "Sadrâzam ve Serdârıekrem Kara Mustafa Paşa, çevresini ermişlerin sardığı bir makama gitti. Çok gayret gösterdiği gazalardan yaptıklarından ötürü, suçu yokken öldürüldü. Şimdi ebediyen kalacağı Cennetin Firdevs Bahçesinde, hem şehit, hem said olarak ikamet ediyor."

Tarihçilerin yorumu

Tarihe not düşen ve bu dönemi yorumlayan tarihçilerden hemen hiçbiri, Kara Mustafa Paşanın bu cezaya müstehak olduğunu iddia etmiyor.

Aksine, birçok kaynakta onun çok ağır bir bedelle cezalandırıldığı ifade ediliyor.

Ceza o kadar ağırdır ki, koca Osmanlı Devleti dahi, o günden sonra belini bir daha doğrultamıyor. Duraklama, yerini gerileme ve daha sonra da çöküş demlerine terk etti.

Bağdat'ın fethinde şehit düşmüş bir sipahî babanın oğlu olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, devlet ve millet hizmetinde pekçok yararlılıklar gösteren bir kahraman ve sayısız hayır eserleri inşa ettiren civanmert bir şahsiyet olduğu halde, onun sadece "Viyana Bozgunu" ile yâd ediliyor olması, feleğin acı ve hüzün veren bir cilvesi olsa gerektir.

_____________________

SAVAŞA ENGEL OLMAK İSTEYEN KATOLİK ELÇİ, ŞEYHÜLİSLAM'DAN FETVA ALDI


Murat Bardakçı
31 Ekim 2004
Hürriyet Gazetesi


Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın 1683’teki Viyana kuşatması öncesinde, Avusturya’nın İstanbul’daki elçisi, şeyhülislama ‘İslam şeriatına göre boğazına bez bağlayıp aman diyene kılıç vurulur mu? Bu kişilerin üzerine sefer caiz midir?’ diye sorarak fetva istemiş ve ‘caiz değildir’ diye cevap almıştı.

Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ise, fetvaya aldırış etmeyerek Avusturya üzerine sefere çıkmış ama bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu için tam bir feláket olmuştu.

İSTANBUL’daki Avusturya elçisi, Türk tarihinin dönüm noktalarından olan 1683’teki İkinci Viyana kuşatması öncesinde savaşa mani olabilmek için çok uğraşmış, hatta ‘İslam şeriatına göre boğazına bez bağlayıp aman diyene kılıç vurulur mu?

Bu kişilerin üzerine sefer caiz midir?’ diye şeyhülislamdan fetva istemiş ve ‘caiz değildir’ diye cevap almış ama Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa fetvaya aldırış etmeyerek Avusturya üzerine sefer çıkmış fakat bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu için tam bir feláket olmuştu.

Avusturya’nın hakimiyetindeki Protestan Macarlar, 1670’li yıllarda uğradıkları baskılar yüzünden ayaklandılar ve Macarlar’ın lideri Tökeli İmre, Türkiye’den yardım istedi.

İlk zamanlarda Macarlar’la pek ilgilenmedik ama Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın sadrazam olmasından sonra siyasetimizi değiştirerek Tökeli İmre’ye yardıma başladık. Budin Beylerbeyi, Avusturyalılar’ın elinde bulunan Orta Macaristan topraklarının bir kısmını fethederek isyancılara verdi ve Osmanlı İmparatorluğu, Tökeli İmre’yi ‘Orta Macar Kralı’ ilán etti.

Avusturya, bütün gelişmelere rağmen barış taraftarıydı ve 1664’te 20 yıllığına imzalanmış olan Vasvar Anlaşması’nın süresini uzatmak istiyordu.

Anlaşmanın yenilenmesi maksadıyla İstanbul’a elçi olarak gönderilen Kont Albert de Caprara, bu iş için çok uğraştı, hattá Siláhdar Tarihi’nde yazılanlara bakılırsa ‘İslam şeriatına göre, boğazına bez bağlayıp aman diyene kılıç vurulur mu?

Bu kişilerin üzerine sefer caiz midir?’ diye şeyhülislamdan fetva bile istedi ve arzu ettiği cevabı da aldı. Ama, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa fetvaya aldırış etmedi, sefere çıkma fikrinden vazgeçmedi ve sınırlardan ‘Avusturyalılar durmadan saldırıyorlar’ şeklinde şikáyet mektupları getirterek, zamanın hükümdarı Dördüncü Mehmed’i savaşın şart olduğuna inandırdı.

Avusturya ise, barışın mümkün olamayacağını görünce diğer Avrupa devletlerinden ve Papa’dan yardım istedi. Çeşitli ittifaklar yaptı ve bu arada Avrupa’nın birçok yerinden Viyana’ya gönüllüler gelmeye başladı.

Osmanlı ordusu sefere çıktığı sırada fethetmek istediği yer başlangıçta Viyana değil Yanıkkale idi ama sadrazamın etrafını kuşatan dalkavukların tesiriyle, hedef Viyana oldu.

Kanuni Sultan Süleyman gibi büyük bir hükümdarın bile fethedemediği şehri ele geçirecek komutanın kazanacağı prestij de, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın aklını başından almıştı.

Sadrazam, Yanıkkale’yi almadan geçtikten sonra padişaha bir mektup göndererek Viyana’ya gittiğini duyurdu. Merzifonlu’nun kendisine danışmadan Viyana’yı kuşatmaya kalkmasındaki cür’ete hayret eden Dördüncü Mehmed, sadrazamın davranışı için ‘Kasdımız Yanık ve Komaron kaleleri idi.

Viyana’ya gidileceği konuşulmamıştı. Paşa ne tuhaf saygısızlık edip Viyana sevdasına düşmüş? Allah kolaylık versin, lákin önceden söylemiş olsaydı izin vermezdim’ demişti.

Avusturyalılar, Osmanlı ordusunun Macaristan’a yürüyeceğini tahmin ediyorlardı ama Viyana’nın kuşatılacağı akıllarına gelmemişti.

Osmanlı ordusunun şehre yönelmesi, Avusturya’da büyük heyecan yarattı, hattá İmparator Leopold bile Osmanlı ordususunun Viyana’ya gelişinden on gün önce şehirden kaçtı.

İki ay süren Viyana kuşatmasının nihayetinde, 12 Eylül 1699’da Kahlenberg’de yaptığımız muharebede mağlup olduk ve ordumuz bir daha toparlanamadı.

Daha sonraki 16 yıl Avusturya, Venedik, Rusya ve Lehistan ile mücadele içerisinde geçti ve 1699’da tarihimizin en ağır mağlubiyet belgelerinden biri olan Karlofça Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldık.

_____________________

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii



Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi


Divanyolu’ndadır. Külliyelerin yapımını 1681’de Merzifonlu Kara Mustafa Paşa başlatmış, kendisi ölünce 1690’da oğlu Damat Ali Paşa tarafından bitirilmiştir. Külliye 1960’da onarılmıştır. Mescit-dersane sekiz köşeli, sağır kubbeli bir yapıdır. Girişte, dört sütunlu revak bulunmaktadır. Revaklı medrese odaları bu yapıyı U biçimi çevrelemektedir. Mescit dershanenin sağında, düz çatılı sübyan mektebi vardır. Caddenin köşesindeki sebil, 6 mermer gömme sütunludur. Sütunlar arası geometrik motifli dövme demir kafes biçimindedir. Kubbe kurşun kaplıdır. Türbe 12 sütunla çevrili ve üstü açıktır.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Mescidi


Kazlıçeşme Çeşmesi'nin yakınlarında, güney tarafında yer almaktadır. Kasaplar ve İskele Mescidi adıyla da anılmaktadır.

17. yüzyılın sonlarında Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1780 yılında geniş çaplı bir tadilat gören yapı zamanla harap olunca, son yıllarda yeniden onarılmıştır.

Karamustafapaşa Kervansarayı


1660 yılında Osmanlı veziri Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından külliye olarak yaptırılmıştır. İncesu ilçesinde bulunmaktadır. Külliye içerisinde çarşı, medrese, hamam, cami ve otuz dükkanlık alışveriş yeri bulunmaktadır

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Heykeli







___________

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ve Saruca Paşa Camii


Kendi Haziresinde(mezarlığında) II Viyana Kuşatmasında başarısız olunca astırılan Merzifonlu Kara Mustafa Paşayı ağırlayan cami Osmanlı tarihinin bir çok olayına tanıklık etmiş olmalıdır.


1434 yılında II. Murat tarafından Edirne Muhafızlığına tayin edilen Saruca Paşa lakaplı Mahmut Ağa tarafından 1459 yılında yaptırılmıştır. Konum olarak Edirne Devlet Hastanesi bahçesine bitişik olan camii halen kullanımdadır.


Cami avlusu içinde, Budin Valisi Melek İbrahim Paşa ile II. Viyana Kuşatması sonrası başarısız olup idam edilen Vezir-i Azam Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın mezarları da bulunmaktadır.


Caminin inşa kitabesi günümüz Türkçesi ile:

"Bismillahirrahmanirrahim. Bu kutsal makamın binasını, büyük sultan, ulu sultanların taçlarının incisi, İstanbul kalesini fethe mazhar olmuş, fetihler babası Mehmet Han'ın devleti zamanında, -Onun varlık yıldızının doğuşunu dünyanın dönüşü kesintiye uğratmasın- Yüce Allah'ın yaratıklarının en acizi, fakir Mahmut Emin yaptırdı. Onun ihtişamı hakkında Ihvan-ı safa, tarih olarak şunu söyledi: "Hayrü bina".


Sarıca Paşanın, bu camiye gelir sağlamak amacıyla, düzenlettirdiği 1519 tarihli vakfiyede 6233 akçe, 1573 tarihli vakfiyede 7093 akçe gelir sağlandığı belirtilmekte; 1569 tarihli vakfiyede ise, birçok dükkân, hamam, oda, zemin, baş hane vakfedildiği ve bu vakıflardan 11.354 akçe gelir sağlandığı beyan edilmektedir.


Mimarisi ve Süsleme

Cami kubbesi ve minare külahı kurşun levhalarla kaplıdır. Dört sıra kirpi saçak, harim duvarlarını çepeçevre dolanmaktadır. Kuzey cephesindeki pencere ile doğu cephesinin kuzey ucundaki alt sıra penceresinin alınlıkları yoktur. Diğer alt sıra pencerelerinin tümünde, tuğladan sivri kemerli birer alınlık vardır. Üst sıra pencerelerinin alçıdan birer dişliği vardır. Alt sıra pencerelerinin kemer ayakları hizasında bulunan üç sıralık tuğla derz, harimin doğu, batı ve güney cephelerini çepeçevre dolanmaktadır.


Caminin batı cephesinin kuzey ucunda minare yer almaktadır. Kare kesitli minare kürsüsü, harimin çatı seviyesine kadar yükselmektedir. Kısa tutulmuş pabucun köşeleri pahlıdır. Taş şerefe korkulukları bezemesizdir.


Harimin kuzey cephesinin batı ucunda bir giriş yer almaktadır. Bir dizi silmeyle oluşturulmuş taçkapı çerçevesinin üst kenarına bitişik çörteni (Damların yağmur ve kar sularını bina duvarından uzağa akıtmak için ahşap yapılarda tahtadan, kargir yapılarda taş veya betondan yapılan dışarı doğru uzanmış oluk.) andırır bir konsol görünmektedir. Basit bir kemerle örtülü giriş aralığı, sivri kemerli bir çökertme içerisine yerleştirilmiştir.




Harimde, kare planlı gövdeden, kubbe yuvarlağına geçiş pandantiflerle sağlanmıştır. Beş kenarlı mihrap nişi, çeyre küre şekilli bir kavsarayla örtülüdür.






KAYNAKÇA: Sedat BayrakalEdirne`deki Tek Kubbeli Camiler S:51-56T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları-2001

Konu ergunpelit tarafından (21-02-2009 Saat 15:11 ) değiştirilmiştir..
ergunpelit isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 21-02-2009, 12:00   #98
ergunpelit

 
ergunpelit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 13-07-2008
Nereden: İstanbul
Yaş: 40
Mesajlar: 5.450
Uye No:526
Tecrübe Puanı: 23237
Karizma Puanı: 23033604
Karizma Derecesi
ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde
Standart Bayburtlu Kara İbrahim Paşa

Bayburtlu Kara İbrahim Paşa, Avcı Mehmet saltanatında, 15 Aralık 1683 - 18 Aralık 1685 tarihleri arasında iki yıl dört gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.


____________________

BAYBURTLU BİR SADR-I AZAM VARDI - KARA İBRAHİM PAŞA


"Tarih-i Ebül Faruk Tarih-i Osmani" adlı Mehmed Muradın yazmış olduğu çok değerli tarih kitabının yedinci cildinin mukaddemesinde yer alan: "...Tarih-i Osmani henüz yazılmamışdır..." yazısını okuyunca donup kaldım. Çünkü bu yazının üzerinde bulunduğu eser 'birinci tab' olup, Dersaadet'te 1332 (1916) yılında yayınlanmıştı, daha Cumhuriyetten eser bile yoktu. Yani daha Osmanlı dönemidir bu günler.
Eser elimde, uzatmalı küçük arkadaşım Aytaç Koman'ın ünlü makarna gününe katılıyorum. Bir aralık saygı duyduğum değerli bir Hoca Efendi Osmanlıca olan eseri eline alıp, bana bazı yerleri okumamı istedi. İyi düşüncelerle çok okunaklı olan yazıları okuyunca Hoca Efendi: 'Bunlara ne gerek var...' gibisinden söz edince şaşırıp kaldım.
Gerçekten geçmişimizi araştırmamıza hiç gerek yokmuydu? Ortaya koyulan geçmişteki olayların, günümüzde olsun gelecekte olsun hiçmi bir yararları olmayacaktı?.. Diye düşünürken bu tarihçe üzerinde kırmızıyla altlarını çizdiğim yazılara bir kere daha göz atmak gereğini duydum. Bakınca gördüm ki öyle hiç de önemsiz bir konu değilmiş, burada yaptığım araştırma.
Şu ana kadar üzerinde durduğum bir konuyu açıklayabilmek için Osmanlıca yazılmış yada yeni yazılarla yazılmış çok sayıda eserler karıştırdım; Bayburtlu Kara İbrahim Paşa'nın çok ilginç yaşantısını bulup, ortaya koymak için. 'Ne çıkar...' demeyin. Bayburtlu Kara İbrahim Paşa'nın Türk Tarihi içerisinde çok çok ilginç bir yeri bulumaktadır.
Kara İbrahim Paşa ile ilgili araştırmalarıma ilk olarak Atatürk Üniversitesi'nin kütüphanelerinden başladım. Buradaki çok değerli Osmanlıca belgelerden azda olsa bazı bilinmezlere doğru yol almış oldum. Peşine 'BVB' nin yani kendi belgelerimi araştırmak gereğini duydum. Gördüm ki Paşa'nın kişiliği tamamen yazanların kişilikleri ile sınırlanmış görünüyor. Şaşırıp kaldım.
Elimdeki Osmanlıca bir belgede Kara İbrahim Paşa'dan söz ederken: "Hinzeverek Bayburt'ludur" yazısını okuduğumdan, bu köyü görmek için can atmaya başladım. Nasip oldu, bilimsel bir gezi anında o köyüde görmüş oldum.
Rahmetli Hacı Osman Okutmuş Abinin sözleri bugünkü gibi kulaklarımda çınlıyor: "-Eğityar, o köyün adı Paşa Hinzeverek!... Önceleri burada bir Paşa varmış, O'ndan dolayı Paşa Hinzevereği derlermiş."
Bayburtlu Kara İbrahim Paşa'nın Osmanlı tarihine ilk geçişini Kara Mustafa Paşa'nın Osmanlı Tarihine ilk girişiyle birlikte olduğunu görmekteyiz. Önceki olayları önemsemez, saymazsak bu durum söylediğim gibidir.
"Köprülü Zade Fazıl Ahmed Paşa Edirne yolunda, bir çiftliğin kulübesinde vefat etmiş. Mühr-ü Sadaret biraderi Mustafa Bey kendi (eli) ile Padişaha takdim ve iade etmiş. Padişah düşünmeksizin, kimseye danışmaksızın Mir Ahur Kara İbrahim Ağayı çağırtmış, has Ahurundan mükemmel donanmış bir at ile Mühr-ü Sadareti damat Kara Mustafa Paşaya göndermiştir. (2 Ramazan 1087)" Yukarıda söz ettiğim eserin 296. sahifesinden aldığım bu bölümden şunu daha iyi anlamış oluyoruz. Birincisi Kara Mustafa Paşa'ya ilk Sadr-ı Azam mührünü (Bayburtlu) Kara İbrahim Ağa götürmüştür. Diğer bölümlerdende anlaşılacağı üzere Kara Mustafa Paşaya damat denilmesinin nedeni kendisinden önce Sadr-ı Azam olan Köprülü Zade Fazıl Ahmed Paşanın kızı ile evli olmasından kaynaklandığını, köprülüler saltanatının sürmüş olduğuna da yetim olarak alıp, paşa konağında evlatlık olarak büyütüp, kızınıda ona vermiş olmasıyla anlatanlar olmuştur. Kara Mustafa Paşa Sadr-ı Azam olunca ilk icraat olarak "Kara İbrahim Ağa'ya Vüzerat tevcih etmesi" gösterilir. Viyana seferine giderken Belgratda padişah nezdinde kendine kaymakam olarak bıraktığı'da yine Bayburtlu Kara İbrahim Paşa idi.
İbret alınacak olayları yaşamış olan Bayburtlu Kara İbrahim Paşa'nın daha önce devlete isyan ederek, çokca merdivenlerden geçip, uzunca bir süre "Kapdan-ı Derya'lık" bile yaptığı artık biliniyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz Kara Mustafa Paşa'nın Bayburtlu Kara İbrahim Paşa'nın kayınpederi olduğunu bilmem biliyormusunuz? Kara Mustafa Paşa'nın Kara İbrahim Paşa'dan kız torununun da ilerki günlerde bir Kapdan-ı Derya olacağını kim bilebilirdi ki...

Elimize geçen bu küpür Haber 69 dergisinden alınmıştır. Fakat elimizdeki kopide hangi senenin sayısı olduğu yazmadığından belirtemiyoruz. Bilenler bize bildirirlerse bizde buraya yazarını ve senesini belirtmekten mutluluk duyarız. Zira memleketimizle alakalı bu tür araştırmaların teşvik edilmesi gerektiğine inanıyoruz.

__________________

Bayburtlu Bir Başbakan


Yrd. Doç. Dr. Yunus ÖZGER
Bozok Üniversitesi


.... Söz konusu Başbakan 1683-1685 yılları arasında Osmanlı Padişahı IV. Mehmet döneminde iki yıl görev yapmış olan Kara İbrahim Paşa’dır. Tabi o dönemde Başbakan deyimi kullanılmıyordu, devletin başı padişah, hükümdar veya sultan denilen kişi idi. Günümüzde başbakanlık makamını karşılayan sadrazam veya veziriazam ise hükümdardan sonra ikinci adamdı. İşte hemşerimiz Kara İbrahim Paşa da bunlardan biri idi.

Bilmem 1683 tarihi sizlere bir şeyler çağrıştırdı mı? Bu tarih Türklerin Viyana kapılarına ikinci defa dayandıkları ve alınan mağlubiyet üzerine kutsal ittifakların oluşturulduğu çok meşhur bir tarihtir. Peki Kara İbrahim Paşa ile ne alakası vardır derseniz. Hemen söyleyelim II.Viyana Kuşatmasında sadrazam(başbakan) ve serdarı Ekrem(ordu komutanı) Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’dır ve Kara İbrahim Paşa onun azlinden sonra sadrazam olmuştur.

Kara İbrahim Paşa’nın doğum tarihi ay ve gün olarak bilinmemekle beraber, H. 1030 tarihinde ( M.1620-1621) dünyaya geldiği bir çok kaynakta yazılıdır. Bu kaynaklardan biri Osmanlı sadrazamlarının hayat hikâyeleri hakkında çok önemli bir eser olan Hadikatü’l-Vüzerâ’dır. Müellif Osmanzâde Taib Ahmed, Kara İbrahim Paşa hakkında Bayburdludur tarih-i veladeti bin otuzdur diyerek, H.1030 /M 1620-1621’de dünyaya gelmiş olduğunu ifade etmektedir. Diğer kaynaklarda onun günümüzde Demirözü İlçesine bağlı Hınzeverek/Çatalçeşme köyünde doğduğu kayıtlıdır. Ve doğrusu da budur. Ancak İbrahim Paşa’nın dünyaya geldiği dönemde adı geçen köy Kelkit’e bağlı idi. Kelkit ise Erzurum Eyaleti’nden idare ediliyordu. Daha sonra Bayburt’a bağlanmıştır.

İbrahim Paşa, gençlik yıllarında Abaza Hasan Paşa’nın yanında levent askeri olmuş, Abaza’nın isyanı ve idamı sonrası İran’a gitmiş ve bir süre sonra geri dönerek Firari Mustafa Paşa’nın himayesine girmiştir. Hamisinin ölümü üzerine bir süre muhtelif devlet adamları ile birlikte çalışan İbrahim Paşa, sonunda sadaret Kethüdası Merzifonlu Kara Mustafa’nın yanına gitmiş ve onun Silistre valiliği sırasında kethüdası olmuştur. Bundan böyle kara kethüda olarak anılan İbrahim Paşa, böylece Merzifonlu ile yakınlaşmış ve Merzifonlu rütbe aldıkça kendi rütbesi de yükselmiş ve bu sayede Padişah IV.Mehmed ile de yakın temasta bulunmuştur. Sadaret kethüdalığından sonra, 1676’da üçüncü vezirliğe kadar yükselmiş ve Padişahın has adamlarından ve nedimlerinden biri haline gelmiştir. Ancak onun IV.Mehmed ile bu kadar yakınlaşması Merzifonlu’nun hoşuna gitmemiştir. Bu tarihten itibaren aralarında rekabet başlamış ve Merzifonlu, onu Padişahtan uzak tutmak amacıyla Kasım 1677’de Kaptan-ı deryalığa getirtmiştir. Bunun kendisini Padişahtan uzaklaştırmak için yapılmış olduğunu anlayan İbrahim Paşa, on dokuz gün sonra kendini rikâb-ı hümayun kaymakamlığına tayin ettirerek tekrar Padişahın yanına geri dönmüştür.

Viyana kuşatması Kara İbrahim Paşa’nın hayatında dönüm noktası olmuştur. Seferden başarısızlıkla geri dönen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya karşı bir muhalif cephe oluşmuş ve İbrahim Paşa da bunun içinde yer almıştır. Özellikle Dârussâde Ağası Yusuf ve Mîr-i ahur-ı evvel Boşnak Sarı Süleyman Ağalar, Merzifonlu’nun görevden alınması için büyük çaba sarf etmişlerdir. Silahdâr Fındıklı Mehmed Ağa’nın deyimiyle, bu iki şahıs Kara İbrahim Paşa’yı sadaret sevdasına düşürmüşler ve Merzifonlunun katledilmesini istemişlerdir.

Yapılan tahrik ve teşvikler sonucu Merzifonlu Kara Mustafa Paşa 25 Aralık 1683’de idam edilince, Kara İbrahim Paşa onun yerine sadrazam olmuştur.

Padişah burada Kara İbrahim Paşa’ya gözünü aç seni selefinden beter ederim diye de tavsiyede bulunmuştur.

Kara İbrahim Paşa sadarete geldiğinde, Osmanlı Devleti Avusturya, Lehistan ve Venedik cephelerinde savaşa devam etmekteydi. Osmanzade Taib Ahmed’e göre, İbraihm Paşa, savaştaki askere gerekli levazımatı gönderdiği gibi ihtiyaç duyulan asker ve zahire de gönderilmiştir. Ancak düşmanın ilk istilası anında gereken yardım sağlanamadığından vahim akibetle karşı karşıya kalınmıştır.

Paşa, Avusturya cephesine gitmeyerek işleri merkezden idare etmeyi tercih etmişti. Bir süre sonra hastalanınca serdar Sarı Süleyman Paşa, kendisine vekâlet etmesi için İstanbul’a getirilince İbrahim Paşa onun sadarete geleceğini düşünerek, Süleyman Paşayı Avusturya cephesine serdar tayin ettirmiştir. Padişahın sefere bizzat Kara İbrahim Paşa’nın çıkmasını istemesine karşılık, İbrahim Paşa, bizim binnefis azimetimizden ise vüzera-yı kârr-ı azzamadan biri seraskertayin edilsin demiştir. Bunu üzerine 27 Muharrem 1097’de /24 Aralık 1685’de Padişah tarafından azledildi ve yerine Sarı Süleyman Paşa atandı.

Kara İbrahim Paşa azlinden sonra bir süre Üsküdar’daki Bayrampaşa yalısında oturdu. Daha sonra hacca gitmek için padişahtan izin aldı ve yolda muhafazası için asker yazmaya başladı. İbrahim Paşa’ya karşı oluşmuş olan muhalif hava her geçen gün daha da artıyordu. Ancak muhaliflerinin, çok parasının bulunduğunu ve asıl maksadının eski bir Celali olarak Anadolu’ya geçip isyan çıkarmak olduğunu söylemeleri üzerine, IV. Mehmed bu söylentilerin doğru olup olmadığını anlamak için sefer ianesi olarak kendisinden 500 kese akçe istedi. İbrahim Paşa ise hac için biriktirdiği 70.000 altından başka parasının bulunmadığını söyleyerek padişahın teklifini geri çevirdi. Bunun üzerine kapı arasına hapsedildi. Üç bin kese nakit parasına, mallarına ve servetine devletçe el konuldu, kırk üç gün kadar tutuklu kalan İbrahim Paşa, Rodos Adası’na sürüldü. Muhaliflerin tahrikleri ile Haziran-Temmuz 1687 tarihinde öldürüldü. Vücudu orada defnedildi, kesik başı İstanbul’a getirildi.

Böylece İbrahim Paşa hayata veda etmiş oldu. Ancak o, adını ilelebet yaşatacak pek çok hizmete imza atmıştır. Bunlardan biri de doğduğu köyde inşa ettirmiş olduğu ve bugün hala ayakta olan Hınzeverek Köyü Camiidir. Bundan başka İzmir’de, Ahıska’da, İstanbul’da ve daha birçok yerde vakıf eserler vücuda getirmiştir.
ergunpelit isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 21-02-2009, 13:13   #99
ergunpelit

 
ergunpelit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 13-07-2008
Nereden: İstanbul
Yaş: 40
Mesajlar: 5.450
Uye No:526
Tecrübe Puanı: 23237
Karizma Puanı: 23033604
Karizma Derecesi
ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde
Standart Sarı Süleyman Paşa

Sarı Süleyman Paşa, Avcı Mehmet saltanatında, 18 Aralık 1685 - 23 Eylül 1687 tarihleri arasında bir yıl dokuz ay altı gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.

Boşnak Süleyman Paşa olarak da bilinir. Hersek sancağında Prepolye kasabasındandır. Vakfiyede babasının adı Mürüvvet'tir. Sarayda helvacılar sınıfındayken, padişah musahibi Dilsiz Tavşan Ağa'nın hizmetinde bulunup kethüdası olmuştur. 1699'da çavuşbaşı ve daha sonra Fazıl Ahmet Paşa'nın kethüdalığını yapmıştır.

Dördüncü Mehmed'in sadrazamıydı ve hem rüşvetçiliğiyle, hem de beceriksizliğiyle meşhurdu. Ordunun başında sefere çıktı ama savaş Macaristan'ın kaybıyla neticelendi ve Süleyman Paşa askerin isyan etmesi üzerine cepheden kaçıp gizlice İstanbul'a geldi. Davudpaşa'daki çiftliğinde sakladığı servetinden bir hayli altın alarak Kuruçeşme'deki yalısının yakınlarında yaşayan Solomon adındaki bir Yahudi'nin evine sığındı. Paşa'nın cepheden kaçtığını işiten hükümdar, sadrazamı her yerde arattı ve Sarı Süleyman Paşa, Solomon'un evinde bir Rum kızıyla álem yaparken yakalandı, bir hafta boyunca hapsedildi. Zindanda servetinin yerini söylemesi için işkence de gören Paşa, 14 Ekim 1687'de idam edildi.
Murat Bardakçı
Hırsız sadrazamı önce işkenceyle konuşturur, sonra celláda verirdik
12 Mart 2006
Hürriyet Gazetesi


Süleyman Paşa Ve Budın'ın Düşmesi


Yukarıda sadnazam'ın serdanekrem olarak görevlendirilipde Macaristan üzerine gitmesinin emrediidiğini kaydetmiştik. Edirne ovasında son hazırlıklarını da tamamlayan serdanekrem Belgrad üzerine doğru Tevekkel tü Tealallah deyip yola koyulduğu görüldü. Avusturya Kralı da adetâ bir haçlı ordusu teşkil edip her çeşit silahla mücehhez ordusunu Budin Kalesi önüne yığmıştı. Takvimler bu sırada 1097/receb/25-1686/17/haziranı göstermekteydi. Bu târihin kuşatma haberi olduğu Boşnak Sarı Süleyman Paşaya ulaştı. Yapılan müşavereler sonucunda bulundukları yer olan Budin'e pek yakın Hamzabey mevkiinden hiç bölünemeden yürüyüşe geçip kaleye yardım kararı tezekkür ettirildi. Lokumtepe denilen yere gönderilen bir keşif müfrezesi düşman askerinden serbestçe gezinenlerinden bir kaçını ölü, bir kaçını diri olarak elde etmiş ve sorguya çekmiştir.

Düşman Osmanlınında bu kaleyi koiay vermeyeceklerini tahmin ettiğinden ve onlarda bizim haber aldığımızı öğrenmiş olabilİrlerki, tahkimlerini sade kale üstüne değil bilhassa hilal şeklinde, tertipledikleri kuşatmanın, toplarını yerleştirirken kale istikametinde atış yapanların hemen yanında, arkadan geleceklere atış yapabileceği yöne çevrilmiş ve atışa hazır bir tarzda yerleştirmişlerdi.

Bu arada hemen şunu belirtelimki; Budin Kalesi yakınındaki menzil olan Hamzabeye geliş, 1097/şevval/2-1686/ağustos/22'yi bulmuştuki geçen bu zaman diliminde düşmanın, kaleyi hayli hırpaladığını görmek için bir bakış yeterdi. Bu bakışın hemen farkedeceği bir husus vard' ki, o da, Kalenin hemen karşısına düşen Kargabayırı idi. Düşmanında en büyük korkusu kaleye yardıma, muhasaraya saldırıya hazırlanan Osmanlı birlikleri, bu Kargabayın'na hâkim olursa muhasaranın parçalanmaya mahkûm olduğunu teşhis ettiklerinden, bahse konu yeri bir güzel tahkim etmişler, tahrip ve menzili uzun bir topuda yerleştirmişlerdi. Ayrıcada sekizbin kişiden az olmayan bir kuvveti de mevzie yatırmışlardı. İslâm askeri Kargabayırın işgalini hemen yapılan harp divanında kabul edip buna girişmesi gerekirdi.

Ancak yapılan divan toplantısında da güngörmüşler denen bazi tecrübeli gaaziler ilk iş olarak Kargabayır Tepesini elde etmek lâzım geldiğini hatırlattılar ve bunun sonunda düşmanı siperlerden çıkartmaya muvaffak olarak muhasarayı kırabiliriz dediler. Fakat serdar'mda bu tekliflere sıcak bakmadığı yarın hep birlikte saldırıya geçeriz, sözü ortaya koymuştu. Bosna Valisi Sivayuş Paşa'nın askeri üzerine, düşmanın saldırıya geçtiği görüldü. Buradaki piyade askerininse, mukavemete takat yetiremediği görüldü ve düşman bunları hırpalarken Sarı Paşa'nın askerleri içine düşen korku hasebiylede, gerisin geriye Lokum Tepesine çekildiler, aslında buna çekilme değilde adetâ firar desek duruma daha uygun düşer!

Bu firarı fırsat sayan düşmanlar bunların peşine takıldığında, yandan gelen askerimizin bir bölümü tam bir metanetle, karşısına dikildiği düşmanın boyunun ölçüsünü almaya başladı. Bunların arkasını sarayın manevrası yapan haçlılar, yola çıktıklarının akabinde karşılarında Tatar ve Osmanlı Bahadırları ile karşılaştılar. Ortada kan ve revan içinde büyük bir mücadele yaşandı. Düşmandan hayli kişi cehennem çukuruna yuvarlanırken, bizim yiğitlerimizinde bazıları cennet bağ-çelerine uruç eylediler. Bir gurub Dalkılıç Budin Kalesine girip, mücahidlere güç ve metanet vermek istedilerse de, bir bölümü bu gayretle şehid olurken, bir kısmı da girmeye muvaffak oldularsa da, aldıkları yaraları pek ağır olduğundan bakıma muhtaç hâle geldiklerinden, maddi plânda, pek bir şeye yaramadılar denebilir! "Hakimi Mutlakın olmazsa bir İşde takdiri Müfît olmaz hezâr erbabı aklın re'yü tedbiri Hazeri men'i kader, kılmaz ne denlü kûşiş eylersen, Kazayı mübremin mümkin değil sa'y ile tağyiri" Mevlâmız, bir işin gerçekleşmesi için takdiri tecelliye murad ederse onu değiş-terecek hiç bir tedbir fayda vermez. Bu beyitteki mânai münif, buna delalet eden tasavvufi tarafida ağır basan bir dizedir ki, mezkûr Budin Kalesi 17/haziran/6686'dan 2/eylül/1686'ya kadar süren düşman muhasarası ve onlarla, çarpışan islâm askeri, savunma yapan kaledeki askerimiz yetmişaltigün kan döktü, can verdi şan aldı, baş aldı nam saldı fakat Takdiri Hüdâ; Budin'i düşman aldı. Budin'in düşmesi; her kaybedilen toprağın, her kaybedilen beldenin, insanımızdaki feryadlarını, asumana yayan vak'ayı teşki! etti. Hariciye eski bakanlarından Ord. Prof. Dr. Fuad Köprülü'nün oğlu Dr. Orhan Köprülü'nün hazırladığı, MEB yayınları arasında neşredilmiş bulunan Köprülü'den Seçmeler adlı eserde Budin'in melûl bir beste ile okunan şarkısının güftesini sahifemize almak suretiyle, okurlarımıza sunmanın bahtiyarlığını yaşarken, sahifemizi de süslemiş olmanın, farkında olduğumuzu bilmenizide hatırlatırım.


Sarı Süleyman Paşa Sarayı


Saray Doğancılar Meydanı civarında, Sarı Süleyman Paşa Camii'nin kıble yönünde ve Şair Naili Sokak ile Ehram Sokak arasında idi. Kapısının üzerinde bulunduğu yol hâlâ Viran Sokak ismini taşımaktadır. 1965 senesine kadar sarayın mutfak ocağı ve bacası duruyordu. Bir zamanlar Saray Yazlık Sineması olan arsasının üzerinde bugün Hezarfen Ahmet Çelebi İlköğretim Okulu bulunmaktadır. Şehid Süleyman Paşa Camii bahsine bakı- nız. Bu sarayın civarında veya Salacak yakınında başka bir Süleyman Paşa'nın sarayı daha vardı. Bu "Üsküdar'da hanesi yakınına defn" olunduğu bilinen Ermeni Süleyman Paşa'dır. Kabri bugün mevcut değildir. Naimâ Mustafa Efendi (1655-1716), 1655 olaylarını anlatırken "Süleyman Paşa ki, Üsküdar'da oturup nice sene ömür süren bir ihtiyardır" dediğine göre, Sicilli Osmânî'nin kaydettiği 1687 tarihi yanlış olmalıdır. İhtimal Sarı Süleyman Paşa ile karıştırılmıştır. "Devletlu Valide Sultan Hazretlerinin adamı olan Mimar Kasım Ağa" Üsküdar'a geçip nice geceler bu sarayda kalmıştır. Malatyalı olan Süleyman Paşa, IV. Mehmet devrinde ve 16 Şevval 1065 (19 Ağustos 1655)'te sadrazam olmuşsa da altı ay sonra azledilmiştir. Süleyman Paşa, 1075 (1655) tarihinden önce Sultan IV. Murat'ın kızı Ayşe Sultan ile evlenerek damat olmuştur.

Sarı Süleyman Paşa Camii


Mabet, Doğancılar civarında Halk Caddesi ile Viransaray Sokağı'nın birleştiği köşededir. Hemen arkasında Süleyman Paşa'nın büyük muhteşem sarayı, yukarıda adı geçen yolların köşesinde sıbyan mektebi ve çeşmesi bulunuyordu. Caddeden 7-8 beton merdivenle camiin küçük avlusuna çıkılır. Kare plânlı cami kesme taştan yapılmıştır. Çatısı ahşap iken sonradan betona dönüştürülmüştür. Dört ahşap sütunun taşıdığı meşrutası son tamir sırasında kaldırılmıştır. Altında son cemaat yeri bulunuyordu. Burada iki mihrapçık vardı. Bunlar da, avludaki bilezikli kuyu gibi ortadan kaldırılmıştır. Son cemaat yerinin tavanı ağaç işlemeciliğin en güzel örneği idi. Kapısı mermer söveli ve kemerlidir. Hiç bir yerinde kitâbesi yoktur. Kadınlar mahŞli ahşap iken betona çevrilmiştir. Minber ve kürsüsü ahşaptır. Mihrabı mermer kaplıdır. Son tamir sırasında eski hususiyetlerini kaybetmiştir. Alt-üst pencerelerden ışık alır. Pencere söveleri kefeki taşından olup kirpi saçaklıdır. Sağ taraftaki minaresi tamamen kesme taştan yapılmıştır. Şerefesinin altı istalaktitlidir. 1894 senesindeki büyük depremde yıkıldığı söylenen minare, 1957-58 tarihlerinde halk tarafından cami ile beraber şimdiki şekliyle tamir edilmiştir. Camiin kıble ve sol tarafı mezarlıktır. Bakımsız olan bu hazîrede bir çok kabir taşı vardır. Bunlar arasında Şehit Süleyman Paşa ile Recep Paşa'nın da kabirleri bulunmaktadır. Viransaray Sokağı'nda, Sarı Süleyman Paşa'nın kabri önünde ve hazîre duvarına bitişik bir çeşme vardır. Bu duvarın dış yüzünde bulunan ve Paşa'nın gömüldüğü yerin önüne isabet eden kısımdaki kitâbe, tamir sırasında çeşme üzerine konulmuş ve hâcet penceresi de kapatı lmıştır. Bu çeşmenin çok büyük olan haznesi, 1970 senesine kadar az ileride ve yokuş olan sokağın ortalarında durmakta idi.
ergunpelit isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 21-02-2009, 14:15   #100
ergunpelit

 
ergunpelit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 13-07-2008
Nereden: İstanbul
Yaş: 40
Mesajlar: 5.450
Uye No:526
Tecrübe Puanı: 23237
Karizma Puanı: 23033604
Karizma Derecesi
ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde ergunpelit şöhret ötesinde
Standart Köprülü Damadı Abaza Siyavuş Paşa

Köprülü Damadı Abaza Siyavuş Paşa, II. Süleyman saltanatında, 23 Eylül 1687 - 2 Şubat 1688 tarihleri arasında beş ay dokuz gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.
ergunpelit isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Yanıtla

Etiketler
devleti , osmanlı , sadrazam


Konuyu toplam 2 üye okuyor. (0 kayıtlı üye ve 2 misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz




vBulletin® Version 3.7.0 Beta 4