Çizgili Forum

Go Back   Çizgili Forum > FORUM KULLANIM ALANI > Üst Yönetim Odası > TÜRKİYE REHBERİ > İL VE İLÇELERİMİZ > EGE BÖLGESİ > İzmir
Register FAQ Members List Calendar Mark Forums Read

Reply
 
Thread Tools Display Modes
Old 27-05-2008, 17:35   #1
No_Name

 
No_Name's Avatar
 
Join Date: 08-03-2008
Posts: 2,130
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 291
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute
Default Beydağ İlçesi

BEYDAĞ İLÇESİNDE OĞUZ BOYLARI TÜRKMEN VE YÖRÜKLER

Çevrede yapılan araştırmalarda, yerel isimler, sülâle, soy adla­rın tespitleri ve tarihimizin öz kaynaklan incelenmiştir. Bu inceleme ve araştırmalarKüçük Menderes'in doğusunda yerleşen insanların Oğuz boyundan olduğu açık seçik ortaya koymuştur.

Türk boy, budun, oba çadırlarının genelde bir olmakla beraber, her birinin ayrı özellikleri vardır, özelliklerinin birbirine yakın ol­ması, inançta, kederde, sevinçte, güçlükleri yenmede birlikte ola­bilen kuvvetli birer topluluk oluşturmuştur.
Beydağ halkının meslek, uğraşı türleri, tarım uğraşıları, ko­nuşmalarındaki aksan farklılıkları etnik ayrılıklar kanısını uyan­dırır. Bu araştırma,etnik farklılık olmadığını ortaya koymuştur.

Kaşıkçı Oymağı:

Kaşıkçı oymağından yerleşenler hakkında bilgi edinmek için oymağın bağlı olduğu boy ve ulusu bilmek gerek. Bu suretle yö­remize nereden, nasıl, ne vakit geldiklerini öğrenebilelim.
Kaşıkçı aşiretinin Danışmentlilerden olduğu, Danışmentlile-rin de Boz-ulus'a tabi olduklarını öğreniyoruz. Danişmentlilerin Anadolu'ya gelişleri, yerleşim alanları, tarihlerinin bilinmesi ile Kaşıkçılar hakkında gerçeğe uygun bilgi edinilmesi zorunluğu doğmuştur. Bu bakımdan, kısa da olsa Danişmentliler hakkında bilgi edinmemiz gerekti. (1, 2, 3, 7, 9) Çanakkale-Kilitbahirde KA­ŞIKÇI DEDE yatın vardır.

Danişmentoğulları Beyliği (1092-1178)

Anadoluya ilk gelen Türk boylarındandır. Malazgirt savaşın­dan sonra kurulan beyliklerin belki ilkidir. Rivayete göre, Türk­menlere öğretmenlik, danışmanlık yaptığı için Gazi Ahmet Bey'e Danişmend denmiştir. Gazi Ahmet Bey, Selçuklu Kılınç Arslan I. ile Haçlılara karşı Eskişehirde (1097) ve Kayseride (110Î deki sa­vaşlara katılmış ve bu sırada Antakya Prensi Bohemond'u esir ederek Malatyayı da beyliğine katmıştır. 1104 de de ölmüştür. Yerine oğlu Melik Gazi Gümüş Tekin geçmiştir. Cesurdu, kahra­mandı. Selçuklu Şehzadelerinden Mesut ile işbirliği yaparak 1116 da Konya'yı Haçlılardan kurtarmıştır. Kızını Mesut ile evlendirmiştir. Selçukluların Haçlılara karşı yaptıkları savaşları anlatan "Danişmendname" yazılmıştır. Bir kahramanlık menkibesidir.

Danişmentoğullarının merkezi Sivas idi. Çorum ve Malatya’yı alarak sınırlarını genişlettiler ve ikiye ayrıldılar. Sivas ve Malatya merkezleri oldu. Anadolu Selçuklu Sultanlığı tarafından ortadan kaldırıldı. Danişmendli ailesinin elindeki kale ve şehirler alındı. Danişmentler Beyliğinin kaldırılması ile Danişmend boyları oba­ları dağıldılar. (57,9, 58)
Danişmentoğullarına tabi 7 aşiret tesbit edilmiştir. (9) sf. 16) Karaath, Cıvanşir, Büyük Salmanlu, Küçük Selmanlu, Sermayeli, Boynu İnceli, KAŞIKÇI. (9,57,58)
Danişment Beyliğinin kaldırılması ile dağılan boy ve obalar, Osmanlı İmparatorluğu zamanında yerleştirilmeye çalışıldı. Bu yerleşme çalışmalarını kovuşturma ile yöremizdeki Kaşıkçı'ların neden ve nasıl geldiklerini öğrenmeye çalışacağız.
C. Orhonlu'nun bu konudaki araştırmalarından hareketle: "Danişmentli ulusuna tabi bir kısım halk evvelce Halep ile Adana arasında otururlarken, bir müddetten beri konar göçer olarak ha­rekete geçerek yerlerini terk etmişlerdir. Başka yerlere, özellikle Aydın ve havalisi ile Soma Geyikler kazalarında bulunan yaylala­rına giderek rastladıkları köy ve kasaba halkının ekinlerini, ürün­lerini, otlak ve hayvanlarını gasp ettiler. (4) sf. 38,40,41)

Bu yer değiştirme ve batıya göç keyfiyeti aşağıdaki sebep­lerden meydana gelmiştir:
Bunlardan bir kısmının Sığla sancağına bağlı, tulen (Boylam) arzen (Enlem) tahminen 12 saat kadar tutan Viran-Şehir'den (Aya-suluğ-Selçuk), tan Torbalı'ya (Turbalı) kadar olan boş ve harap yerlerde, bir kısmının da Balıkesir Sancağında Susığırlığı (Susur­luk) ve Ömer köyü yakınlarında Demir-Kapı ve Viran-Han isimli boş topraklarda yerleştirilmelerine karar verildi. (4)

Bu hususta verilen ferman 18 Nisan 1691 tarihini taşımaktadır.
İskân memuriyetine evvelâ Karaman Valisi ve Anadolu Beyler-beyisi memur edilmişti. Fakat Bağdat valisi Vezir Ahmet Paşaya verildi.
Danişmentli ulusundan iskânları ferman olunan oymaklar şunlardı: Büyük Sermayeli, Küçük Sermayeli, Karalu, Cevanşir, KAŞIKÇI, Gölegir, Mihmandlı, Kürdü, Büyük Süleyman, Gördün göre, Karamanlı Mocan oymakları.
"Rum (Sivas) vilâyetindeki Danişmentli Türkmenleri: Karaca-Kürd, Herekli, Boynu-lncelü, Sarıçalı, Kürtili, Kebir ve Sagir San­dıklı, Büyük Salarlu, Küçük Salarlu, Şerefli, Durdu-Hüseyinlü, Veliler ve diğer bir Kaşıkçı oymağı olmak üzere 22 oymaktan iba­retti.

1659 yılından beri Küçük Mihmandlı Kürdü oymağından bir kısmı bulundukları yerden ayrılıp İzmir kazalarına gelerek, Ku-1 şadası ve civarında evler yaparak yerleşmişlerdi. 1713 de bunlar­dan 36 hanesi Kuşadasın'da, 4 hanesi İzmir'de oturmakta idiler.
10 Mart 1695 tarihini taşıyan ve Genç Mehmet Paşa'ya yazılan hükümde: iskânı kabul etmeyenlerin, kefalet senedlerinde yazılı paraların tahsili isteniyordu.
Bunun üzerine Küçük Süleymanh ve KAŞIKÇI oymakları, Ha-mid Sancağına dahil bulunan Keçiborlu nahiyesine bağlı köylere: Sermayeli, Cevanşir, Gölegir, Karalu oymakları Urİa nahiyesine bağlı köylere yerleştirildiler.
7 ev ile, Değnecik köyüne ise Kaşıkçı oymağı yerleştirildi­ler.

.... Kaşıkçı Oymağı ise Ergenlü, İmanlı-ı Kebir ve sagir köy­lerine iskân oldular.
Karahisar-ı Saip Sancağına İskân:

Karahisar-ı Saib Sancağına tabi Geyikler kazası dahilinde bu­lunan Pınarbaşı nahiyesi iskân bölgesi tayin olundu,
1694 Nisan ayında, her bir oymağın iskânı kabul ettiklerine dair kadılar tarafından hüccet tanzim edildi. İskân mübaşiri Uşaki Hüseyin vasıtası ile bu iş gerçekleştirilmiştir. Bu nahiyeye Avşar, Harmandeilü, KAŞIKÇI, Büyük Süleymanh, Küçük Süleymanh bir kısım oymakları yerleştirildiler.
Değnecik köyüne Kaşıkçı oymağı yerleştirildiler. Kaşıkçı oymağı ise Ergenlü, İmanlı-ı Kebir ve Sagir köylerine iskân olundular.

Kaşıkçı oymağı ile Gölegir'e bağlı Mirili, Şehsuvarh, Do­kuzla obaları da iskânı kabul ettiler. Buna dair 1694 Nisan ayı tarihini taşıyan Sandıklı kadısı tarafından bir hüccet verilmişti. İsmi geçen oymak ve obalar Sandıklı nahiyesindeki köy ve mezralara yerleştirildiler.
Kaşıkçı oymağı Güney ağıl ve Merkepli köylerine iskân edildiler.
Ancak Kaşıkçı oymağının Dervişoğlu oymağının 10 hane ile Doğan köyüne yerleşmiş olduğu kayıtlıdır.

1702 martında, iskân mübaşiri Çeşmi Siyah Mustafa'nın yaptı­ğı keşif ve araştırma sonunda kasdedilen yerlerin Danışmendli ulusuna mensup oymaklara dağıtılmasına karar verildi. (Geyikler, Karacadağ ve Şeyhler nahiye ve kazalarında yerleştirildiler.)
Bir müddet sonra Danişmendli ulusuna mensup oymaklar, nüfus artmasından ve kendilerine tahsis edilen yerlerin tatminkar olmamasından dolayı bulundukları yerlere sığışamadıkları için, bir kısmı civarlarda bulunan müsait yerler ile çiftliklere yerleş­mişlerdi.

Büyük ve küçük Süleymanh, Kaşıkçı, Göleğir, Civanşir, sermayele, Karalı, Harmandellü (Harmandalı) oymakları çekirge istilâsı sebebiyle hayvanlarını otlak bulmak için Toma yaylasına götürmek zorunda kalınca, hükümet iskân nizamının bozulma­sından büyük bir endişe duyarak bir daha bu yaylaya çıkma­malarını, iskân nizamına uygun hareket edilmesini, iskân böl­gesindeki kadılardan 1701 Eylül tarihli birer hükümle istedi.
Viranşehir (Selçuk), Torbalı'nın boş yerlerine yerleştirilen Ka­şıkçılar, buralardan sivrisinek, sıtma nedeni ile çevreye dağılmış olmalıdırlar. O zamanlar Torbalı ilçesindeki Cellât gölü sivrisinek yuvası idi. Selçuk, Torbalı çevresinden dağılan Kaşıkçılardan bir kısım aile Beydağ Yağcılar, Hahköy'e gelip yerleşmişlerdir.
Aşağı Aktepe’ (Mumcular) deki Kaşıkçılar. Sandıklı'nın Güney Ağıl ve Merkepci köylerinden gelmişlerdir. Nitekim Hüseyin Ka­şıkçı "Dinar Sandıklı taraflarından gelmişiz, o taraflarda akraba­larımız olduğunu biliyoruz fakat gidip gelmiyoruz, "demesi de bunu kanıtlamaktadır.

KERÎMOĞULLARI

Kerimoğulları, Gökvelioğullan, Sırkıntıoğulları ve Karasındıoğulları gibi kıyı beyleri gelmektedir. Bunlardan Kerimoğulları Ceyhan kıyısındaki Boz-Doğanlar'ın beğleridir. Bu aileye ait en eski bilgi 1119 (1707) yılına aittir. Bu tarihte "Enva-i fesat ve Şeka­vetle meşhur) oldukları söylenen Maraş bölgesindeki ailelerden Çobanoğlu Kasım (Cerid'den) ve Beyazidoğlu Mehmet ile Kerimoğlu Halil Karaman Beylerbeyisi tarafından yakalanmış ise de Kozan oğlu ele geçirilememiştir. Daha sonra devlet bu aileyi Çukurova'nın ayan ailelerinden biri olarak tanınmıştır. 1143 (1730) yılında ailenin başında Abdülkerim adlı bir bey görülmek­tedir. (6) sf. 194,197
Bu günkü durumda bu aileye ait en eski bilgi 1143(1730) tarihine aittir. Bu tarihte Sırkıntıoğlu Mehmet. Karasındıoğlu Kara-Nebioğlu Hamza ve Kerimoğlu Abdülkerim ile birlikte Rakka'ya iskânları ferman olunan Receplu Avşar'ın kaçmasını Önlemeğe memur edilmişti.

Cemaat 8. Kerimoğlu:

Bozdoğanlı yörükleri: Bozdoğanlı cemaati, Kerimoğlu aşire-tindendir. Bozdoğan Kerimoğlu zamantı kazası (Maraş Sancağı) Maraş Yörükan taifesindendir. (8) sf. 253
Kerim, Kerimli (Kerümlü) Kerimoğlu, K. Abdülkerim, Kerimo-ğullan, Kerimler obası namı diğer Efsanlar) Kerimli Kerimoğlu Kerim, Maraş ve Adana (Kerimzade Kerim) Eyaletleri (8) sf.508
Sis, Adana, Kars-ı Maraş İçel. Kilis. Teke Hamit Sancağı


Konar Göçer Yörükkân taifesinden.

Tacirli Cemaati ile Kozan oğlu'nun ve arkadaşlarının te'dip edilmelerine dair.
Karaman valisi vezir Hasan Paşa'ya hüküm ki Senki vezir mü-şarünileyhain tarafından kapu kethüdana gönderdiğin kayimenin hulâsası mefhumunda ifrazı Zülkadir tayifesinden mukaddema İsneyin ovası civarında dbalısaibbaya tehassun iden Tacirlü cemaatlerinin biavnihi tealâcemiyetlerin tefrik ve cezaları verilmesi lazım gelen rüesalannın cezai şer'iyeleri tertip ve etrafu eknafa fi­rar edenlerin dahi üzerlerine kifayet miktan asker tayin olunup ve bundan mada Meraş'da sakin bir kaç seneden beru envai fesad ve şekavet ile meşhur olmağla ahiz ve ele getirülmesi uhdei kifayeti­ne teyfiz olunan Çoban oğlu Kasım ve Bayezid oğlu Mehmed ma­ruf şakiylerden dahi Çoban oğlu ve Bayezid oğlu ve Kerimoğlu ahiz ve ele getirîlüb ancak Kozanoğlu yanma gelmeyüb itaati emri şerifim itmediğü ilâm olunup şakii mezbur Kozan oğlunun dahi ahiz ve ele getürülmesi.... Adana mutasarrıfları Yusuf Paşa ve Kürt Bayram oğlu Mehmet Paşa zamanlarında ve yüz on altı senesinde dahi Pulat Paşa oğlu İsmail Paşa zamanında.... (5) sf. 187

Recepli Avşarı cemaatinin Raka'ya iskân edilmelerine dair.
Adana valisi olup Anadolu canibinde eşkiya teftişine memur Abdullah Paşaya hüküm ki Kayseriye ve Develü ve Yahyalı ve Köstire ve încesu ve Zamanh kazaları ahalileri arzuhal edib.... eşkiyayı mezburenin firar ide-cekleri mahalleri seddü bend için yürükan taifesinden Kara Nebi oğul Hamze ve Kerimoğlu Abdülkerim maiyetine memuriyetlerini müş'ir başka başka eyamiri şerifem ile.... fermanım olduğu veç­hile mahalli memurlarına iyva ve iskân ile şerrü mazaratların fu­kara üzerinden def'ü ref e kemali ciddü tam ve sa'yü malâkelam evlemen babında fermanı âlişanım sadır olmuştur büyürdüm ki Fievailill43 Anadolu Yürüklerinden Karahacılu ve Tekeli cemaatlerine dair
Karaman valisine ve Niğde ve Aksaray kadılarına hüküm ki: (5) sf.236



kırkbeş senesinde yürükan reayasının iskânlarına mücea-deden nizam verilmek fermanım oldukda taifei mezbureden Keri-moğluna tabi Bozdoğan cemaati Çukurovada kışlayub Erciş dağı kurbünde yaylamak ve yayalamak ve Şeyhi oğlu Kaçar Halil ce­maatleri.... fermanım olan mahalli iskanlarında ikamet ettirilmeleri içün müekkid emri şerifim tahriri babında bilfiil baş defterdarım Mustafa Atıf ilâm etmeğin ilâmı mucibince amel olunmak içün fermanı âlişan yazılmıştır. Fievahiri ra 1154 (5) sf. 207, 208, 209

Celâli Baba

Celâli Baba, Bayburt'a takriben 30-35 km. mesafedeki Tahsini (Ozansu) köyünde 1850 yılında doğ. Babası aynı köyden "Nasu-hoğullarından" Abaş Efendi, anası köyün eski ve tanınmış ailele­rinden "Kerimoğullan"ndan bir hanımdır.
Kızlarının "Abus Efendi" ile evlenmesini bir türlü hazmede­meyen "Kerimoğulları" kendisini aileden dışlamışlar, o'nun Ölü­münden sonra da oğullarına, dolayısiyle Ceîâliye anasından dü­şen hakkım vermemişlerdir... Bu sebepten Kerimoğullan ile ara­larındaki ihtilâf ve niza CelâH'nin hayatının büyük bölümünü et­kilemiştir.

Kerimoğlu Şerif Çavuş öldürülmüştür. (81) sf. 16
Kerİmoğlu Efe Türküsü
Kerimoğlu Efem inip gelir inişten
Her yanları görünmüyor gümüşten, of aman aman
Bu efe sent neylesin
Neriman Hanım Kerimoğluyla gönül eylesin.
Kerimoğlu efem yüksek tepeden atıyor
Gökova'ntn Efesi kanlar içinde yatıyor, of aman aman.
Bu efe seni neylesin
Neriman Hanim Kerimoğlu ile gönül eylesin. (79)

Kerimoğlu Efe, Aydm'm Çine ilçesindendir. "Kadirlide iki tane Kerimoğlu ailesi vardır. Birisi an asıl Bebi-şinoğlu şöhretlidir. Sonradan BIKKA, DOĞRU soy adından sonra, KERİMOĞLU soyadını aldılar. Diğeri An asıl KERİMOĞLU Aydm'ın Bozdoğan ilçesinden Çukurova'ya^ gelen BOZDOĞAN aşiret reisi­dir. Fakat bunlar elyevim BOZDOĞAN soyadını taşımaktadır. Safa Vayısoğlu 23.1.1991 Bağ Mh. Kadirli/Adana
(6) Kerimoğlu Halil, Karaman Beylerbeyisi tarafından yakalan­mış ise de Kozanoğlu ele geçirilememiştir. Daha sonra devlet bu aileyi Çukur-ova'nın ayan ailelerinden biri olarak tanımıştır. (1730) yılında ailenin başında Abdülkerim adlı bir beğ görülmek­tedir.
Bozdoğanlı cemaati Kerimoğlu aşiretindendir. (8) Bu eserde Kerimoğlu Abdülkerim, İçel, Kilis, Teke, Hamit sancaklarında, ko­nar göçer yörük taifesinden görülmektedir.
(5) ... taife-i mezbureden Kerimoğluna tabi Bozdağan cemaati Çukurovada kışlayıp... sf. 207, 208, 209

Ruhi Su'nun Muğla-Yer kesik yöresinden derlediği Kerimoğlu Zeybeği, Kerimoğlu aşiretindendir.
Antalya-Serik ilçesinin %80 i Kerimoğlu aşiretindendir.
Amasya Suluova-Kerimoğlu köyü, Denizli-Güney-Kerimler Köyü, K. Maraş-Merkez ilçe, Yenicekale bucağı Kerimli köyü, Zonguldak-Çaycuma-Perşembe Bucağı-Kerimler köyü vardır.
Tekeli-Tekelu

Tekeli adını, Teke Sancağı (Antalya) bölgesinden almıştır. (6) sf. 153 XVI. y.y.da Anadolu'da ayaklananlar oluyordu. Teke San­cağında da Hasan Halife oğlu Şah-Kulu tarafından çıkarılmıştır. Başına 10.000 kişi toplayarak Teke'yi elde ettikten sonra, Anadolu Beylerbeğisi Kara-göz Paşayı da yenip öldürdü. Karaman Beyler-beyisi Haydar Paşa'yı da aynı akibete uğratan Şah-Kulu, Kayseri ovasında Veziri Azam Hadım Ali Paşa ile yapılan şiddetli savaş-da her ikisi de telef oldular. Tekeliler İran'a gittiler. (1511) İran'a giden Tekelilerin 15000 atlı oldukları, yanlarında çocuklarını da götürdükleri biliniyor. (6)

Şalı-kulu isyanına katılan Tekeliler Rumeli'ne sürüldüler. XVI. yy. dan önce bu sürgünler sebebi ile Teke elinde nüfus azaldı. (77) sf. 14)
Aydın havalisinde yerleşmiş pek çok Tekeli vardır.
Tekeliler: San Tekeli, Kara Tekeli, Boz Tekeli, Tekeli diye oba­lara ayrılmıştır. Hiçbir aşiret diğerini beğenmez.

Tekeliler Antalya vilâyetinden dağılmışlardır. Tekelilerden yerleşmeyen azdır. Sarı Tekeliler Karacasu ilçesinin Cırcıvan kö­yünde otururlar. Geyre köyünde oturanlar da vardır. Karacasu'yun Karaağaçtı Sultanhisar'in Kavaklı köylerinde epeyce vardır. Sö-ke'nin Sarıkemer ve Alibey Çiftliğinde, Koçarlı civarında, Köşk bucağında, Yavulu köyünde konar göçerleri vardır.
Karatekeliler ise kışın Söke'nin Kemer'ine, Akköy bucağının Kırık içine, Germencik civarına gelirler. Koçarlı'nın Tekeli köyü kamilen kara tekelidir.
Karatekeliler birkaç kabileye ayrılırlar. Karnı Karalı, Duruko-calı. Kvaruk, GÖlovah, Sekereli, Sıçmaz, Topallı...

Tekelilerin Osmanlı için yaktıkları türkülerden biri.
istanbul'dan çıktı katlime ferman
Çok aradım bulamadım derdime derman
Kahpe Osman oğlundan da elaman
Tekeli oğlu derler ünüm var benim.
Ala bıçağa da zorum var benim.

(Tekeli İbrahim için çıkan türkü) Germenciğin Naipli köyü yö­resindeki Arkacı Dağında kışlarlar, yazın Tulu pınarına giderler. Söke'nin Sarkemer, Serçin ve Alibey Çiftliği ile Atburgazında otu­ran Tekeli ailesi vardır. (9) sf. 12)
Tekeli büyük bir aşiret adıdır. Birçok yerlere ve köylere kendi adını vermiştir. Koçarlı nahiyesinde, Sımrteke, Bozdağında. Kör-teke ve Çine'de Tekeler adında köyler vardır. Germencik nahiye­sinde de eskiden Teke adında bir köy olduğunu biliyoruz. Adı vilâyet umum meclisince "Tekin"e çevrilmiştir. (3) Cilt: I sf. 239
Karakeçili Gördes kazası (Saruhan),
Türkman Yörükan taifesinden
(Karakeçülü) Kütahya, Aydın
Karakeçili Türkman Aşireti, Kulocağı anlamındadır.
Karatekeli Kütahya, Teke Sancağı
Konar-Göçer, yörükan taifesinden.

Sarıkeçili cemaatinin mahalli iskânı ferman olduğu üzere Ay-dm sancağında hali ve harap mahallerdir. (8) sf. 657
Manisa'da Tekelü camaati vardır. Manisa'da Tekeli köyü vardır. Salihli'de Karatekeli aşireti, Selendi (Kula) Kızılkeçili vardır.
Tekeli Aşireti Akhisar Palamut'da Süleyman Obası (Süleyman köy) vardır. (10)
Karakeçi Aşireti: Siverek Hacı Ömer Mahallesi sakini Küçük Ömer zade Halil Efendi; Kara Keçi Aşiret Reisi Abdülkadir aley­hine ikame eylediği madeni 60 altın alacak davasından... (78)

Kocaeli vilâyetinin Adapazarı kazasının Karatekeli kazası var­dır. (79)
Beydağ ilçesinin Alakeçili, Bakır, Kurudere köy ve Beyköy Ma­hallesinde tekeli aileler vardır. Sarıkaya köyünde Santekeli ço­ğunluktadır.
Keçililer ile Tekeliler ayrı aşirettir. Karakeçililer Kayı boyundan olduklarını ve Osmanlılar ile akraba olduklarını iddia etmişlerdir. Nitekim, Osmanlı devrinde, asker olan Karakeçililerin, çavuş ola­rak İstanbul'da saray emrinde askerlik yaptıklarını, Karakeçili Veli Uysaldan öğreniyoruz.
Sarıkaya köyünden, 120 yaşında olduğunu söyleyen Kara Ay-şa nine, "zeybeklerin içinde, Çakıcı. Gökçen gibisi yoktur dediğin­de, Yörük Aliyi sorduğumda, "O bizden, Sarıtekelidir, dayısı bur-dadır" Kendimizi methetmiş gibi olacak, biz govalamayı sevme­yiz" demişti.

Yağcılar: Yağcılar cemaati vardır. (10) sf. 94,95,96, 97,98,99)
Manisa ilinde, bu gün mevcut köyler listesinde: Yağcılar (Ma­nisa) Karayağcı Belen, Arabacıboz kö, Selendi, Darassılı, Türkmen, Çekeler, deresi. (Yunddağında) Halitli, Eğri, Kalabak. (10) sf. 95)
Hicri 1280-1290 yıllarına ait sicil defterlerine göre: Yağcı, yağ­cılar, Yağcılı, (Yağcılu) Yağcıbedİr Cemaati. İçel, Kütahya, Aladağ kazası, Konya, Balıkesir, Bergama'da yörükan taifesinden olarak vardı. (8)
Yağcılar köyü adının buradan geldiğini düşünürdük, ancak bu köyde yağcı aşiretinden kimse bilinmiyor.
Yeniyurt (Cibre) köyünde Yumurcuların İsmail, adını nasıl ne­reden aldığı bilinmiyor. Ancak Yumurcular adında bir aşiretin ol­duğu biliniyor.
Afyon, Sandıklı, Ycniçay'a bağlı Yumurca adında bir köy var­dır.
Antalya (Teke Elinde) Yumurcu aşireti bulunduğunu biliyo­ruz.
Beyköy Mahallesinde oturan MACARLAR sülâlesinin, Avrupa Macar'lar ile ilişkisi olmadığına göre, bu ad ile ilgili aşiretleri ara­dım.

Konar-Göçer Türkmen taifesinden, İçel Sancağında, Macaroğlu aşireti vardır. (8) Balıkesir-Ertuğnıl Bucağı MACARLAR köyü vardır.
Konar göçer yörükan taifesinden, Uşak, Simav, Gördes, Kula, Selendi, Sirke kazaları (Kütahya Sancağı) Timurcu (Demirci) Saru­han Sancağı, Eğridir İsparta yörelerinde oymak olarak Macar, Ma­carlar, Macarlı (Macarlu) Macaroğlu Halil cemaati, âferman-ı âlî İçel sancağında iskân olunmuştur. (8) sf. 114,571)

..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name is offline   Reply With Quote
Old 27-05-2008, 17:37   #2
No_Name

 
No_Name's Avatar
 
Join Date: 08-03-2008
Posts: 2,130
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 291
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute
Default

İdari Geçmiş

Beydağ coğrafi konumu ile ikliminin güzel olması, toprağının az olmasına karşın verimlidir. Çeşitli madenlerinin bulunması, bu madenlerin dış satım yerine yakın olması nedeni ile çeşitli ka­vimlerin ilgisini ve beğenisini kazanmış olduğunu görüyoruz. Yaşama çok elverişli olan Beydağ yöresinin ilk çağlardan beri yerleşim alanı olduğunu kalıntılardan öğreniyoruz. Ancak, çevre, ormanlık, sarp dağ ile çevrili olması nedeniyle gezginler tarafından incelenememiş, yazılı belge bulmak güçleşmiştir. Arkeolojik gezi ve kazılar da yapılmamıştır. Ben varolanları, bulabildiklerimi tespit ile tümden yok olmasını önlemek istedim. Bu, konuda Prof. Dr. Tuncer Baykara, Prof.Dr. Ali Haydar Bayat, Prof. Dr. Hacmi ÜL, Prof. Dr. Recep Meriç'in teşviklerini övgü ile anmak isterim. Bran­şım tarih olmadığı için hata ve kusurlarımın doğal karşılanmasını umarım.
Etiler devrinden beri yerleşim alam olan Beydağ'ın, 4-5. asır da kilise merkezi olduğunu biliyoruz. (6) Pisikoposluk merkezi oldu­ğuna göre, büyük bir yerleşim merkezi olmalıdır.

Oğuz boylarının K. Menderes bölgesine gelişleri kalıcı olama­mış. Yöremize gelip yerleşme, Beyköy'ün Çukuroba yöresinde ol­muş. Bundan sonraki geliş gidişlerdeki yerleşim alanları değişik olmuştur. Çukuroba'ya gelenlerin, büyük, kavuklu, yazılı mezar taşları 1934 yılında bozuldu ve yol, kavaklık yapıldı. Taşlar da muhafaza edilmedi. Ancak, Beyköy'ün altında gencer kurulan Ko­ca Kavak ve yanındaki mezarlığın içindeki Emir Bey türbesi, eski­miş, bakımsız bir belge gibi durmaktadır.
Çevremizdeki köy ve semt adlarının, Türkmen oba ve oymak­larından alındığı görülmektedir. Soy, sülâle adlan da bu oymak, aşiretlerden alanlar çoğunluktadır.
H.855/M.1439/40 Balyambolu Liva-ı Aydın’a bağlı ilçeler için­ de yoksa da Köy (karye) ler içinde geçmekte ve büyükçe bir köy olduğu anlaşılıyor. Tarihi........ faydalanılan kaynaklar. (41)

1327 yıllarında Aydınoğlu Mehmet Bey, oğlu İbrahim Bahadır Beyi Bodamya (Bademli) ya vali atadıktan sonra, Balyambolu'nun yönetim bakımından buraya bağlanmış olması büyük bir olasılık içindedir.
1391 de Aydmoğulları Beyliğinin sona ermesi ile Tire, Osman­lılara bağlı Aydın Eli merkezi olmuş, Fahrettin İsa Bey vali atan­mıştır. Balyambolu da Tire'ye bağlanmıştır. Ancak, Aydmoğlu İbrahim Bahadır Beyin oğlu Cüneyd Bey, 1426 da ölümüne kadar sık sık el değiştirmiştir. Balyambolu'nun 30-40 yıl içinde nüfusu artmış ancak eşkiyalık olayları yüzünden göç ve dağılmalara se­bep olmuştur. XVII. y.y.da Balyambolu kazadır. Adı Tire, Nif, Atça gibi kaza­ların arasında geçmektedir.

1671 yıllarında Evliya Çelebi Tire'ye gelişinde, Balyambolu'nun kaza olduğunu görüyoruz. (42) Tarihi miras listesi No:42
1767/68 tarihli Memur-u Aşar. Kaza-i Balyambolu mühürü de Balyambolu'nun kaza oluşunu kanıtlamaktadır.
1820 yılında Sığla Sancağı, Aydın Livasında bulunan memle­ketler içindedir. (41) Tarihi miras listesi
1831 yılında, Osmanlı İmparatorluğunun ilk nüfus sayımında kazadır. (92) Tarihi miras listesi.
H. 1307 M. 1891-1897 yılları arasında, Balyambolu nahiyesinin merkez köyü, Küre (Adagüre) dir. (50) Tarihi miras listesi.
1888 yılında kurulan belediyelik yönetimi, nüfusunun azlığı nedeni ile 1927 yılında kaldırılmıştır. Bu tarihte Nahiye merkezi ve belediyelik olan köy Pazaryeri köyüdür.
İzmir İl Encümeni, 1926 yılında aldığı bir karar ile Balyambolu adını Beydağ olarak değiştirmiştir. Bu tarihten sonra Beydağ na­hiyenin adıdır. Nahiye merkezinin bulunduğu köyün adı, Pazar­yeri köyüdür.

20 Nisan 1924 tarihinde sancaklar kaldırılmış, vilâyetler kurul­muştur. Yeni İzmir Vilâyetinin kazaları: Bayındır, Bergama, Çeş­me, Foça, Karaburun, Kemalpaşa(Nif), Kuşadası, Menemen, Öde­miş, Seferihisar, Tire, Urla, 12 ilçe, 28 nahiye (Bucak), 709 köyü vardır.
26 Nisan 1926 tarih, 887 sayih Te§kilat-i Mulkiye kanunu ile Torbah, 1928 de Dikili, 1947 de Kimk, Kiraz, 1954 de Kar§iyaka 1957 Selt;uk, Bornova ilge yapilmi§Iardir. Ku§adasi da Aydin ili'ne baglanmiştir.


İstiklal Savaşında Beydağ

Birinci Cihan Harbi, Çanakkale, Kafkas, Mısır, Irak, Galiçya harplerinde Türk'ün çilesi dolmamış olmalı ki "nefsi müdafaa" anlamındaki istiklâl harbi ortaya çıktı. Zayıf düşen bünyelerde, hastalıkların birbirini takip ettiği gibi, Osmanlı İmparatorluğunun zayıf düşmesi ile harpler birbirini kovalamış ve İstiklâl harbine gelinmiştir, Osmanlı İmparatorluğu 30.10.918 de Mondros antlaş­ması ile çökmüş olmasına karşın, Türk ulusu bitmiş değildi.

Türk Ulusunun bitmediğini gören saldırgan devlet liderleri, 22.4.920'de, Türk Ulusunun temsilcisi olarak Osmanlı Imp. yöneti­cilerini kabul ederek, Sevr Andlaşmasmı yapmaya zorlanmıştır. Türk Ulusal Devleti kurulduğu halde, Osmanlı împ.luğu temsilci­lerini masaya oturtmayı başarmışlardır. Buna karşın, Türk Ulu­sunun Millet Meclisi harekete geçip 18.6.1920'deki oturumunda, "Misak-ı Millî" ye sadık kalacağına yemin ederek, Türk toprakla­rının parçalanmasına asla müsaade etmeyeceklerini dünyaya ilân etmiştir.

Mondros ateşkes sözleşmesine dayanarak itilâf devletlerinden, ingilizler, Fransızlar ve İtalyanlar, yurdumuzun çeşitli yerlerine askerlerini göndererek işgale başlamışlardır. Yunanlılara da Trakya ve Batı Anadolu'yu işgale izin verdiler.

15.5.1919'da Yunanh'ların izmir'e ayak basması ile Ege halkı direnme ve savunma tedbirlerine girişti. Bu direnme ve tedbirler dağınık ve yöreseldi. Düzenleme ve birleştirilmesine ihtiyaç var­dı.

Ödemiş halkının, aydınlarının önderliğinde, belediye binasın­da 16.5.1919 da yaptıkları toplantı olumlu sonuçlanmamasına kar­şın, 17.5.1919 toplanmayı hazırlamıştır. Bu toplantıda Avukat Refik Şevket (İnce) tarafından yapılan konuşma Ödemiş Kuvva-i Millîyesinin kurulmasını sağlamıştır.

izmir'in işgalinde Türk askeri birliklerinin silâhlarının ve komu­tanlarının yetkilerinin alınması karşısında, bir kısım asker mem­leketlerine dağılmış, bir kısmı da subaylan ile Tire'ye çekilmişler

oradan da Aydındaki 57. P. Alayına iltihak etmişlerdir. Bu du­rumda meydanı boş bulan Yunan Alayı, komutanları Stavriano-pulos emrinde 20.5.1919 sah günü Torbalı'yı işgal etmişlerdir.

Çaylıh Yanık Halil İbrahim Efe ile Ödemiş'in ileri gelenlerinden Hanayhoğlu Mehmet Emin Ağa, Hakkı Paşaoğlu Fahri Bey, aile­lerini ve paralarını alarak Nazilli'ye gitmek üzere yola çıkıyorlar. Amaçlan, ailelerini Nazilli'de emin bir yere yerleştirmek ve Nazilli ileri gelenleri ile müşterek Kuvva-i Millîye teşkilâtını kurmaktır. 20 Mayıs 1919 (x) günü Ödemiş'den hareket eden kafile, Balyam-bo(Beydağ) üstünden Sinekciler köyüne giderken Taşoluk denen semtte bulunan Yanık Halil İbrahim Efe'nin hasmı, Koca Mustafa (Dıkleş efe, seslerinden anlıyor ve kıpırdama demesi ile ateş baş­lıyor. Nazilli yolcuları burada vuruluyor. Hanımları ve paralan gidecekleri yere götürülüp teslim ediliyor...

(Koca Mustafa (Dıkleş), Yanık Halil İbrahim'in zeybekliğinden ayrılarak efe olmuştur.) Yanık Halil İbrahim Efe, zeybek Araplı Hasan askerde bulunduğu sırada, hanımı dahil, 5 aile efradını Öl­dürmüştür. Cenazeleri Beydağ merkezine getirilmiş. Doktor rapor tuttuktan jandarma da gerekeni yaptıktan sonra cenazeler Hah-köy'e götürülmüştür. Durumu öğrenen Araplı Hasan askerden kaçıp geliyor ve köylüsü Koca Mustafa'nın yanına zeybek giriyor. Taşoluk'da Yanık Halil İbrahimden öcünü almış oluyor.
Osmanlı İmparatorluğunun Bahriye Nazırı, Hamidiye kahra­manı Rauf Bey(Orbay), Mustafa Kemal ile Amasya'da buluşup vatanın kurtarılması için işbirliği yapmak üzere İstanbul'dan 24 Mayıs cumartesi 1919 günü Bandırmaya hareket ediyor. Maiyetin­de: Topçuoğlu Nazmi (Sonraları mebus ve Ticaret Vekili), İzmirli Mansurizade Emin, Yzb. Osman (General Osman Tufan) ve Balkan Harbine gönüllü katılmış Hindli subay Abdurrahman Beyler bulunduğu halde Bandırma'ya çıkışlarından sonra, Çerkez Ethem ve kardeşlerine memleketin kurtarılması için harekete geçilmesi ge­rektiğini söylüyor. Burada arkadaşları ile Akhisar, Gölmarmara, Salihli yolundan Ödemiş'e geliyorlar. Ancak hazırlıkları yeterli bulmuyor. Odemiş'de kalmıyorlar. Ödemiş Jandarma K-umandanı Tahir (Özerk) bey, kafilenin eşyalarını taşımak üzere bir at arabası ve güvenliklerini sağlamak için de bir manga jandarma vermiş ve Balyarnbollu (Beydağ) nahiyesine uğurlamıştır. Buradan da Na­zilliye gidecektir. Takip edilecek yolda, bir hafta önceki eşkıyalık olayı, güvenliğe önem verdirmiştir. Balyambolu'ya geldiklerinde, gidecekleri yolun bilinmemesi için, Çomaklar yolunu sormuşlar fakat Beyköyü'ne gitmişlerdir. Beyköy de Maarif önündeki bir kahvenin önünde oturmuşlar kahve içerken, kendilerini gizlemek için yabancı dille konuşmuşlar. Dönme Abdullah {Emekli Öğret­men Mehmet Ateşin dedesi) dillerini anlamış ve "Paşam benim misafirim olmanız bize şeref verir" demiş. "Benim paşa olduğumu nereden anladın" demiş. Dönmelerin Abdullah "ben sizin konuş­tuğunuz dili biliyorum, ondan anladım" demiş. Böylece bir gece Beyköy'ün Dinlecik Mahallesinde, dönmelerin evinde misafir kal­mışlar ve ertesi gün Beyköy üstünden, bu günkü orman yolunu takip ederek Sinekciler köyüne oradan da Nazilli'ye gitmişlerdir. (Değiştirmezlerse bu yolun adını Kuvva-yı Millîye yolu koyduk. İleriki bir yılda bu yoldan, Nazilli'den Beydağına top çıkarılmış­tır.)
Rauf Orbay, Ödemiş ve Balyambolu'da, Samsun'da bulunan Mustafa Kemal'e güvenilmesini, emirlerine uyulmasını istemiştir.

Albay Şefik Aker, Ödemiş Askerlik Şubesi Başkanının yazısına karşılık deposunda bulunan silâhların köylülere dağıtılmasını emretmiş ve silâhlar köylülere, halka dağıtılmıştır.

17. Kolordu komutan vekili ve 56. Tüm. komutanı Albay Bekir Sami Bey, 27 Mayıs 1919/335'de emir subayı Yzb. Rasim (Aktuğ) Beyi Keleş tarikiyle Ödemiş'e yollamış; Rasim Bey, Ödemiş Kaymakamı Erzurumlu Bekir Sami ve jandarma Bl. komutanı Kozan Zade Tahir Fethi beylerle görüştü ve onlara kumandanının birer mektubunu verdi. Bu mektupla Ödemişde silâhlı mukavemet ya­pılmasını istiyordu.
27Mayıs 1919'da Aydın'ın Yunanlılar tarafından işgali, çevre­ deki halk üzerinde telâşa yol açtı.

28Mayıs 1919 Yunanlılar Tire ve Bayındır'ı takviyeli 3 evzontaburu ile işgal ettiler.
29Mayıs 1919 perşembe günü Ödemiş halkı muharebeye hemen hazırdı, ödemiş kaymakamının başkanlığında yapılan top­lantı sonunda: J.Ko. Tahir Fethi Bey Ödemiş Millî Kuvvetler Ku­mandanı olarak (Yiğit Ordusu) belirlenmiş, Ali Orhan İlkurşun'a
göre (13 Yd. S.) B. Galip Yavuz'a göre (17 Yd. S.) kaymakamın odasında yemin ettikten sonra 11 md.yi içeren karar alınarak Yd. S. silâhlarını kuşanmış olarak Süvari Kışlasının ikinci katında emre hazır beklemişlerdir. Hacı ilyas istasyonundaki kurulacak cephenin kumandanı olarak Ali Orhan (İlkkurşun) seçilmişti. Ha­zır bulunan Yd. sb. lar: San Gollü Selim, Mahmut, Ahmet Şükrü,

Salih Vecdi, Selim örsel (Kara Selim), Aziz Kurtcebe, Hamdi Aka­lın, Osman Şeref (Duygulu), Aydınlı Ahmet, muallimlerden de Faik Remzi, Tatar Nuri Beylerdi.
İlçe kaymakamı Bekir Sami, itilâf devletlerinin yüksek komi­serliğine çektiği telde "Artık kalem değil, silâh konuşuyor, göre­ceğiniz sonuç çok acı olacaktır." demiştir. İstanbul İçişleri Bakan­lığına da çektiği telgrafda "Kâfi kudret ve kuvvet ve imanımız vardır. Emirlerinizi makina başında bekliyorum" demiş fakat al­dığı cevap "Talimatı validen alınız." İmza timolyon, olmuştur. Ödemiş halkına bildiri dağıtılarak uyarılmıştır.


30 Mayıs 1919 cuma günü, Ödemiş'teki askeri depoda bulunan(83 B.G. yavuza göre "arızalı 1600'e yakın tüfek, 200 'e yakın sivilmilis güç ile Hacıilyas köyünde mevzilendiler. Ali Orhan'a göre"Askeri silâh debboyundan 240 Alman borulu tüfeği, 100 Osmanlı kasalı mavzeri, 250 martin dağıtıldı. Bu 950 silâha ilâve olarak jandarma debboyundaki 600'den fazla jandarma çavuşu Şuayip tarafından tevzi edildi. Bunlardan başka, Etli imam camiindeki 135. nizamiye Alayının silâhlarını şehit teğmen Ali ve Adliye debboyunda bulunan silâhlan da Ahmet Rifat Kemerdere ahiliye dağıttı. Toplam tahmini olarak 2000 idi.

Hacıilyas sırtlarını tutan Ödemişliler, düzenli Yunan birlikleri karşısında fazla tutunamamış fakat saldırgan düşmana karşı ilk halk direnişini göstermiştir. Çerkez Hasan'ın zeybekleri ile cep­heden çekilmesi, cephenin dağılmasında önemli rol oynamış. Ka-şıkçıoğlu Molla Hüseyin Efe 60 kişilik kuvvetiyle savaşmıştır. Bu direnişte 80 Türk, 7 Yunanlı ölmüştür. Yunan askeri bir gün sonra 1.6.1919 Ödemişe girebilmiştir.

Bu yenilgi Ödemiş ve civar halk üzerinde körü etki yaratmış, Beydağ halkı tedirgin hayat kaygısına düşmüştür. Ödemiş'de bulunan 4000 kadar Rum'un coşkulu gösterisi unutulmamış ve halâ anılmaktadır.

Ödemiş'in işgali üzerine ilçe kaymakamı Erzurumlu Bekir Sa­mi Bey yaya olarak Alaşehir'e gitmiş. "Hükümette yanıma geldi. Bu işin mantıksız olduğunu, o kadar düşman kuvvetine karşı müşkülâtla toplanabilen 120 kişilik bir müfreze ile taarruza kalk­manın hiç de muvafık olmadığı müteessirane anlattı. "(Bir Roman gibi; Bazmi Nüshet Kaygusuz)

"Jandarma Komutanının silâhlandırdığı 120 efe Yunan kuvvet­lerine ağır zayiat verdirdi. "(Ben de Yazdım. Celâl Bayar)



..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name is offline   Reply With Quote
Old 27-05-2008, 17:39   #3
No_Name

 
No_Name's Avatar
 
Join Date: 08-03-2008
Posts: 2,130
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 291
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute
Default

Yunanlılar 29 Mayıs 1919 İzmir Muhafız Taburunu Selânikten İzmir'e getirmiş, 31.6.1919 Makedonyadaki bir makinalı tüfek, bö­lüğünü, Alb. Yorgi Skandalis emrinde İzmir'e getirmiştir. (Selek 1:1-132 Lütfü Arif Kenber'ih verdiği bilgiye göre, Tire'yi işgal eden Yunan kuvveti 300 piyade, 200 süvari, bir makinalı tüfekten iba­rettir.
Ödemiş'de bulunan 57. Tümen'e bağlı 135. Piyade Alayı müta­rekeden önce 57. Tümen ile Çanakkale muharebelerine katılmak üzere Gelibolu'ya gitmiş mütarekeden sonra Ödemiş'e ve oradan da 26.2.1919 da Kolordu emri ile Söke'ye gönderilmiştir. Saldırgan Yunan kuvvetleri karşısında direnecek nizami asker bulunmadığı biliniyordu. (57. Tüm. ve Aydın Millî Odai)

4.6.1919 Nazilli Yunanlılarca işgal edilmiştir. İşgal olaysız gerçekleşmiştir. (T.S. Kuvvetler Tarihi, Şapolyo 1; 53)

6 Haziran 1919 Cuma günü 57. Tümen komutanı Alb. Şefik (Aker)in girişimi ile Yörük Ali Efe ile Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Çi­ne'ye gelerek "Ş. Aker'e "Sen hiç merak etme yarın bismillah deyip çıkacağız. Bundan sonra işimiz Yunanla uğraşmak olacaktır. Bize silâh, cephane, zabit ver" dediler.

Zeki Sarıhan: Demirci Mehmet Efe için "11 Haziran 1919 çar­şamba; Aydında eşkiyalık yapmakta olan Demirci Mehmet Efe, 57. Tümen Komutanı Alb. Şefik'in çağrısını olumlu karşılayarak 200 kişilik kuvvetiyle Aydm Umurludaki Kuvvayı Millîyeye ka­tıldı. Bölgede yaygın bir ünü olan Efe, 20 Temmuzda komşu il ve ilçelere, daha sonra Umum Kuvvayı Millîye komutanı olacaktır" (Şefik II: 162 sh. 328) Efe 11 haziranda Umurlu'ya gelerek Millî Mücadeleye katılmıştır. Efe davet üzerine 80 kızanı ile 20 Tem­muzda dağdan inmiştir. (Sayı:95, sf. 892) Haziran 1919 da 200 ka­dar maiyeti ile cepheye iltihak eden Demirci Mehmet Efe'ye Denizli Hey'eti Mülîyesi tarafından Kuvvayı Millîye Kumandanı unvanı verilmiş ve mıntıkada büyük bir nüfuz ve şöhret kazanmıştır.

15/16 Haziran pazarı pazartesiye bağlayan gece 1919 Yörük Ali Efe kuvvetleri B. Menderes üzerindeki Malkaç köprüsünü havaya uçurdular. (Bu köprü Yunanlılar için önem taşıyordu.) Yunan bir­likleri bu baskında yok oldular. Teçhizat, eşya ve hafif makinalı tüfeklerine el koydular. (As. Mec. 105)

Nami Malkoç: 18.6.1919 "Bu müsademe gecesinde kuvvetleri­miz cephe kurdular. Aydın havalisinde Celâl Bey ve rüfekâsı ve Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe, Bnb. Hacı Şükrü Bey, Ödemiş civarında Edip Bey (sarı efe), İsmail Efe, Muştan Efe, ve arkadaşları ve diğer zevat kuvvetler vücuda getirerek haziran sonuna doğru müsademeye başlamışlardı.

20 Haziran 1919 Cuma günü Yunan işgalinde bulunan Ödemiş, Yunan kuvvetlerinin yerleştirildiği Mektep-i İdadî binasından ay­rılmadıklarından öğrencilerin imtihanları yapılamamıştır. İlgili­lerin bu husustaki müteaddit müracaatlarına da Yunan makamları cevap dahi vermemişlerdir. (İstiklâl Savaşı Günlüğü)

22.6.1919 Yunanlıların Nazilli'den kaçmaları üzerine, Beydağ gönüllülerinin Nazilli'ye gelmeleri artmıştır. Ancak, Ödemişliler düşmana aman vermiyorlardı. Refik Şevket İnce, el altından halkı uyandırıyordu. Kaymakçının, Beydağ birliklerinin hareketini ayarlamak, Kaymakçı'ya fazla önem vermesi yüzünden Beydağ yolu ile gelecek yardımı engel olmuştur. (42,49. sh. 50, 2. yn. 48)

23 Haziran 1919 pazartesi günü yunan kuvvetleri Kiraz (Keleş) bucağını işgal etmişlerdir. (Nider:59) göre Venizelos Yunan İşgal Kuvvetleri komutanına ilerleme emri vermiştir.) Nider'in bu iddi­asını, 24 Haziran 1919 salı günü, Yunanlılar üstün kuvvetlerle Köşk'e saldırmışlar ve Nazilli'ye de girmişlerdir.

Balyambol (Beydağ) halkı,-Nazilli'nin boşalması ile birlikte hatta önceden (Öte yüze) göçe başlamıştır. Köylerde uzun yola gidemiyecekler kalmıştır. Göçün çilesini anlatmakla bitiremezler­di. Eskici çocuğunu taşımaktan halsiz düşmüş, çocuğunu çaya atmış, sonra da gözü kör olmuş "Çocuğunun kahrından, karısının anından gözü kör oldu" diye anlatırlardı.

30 Haziran 1919 Pazartesi günü "Ayrıca Ödemiş ovasından Nazilli kuzeyindeki Beydağ üzerinden Ovacık istikametine bir düşman yürüyüş kolunun ilerlemekte olduğu bildirilmiş.

Demirci Mehmet Efe ilk iş olarak asayişi temin etmek gereğini duymuş ve Nazilli ile Ödemiş arasındaki Beydağ eteklerini koru­ması altına almıştır. Hatta Nazilli-Balyambolu araşma telefon hattı döşetmiştir. Koca Mustafa'ya (Dıkleş) Beydağ yöresinin komu­tanlığını vermiştir.
20 Temmuz 1919 Pazar günü Demirci Mehmet Efe Ege ilçelerine yazılı emir gönderdi. Emirde: 1310-1314 doğumluların 48 saat içinde şubelerine giderek asker yazılmalarını istemiştir. Emre uy­mayanların, vatanın selâmeti için yargılanmaksızm idam edileceği bildiriliyordu. (Gökbel: 228, Şcpolyo 2: 87)


Yunan işgali sırasında, Türk halkına insanlık dışı yapılan me­zalim için, 21 Temmuz 1919 da bir inceleme komisyonu kurul­muştur. Komisyonda oy hakkı olmamakla beraber Alb. Kadri, Yunanlılardan Alb. Mazarakis danışman olarak heyete katılmış­tır. İnceleme kurulu ilk toplantısını, 12 Ağustos 1919 da İstanbul'da yapmış, daha sonra İzmir, Aydın, Nazilli, Çine, Ödemiş, Mene­men, Manisa ve Ayvalıkta Türk ve Rumlar dinlenmiştir. (Kurtuluş Savaşında Türk Basını, Dr. İ. öztoprak)

Cevat Sökmen Süer, ödemişteki Yunan kuvvetinin Beydağını aşacağına ihtimal verilmemesinden, Balyambol cephesi zayıf bı­rakılmıştı. Keşif taarruzları ile durumu hisseden düşman, Bal-yambol'daki bin kişilik kuvvetimize karşı bir piyade, bir süvari, bir de topçu alayı ile taarruza geçmiştir" der.


Kurmay Albay Nami Malkoç, "Milis kıtaatı: Adagide (ÜÇYOL) cepehsinde Adagide top taburu (418 silâhlı), Balyambolu cephe­sinde: Balyambolu bölüğü ve müstakil zeybek müfrezeleri (260) silâhlı, Adagide (Üçyol) cephesinde milis süvari bölüğü (197) silâhlı, Adagide cephesi müstakil zeybek müfrezesi (167) silâhlı.

Balyambolu cephesi komutanı: Yzb. Manastırlı Rifat Bey, Ada­gide cephesi komutanı Kaymakam Galip Bey'dir. (As. Mecmua sa:48,1937 sh, 109)

10 Haziran 1919 sah günü, 5 taburdan kurulu 5. Arhipelagos Alayı İzmir'e gelmiş, Yunanlılar bu alayla Aydındaki kuvvetlerini, Denizli'yi işgal etmekle görevlendireceklerdir. (Kurtuluş Savaşı Günlüğü, Z. Sarınan)

16 Pazartesi 1919 L Kolordu Komutanı General Nieder, İşgal Kuvvetleri Komutanlığını, Zafiriu'dan devraldı. (Kurtuluş Savaşı Günlüğü, Z. Saruhan)

Haziran ayında Türk ve Yunan kuvvetlerinin sayısal ve teknik bakımdan durumlarını bilmeden, olayların ve sonuçlarım değer­lendirmede yanlışlığa götürmemesi için verilmiştir.

Menderes cephesi 1919 Temmuzunun ilk haftasında Demirci Mehmet Efenin iltihakından sonra teşkilât bakımından birçok de­ğişiklikler arzetmiştir. ilk defaki teşkilât şöyle olmuştur:

Badamiye'de: Hasan Hüseyin Efe müfrezesi,

Balyonbolu'da: Keleş Mehmet Efe,
Keleş nahiyesinde: Kelâsh Murat ve Musa Beylerle Kara Ahmet Efe,
Daha kuzeyde, Bozdağda: Muştan Efe,
Adagide ile Tire arasında: Gökçen Hüseyin Efe' bulunuyordu. (İstiklâl Savaşında Garp Cephesi Nasıl Kuruldu, Rahmi Apak, sf. 92) Bu teşkilât 1919 Temmuz ayı ortasında tamamlanmıştır.

6 Ağustos 1919 da yöremiz kurtuluş savaşları için çok önemli olan Nazilli Kongresinin 1. sinin açılışı yapılmıştır. Kongreye, Aydın çevresinde savaşan 10 ilçe 11 bucaktan delegeler katılmış­tır. Katılan heyetlere Millî Heyetlerdendi. Nazilli Kongresinin tari­hinde değişikliğe sebep: 6 Ağustosta yapılan toplantıda çoğunlu­ğun sağla nmamasıdır.
Bu kongre: Aydın, Menteşe, Denizli, Burdur, İsparta, Antalya livaları ile izmir'in Ödemiş ve Kuşadası kazalarını ve önemli bu­cak merkezlerini içine alıyordu. Balyambolu (Beydağ) bucağından kongreye katılanlar öğrenilememiştir. 23 Eylül 1919 da yapılan Nazilli Kongresine (Balyambollu İsmail Hakkı ve Abdullah Efen­diler (Emekli Öğrt. Rifat Yatağanlı'mn babası) katıldıklarını (Liste No 46, cilt:7, sh. 2368, Belge No 133) öğreniyoruz."

Beydağ Kuvva-i Milliye Heyetinde bulunanlar:

Avuncular köyünden Şahbaz (Emekli Öğrt. Rifat Yatağanlı'nın kayınpederi), Nuri Tabak, İbrahim Pulcu, Ahmet Kiremitçi (Hafız Çavuş), Ta­baklar Köyünden Haci Hüseyinoğlu Molla Ahmet, Abdullah Efendi (Emekli Öğrt. Rifat Yatağanlı'mn babası) Erikli Köyünden İsmail Hakkı,... Saraç Ali Rıza Öztürk: "Hacı Hüseyin oğlu Molla Ahmet dayımdır. Yunan Beydağına gelmeden biz öteyüze (Nazil-li-Bozdoğan-Karacasu) taraflarına kaçtık. Ben çocuktum. Gedik'te (Beydağının Nazilli tarafına geçiş yeri) dayım bir kısım kâğıtları yırtıp yaktı. Sorduğumda, Kuvva-i Milliye Reisi idi o evrakları yırtıp yakıyor dediler. Molla Ahmet'in Kuvva'yı Milliyede çalıştı­ğını orada duydum.) "Geçmiş zaman olduğu için unutuluyor. Dayım Molla Ahmet'i Yunanlılar yakalamışlar, o zaman Balyam-bolda yerli Rum ve Ermeniler varmış. Bunlar zeybeklere silâh te­min edermiş. Ermeni Sava, Rum, Boğuz dayımı Yunanlıların elin­den kurtarmışlardı."

Yeniyurt (Cibre) köyünden Ali Molla (Uysal); (Süleyman Çavuş (Demir) Beydağ Kuvva-i Milliye Reisi idi. Tahsildarlık görevi ile Balyambol'a gelmiş ve burada yerleşmiş kalmış. Zengindi. Deve­leri, fırını, bakkal ve manifatura dükkânları vardı. Kuvva-i Milli-ye'de Beyköylü Hacı Ahmet (Emin Kutlu'nun babası), Avuncular-dan Şahbaz, Halıköyden Zeybek Koca Mustafa cephe kumandanı durumundaydı. Demirci Mehmet Efeden emir alırdı."

Alakeçii köyünden Mustafa Dede: Biz Yarengüme'ye kaçtık. Macır olduk. Kuyucak'ta zeybek Koca Mustafa ile karşılaştım. Komşu Köyden (Halıköyden) olduğu için tanışıyorduk. Demirci Mehmet Efe ile çalıştığını ve Denizliye gideceğini söyledi. Daha önce Balyambolu cephesinde kumandanlık yapmıştı. Bizlerden cephedekiler için yiyecek toplattığını, kuvvayı milliyenin Balyam-bol kumandanı deniyordu. Küçük olduğum için bunları anlamı-yordum.

Kaynak kişileri, o günleri yaşamış, görmüş olanlar, ilk gelen Yunan askeri, asker elbiseli olandan başka, fistanlı, pabuçlarının üstünde top gibi yuvarlak bişeyler vardı. Efzon askerinin de bu­lunduğunu, ancak ikinci gelişinde nizami asker geldiğini söyle­mişlerdir.

"Cavurun (Yunan) ilk gelişinde tütün çapasındaydık. Tarihini bilemiyorum. Alakeçili köyüne geldiler. Hayvanlarımızı, tüfekle­rimizi topladılar. Konu komşuda tavuk kalmadı. Yakaladıkları tavukları torbalarına dolduruyorlardı. Bizim köyden Küre (Ada-güre) köyüne geçtiler. Bizim köye gelen cavur bir bölük kadar var­dı. Biz Yarengümeye kaçtık. Macır olduk. Burada 15-20 gün kal­dıktan sonra Karahisar'a geldik. Burada fazla kalmadık. Köyü­müzden ve Yağcılar köyünden Hüseyin esaretten gelmiş, bizi ça­ğırıyordu. Yunanlı askerler de evlerinize gelin demişler. Kadı Hakkı Efendi de evlerinize gelin diye haber göndermiş, macirhk-tan döndük. Esaretten donen Hüseyin'in üstünde ingiliz asker el­bisesi vardı. Yunanlı asker "Bu elbiseyi nereden buldun bunu çıkar diye diretti. "İngilize esir düştüm bu elbiseyi onlar verdi deyince bıraktılar.

İlk gelen Yunanlı fistanlı, papuçlarının üstünda yuvarlak top gibi toka vardı. Başlarında da bere vardı. Çok edepsizdiler. Ma-cırlıktan döndüğümüzde nizami asker vardı.

İşgalden önce Balyambol'da cavur(ecnebi) vardı. Kasap Şakir-lerin Nurinin fırını (Şimdi Eczane) Acuk cavınnmdı. Acuk cavın Ermeni cavuri idi. Kahvecilik yapardı. Görünen işi oydu. Zeybek­lere silâh temin ederdi. Onun sayesinde Yunan cavurunun hış­mından kurtulanlar omuştur. (1)

Çarkbaşında babam (Hacı Ömeroğlu Mehmet Aydoğdu) an­lattığına göre, bunu anamdan da çok dinledim. Yunan cavuru bir gün ne olmuşsa babamı, Dolapçı Osmanın babası, Koca Saraç ve dokuz kişiyi Çarkbaşında döğmüşler. Osmanın babası dayana­mamış ölmüş. Babamı çivili moraîya ile döğmüşler, her yanını kan revan içinde bırakmışlar. Babamı sıcak deriye sarmışlar, neler ettilerse etmişler 6 ay yatıp iyileşmiş. Koca Saraç'ın göbeğine kı­zartılmış yağ dökülmüş, taş altına bastırılmış, üç gün böylece bırakıldıktan sonra gece alıp girmişler.

..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name is offline   Reply With Quote
Old 27-05-2008, 17:42   #4
No_Name

 
No_Name's Avatar
 
Join Date: 08-03-2008
Posts: 2,130
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 291
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute
Default

Bir bölük Yunan askeri Çarkbaşında, yemek için toplanmış. Yemek kazanları ocakta bulunduğu sırada, aniden boru çalıp kaç­mışlar. Yemek kazanlarım devirip gitmişler. Bu arada dağdan silâh sesleri duyulmuş. (4)

(Çarkbaşı: Beyköy'ün Mahkeme Mahallesinin çarşısı duru­munda idi. Kahveler, bakkal dükkânı,, mescidi, un değirmeni var­dı. Işık Çayının kenarında bu gün mesire yeridir.)

Biz macırlığa gittiğimizde, incir bahçelerimizi cavur icara ver­miş. Biz Balyambola döndüğümüzde, bahçelerimizin icara veril­diğine dair bize makbuz vermişlerdi. İncir bahçelerimiz icara ve­rildiği için bozulmamıştı, korunmuştu. (2)

Şahbazın yerevindeydim. Ermeni bir cavur vardı. -Osman bur-dan kaç, burayı Yunanlılar basacak dedi. Ben o cavurun yanında tütün işliyordum. Kaçtım kurtuldum.

Başka bir gün, Zeybek Zülâmoğlu kaleden, "Hezim gel, bizden ayrılma, bize katıl" diyor, Hezim- "Efe ben size yaramam" dediğini duydum. Cibreli Hezim, zeybek Zülâmoğlunun yanında kızan idi. Kaçmış, cavura elçilik yapmaya başlamış. Zülâmoğlu da bunu biliyo ve gel bize katıl diyo, emme dönse ne olceni bildiği için dönmedi. Dönmedi emme sonunda zeybekle onu astı. Biz, Şah-baz'ın yerinden düşmana ateş ediyorduk. Silâhlarımız adi, çabu­cak ısınıyo, soğan fadıp demire sürerek soğutuyoduk. Bazımız işiyerek soğutuyodu. Koca Mustafa (Dıkleş), Zülâmoğlu, Çaylıh Keleş delik Tepeyi cephe tutmuştu.

Sarayköyüne macır gittik. Burası da düşmana yakındı. Deniz­liye gidelim dedik, orada da zeybekler asıp kesmeye başlamışlar diye duyduk. Karacalı'ya gittik. Soğanın, göverin (arpacık) bol ol­duğu yer. Orada üç ay kaldık. Laplar (Taze yemiş, İncir) ermişti, Balyambola döndük. Cavur incir bahçalarımızı tohura (kiraya) satmışlar. Dönüşümüzde cavurdan eziyet görmedik. Bizim ca-vurla eziyet etti. înek satsak, haber alır, gelip paramızı elimizden alıladı. (3)

Yunanlıların ilk gelişlerinde fistanlı ile asker karışıktı. Çok eziyet ediyorlardı. İtalyan bölgesinde eziyet olmadığı için oraya göç ettik. (6)
Balyambol köylerinde Yunan devriye birlikleri dolaşıyordu. Asayişi temin amacı altında köylülerin hareketleri kontrol altındatin olması yanında, Milne Hattının buradan geçmesinin de rolü. olduğunu daha önce belirtmiş olmakla beraber; İngiliz Ordusu Başkumandanı General Corc Milen 3.11.1919 da Yunanlılar ile Türkler arasındaki hudut hattını, Harbiye Nazın Cemal Paşa'ya, Millî kıtaların bu hattın gerisine alınmasını emrediyor. Türk kuv­vetlerinin 12 kasıma kadar 3 km. geri çekilmesini istemiştir. Bu durum Yunan İşgal kuvvetlerine de bildirilmiştir.

16 Kasım 1919 Türk kuvvetlerinin resmi düzene sokulması ve kuvvetlendirilmesi için ilk emir Mustafa Kemal tarafından 23,57,61. Tümen komutanlarına bu gün verilmiştir. Bu maksat ile Refet Bey Denizli'ye gelmiş, buradan da Nazilli'ye geçmiştir.

Temsil Kurulu Aydın cephesini üç bölgeye ayırmıştır. Tümü­nün başına Refet Bey'i atamıştır.
Demirci Mehmet Efe, 18 Ekim 1919 da, Savaş Bakanlığına Na­zilli'den çektiği telde: Çok beklemeden düşmana saldıracağını bildirdi. Göçmenlere dağıtılacakmış gibi 10 bin kaput, 10 bin bey­lik gönderilmesini istedi.

21 Kasım 1919 Cuma günü, Ödemiş cephesi için önemli, önemli olduğu kadar da üzüntülü gündür. Bu gün ünlü Gökçen efe Kay­makçı cephesinde düşman ile çarpışırken şehit olmuştur. Düş­mana saldırıda toplar da kullandı. Türkler mevzilerini dirayetle savundular. Çok şiddetli çarpışma oldu. Yunanlıların 6 subayı, 22 assubayı ve birçok eri Öldü. Biz Kaymakçı cephesinin kahraman, yiğit lideri Gökçen Efeyi kaybettik. 1989 yılında konuştuğum 120 yaşında olduğunu söyleyen Sarıkayalı Ayşe Nine: Oğul, efe de­nince Çakıcı, Yörük Ali Efe ve Gökçenden gayrisini sayma. Cep­heyi tutan GÖkçen'di o gitti, cephe bitti. Cavır rahat etti. Meydan çahkakıcılara kaldı. Allah Gökçen Efenin yattığı yeri nur etsin. Mustafa Kemal diye bi böyük Paşa başımıza geçti de cavuru ko­valadık, memleketimiz, milletimiz dirlik düzenliğe kavuştu. Ben başkasını bilmem. Gökçen Efe Çakıcının akrabasıdır. Yunanın teyyareleri vardı. Eşek arısı gibi başımızın üstünde dolaşırdı. Önceleri korktuk. Sonra umura almadık." (13)

Gökçen Efe Kaymakçı cephesi komutanlığı yaptığı sırada hastalanır. Muharebeyi yatağından yönettiğini öğrenen Yunan kuvetlerinin kumandanı, makineli tüfek, top ateşini artırır. Hasta haliyle ateş hattına giren Gökçen Hüseyin Efe, ölü sanılan yaralı bir Yunan eri tarafından şehit edilir. Gökçen'in yerine yönetimi Hacı Halil Ağa almıştır.
M.Mü.K. Özalp: "General Milen'in gösterdiği hattı işgal için, Yunanlılar ödemiş mıntıkasında Keleş istikametinde şiddetli topçu ateşi ile taarruza başladılar. Kuvva-i Milliye tarafından mevziler şiddetli müdafaa edilmektedir. Bu taarruzda Yunanlıla­rın hattı muaayineyi de tecavüz ederek Keleş ve civar karyelerini işgal etmeleri muhtemeldir. Dünkü muharebede en meşhur zey­beklerden Gökçen Efe pek büyük kahramanlık gösterdikten sonra şehit düştüğü maateessüf maruzdur. İşbu rapor nezaret ve kolor­dulara yazılmıştır." (Belge no:84) Bu rapor da Gökçen Efe'nin 21 Kasımda şehit olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda Milne hattının aşıldığını ve Balyambol'un da bu hattın dışında kaldığını gösterir.

14 Aralık 1919 pazar günü, İzmir'de seçim yapılmıştır. Yunan işgali altında olmayan Kuşadası, Ödemiş ile Balyambolu ve Kilâs bucakları ile işgal altındaki yerlerden göçenlerin delegeleri oy kullandılar. (36)
İzmir eski valisi Tahsin Bey, 48 oyla İzmir Mebusluğuna seçildi. Yunanlılar İzmirde seçim yapılmasına izin vermeyeceklerini daha önce açıklamışlardı. (Meşhur Valiler sh. 518)
Bu bilgiler, bu tarihlerde Balyambolu'nun Yunan işgalinde ol­madığını gösteriyor.
15.12.1919 tarih, Harbiye-i Umumiye Dairesi Dolap no: 49, Göz No:9, Dosya No: 92 ekli belge:

"25.11,1919 günü sabahleyin saat 6 da Ödemiş'in Birgi nahiye­sinden ilerlemek üzere hareket eden Yunan askerleri ile Kuvva-i Milliye beyninde Bezdegüme-ve Kaymakçı karyeleri arasında, müsademe vukua gelerek akşama kadar devam eylediği ve Yu­nanlılardan bir tabur kumandanı ile 6 zabit ve bir küçük zabit namzedinin mecruh olduğu ve bunlardan tabur kumandanı ileküçük zabit Ödemiş'de vefat ederek cenaze merasimi esnasında bütün Hıristiyanların dükkânlarını kapattıklarını ve Yunanlılara hizmet ve rehberlik etmekte olan yerli ahaliden Bardakçı Dimit-ro'nun da işbu müsademede ağır surette mecruh olarak Ödemiş'e nakil olunduğu ve esnayı müsademede Kuwa-i Millîye zanm ile Yunan topçulan tarafından açılan ateşten pek çok Yunan askerinin maktul düştüğü Aydın Vilâyetinden işar kılınmak olmakla ol-bapta emr-ü ferman hazreti menlehülemrimdir. (Dahiliye Nazın Namına, Müsteşar Keşfî.)Kuvva-i Milliye ihtiyaçları, Savaş Bakanlığı bütçesinden kar­şılanması Cemal Paşa'dan istenmişti. İngiliz Haberalma Teşkilâtı istanbul kolunun 2 Ocak 1920 Cuma günkü 15 günlük raporun­da İstanbul 3. Kolorduya ve Ödemiş'e cephane gönderildiğini bildiriyor. Bu haber Cemal Paşadan istenen cephane olabilir, (liste no: 49)

13Aralıkta kurulan Yunan Küçük Asya Ordusu ve karargahı­nın İzmir'e nakli ile YuTıan kuv,veti Ege bölgesinde, 2400 subay, 62743 er, 22285 hayvan ile büyük bir güce erişmiştir. Bu da yeni bir taarruz hazırlığı demek idi. Ocak 1920 Düşman Adagide cephesinde uyumadığını gös-
terircesine isabetsiz top atışları yapıyor, Bademya Köyü top ateşi altındadır.

Bu cephede çarpışan Mustafa Yapıcı (Kerimoğlu) "Birimizde mavzer var. Diğerleri tek tüfek, çifte. Bu silâhlarla düşmanı oyalı­ yoruz. Araziyi bildiğimiz için, kendimizi ateşten koruyabiliyoruz.

Zaman zaman düşmanı pusuya düşürüp gözlerini korkutup iler­lemelerine engel oluyoruz. Bize güç veren Badamye'nin kadınları oldu. Gerimizden ne doğru dürüst cephane, ne yiyecek geliyordu.

Amma Bedemmeli (Bademye) kadınlar; hadin efeler, su, yiyecek bizden deyip ateşin altından yanımıza gelmesi, bize onur veriyor­du. Kadınların yaptığı ibret verici davranışı karşısında cepheyi bırakıp gitmek erkekliğe sığmazdı. Yağmur kar demedik cephe­den ayrılmadık, ayrılamadık."

Kerimoğlu Mustafa (Yapıcı): Balyambolu yöresinin kuvvayı Milliye kumandanı Koca Mustafa idi. Hahköylü Araph Hasan, Yağcılardan Koca İbrahim cephe kumandanlığı yaptılar. Cephede çarpışmaya katılanı azdı. Cepheye insan getirirler ve eskileri de­ğiştirirlerdi. Birbirleri ile takışmaları da işin tadını kaçınyordu.



22.2.1920 Makam-ı Sadaret-i Uzmaya: Aydın'm Ödemiş cephe­sinde, Yunan topçusunun Kuvva-i Milliye tarafından meşgul hat­tın gerisinde ve ahali ile meskûn Çaylı ve civan köylerine... fasılalı bir surette ateş ettiğini nazar-ı ittila-i efhamillerine arzeylerim. Ol babta. imza (Feyzi).



3.2.1920 Balyambolu Cephesinde fasılalı topçu ateşi teati edil­miştir, îmza, İzmir Şimal Cephesi Kumandanı Miralay Kâzım.

Aydın Valiliğinin İçişleri Bakanlığına 23 Şubat 1920 tarihli ra­poru:

Yunanlılar, sakız toplantısından sonra sürekli olarak asker ve savaş araçları getiriyorlar. Dün de 5 vapur dolusu asker geldi. İş­gal kuvveti 100.000 i geçti. Dışarıdan gelen Rumlar, yerli Rumlarla, birlikte örgütleniyorlar.



28 Şubat 1920 Cumartesi: Yunan Başkomutanlığı Karargâhı İz­mir'e nakledildi. Başkumandan paraskevopulos, Adriyatik gemi­siyle İzmir'e geldi. İşgal ordusu karargâhını dağıtarak komutayı üzerine aldı.



Bu bilgiler, o günkü ortamı ve şartları değerlendirmemiz bakı­mından önemlidir. Nitekim bu hazırlıklar, taarruz için haberciydi. 3 Mart 1920 çarşamba günü, iki Yunan Tümeni ileri harekâta ge­çerek Gölcük ve Bozdağ'ı işgal etti. Burada, San Efe'nin bir müf-jezesi, Postlu Muştan Efenin zeybeklerinden ibaret bir kuvvetimiz vardı. (260 piyade, 60 süvari, 2 makinalı tüfek.)



2 Mart 1920 günü de Yunanlılar, Kaymakçı istikametini ve Adagide'nin güney doğusundaki cepheyi de topçu ateşi ile döv­müşlerdir, kaymakçı istikametinde fecirle beraber bir saat devam etmiş olan topçu ateşi, Kaymakçı'ya yakın bir köyün yanmasına sebep olmuştur.

Yunanlı işgalciler gün geçtikçe taarruzlarını artmyorlardı. Hırçınlıkları, edepsizlikleri de artıyordu. Dışarıdan gelen kuvvet­lerini az bulan ve Türk milletini yakından bilen yerli Rumlardanfaydalanmayı düşünerek, 12 Mart 1920 Cuma günü, İzmirde bu­lunan Yunan Genel Karargâhı, işgal albndaki Rum nüfus için se­ferberliği resmen ilân etti. 20-21 yaşlarındaki Rum gençlerinin 28 Mart'a kadar askere yazılmaları için başvurmaları emredildi. Başlarında Papazları olduğu halde İzmir'e gelen ve törenle ka­rargâha başvuran Rumlardan üç alay kurulacak. Yunan Ordusu bu uygulamayı resmi olmayan yollardan yürütüyordu.

Anadoludaki Rumların hepsi gönüllü değil, zorlama ile asker olmuşlardır. Nitekim, Balyambolu'nun Cibre (Yeniyurt) köyün­den, Mehmet Balcı: "Ben küçüktüm. Pazaryerinde Keçecilerin ha­nına bitişikti evimiz. Cavurun Karargahı da Keçecilerin hanıydı. Babam bahçaya gitti. Bana, şunları şunları Pazaryerindeki evden al gel dedi. Kendisi Pazaryerine gelmekten korkuyor olmalıydı. Gittim evden alcemi aldım, goycemi goydum evden çıktım. Kapı­da bir gavur askeri yanıma geldi. Benim duyacağım kadar bir sesle, "eyleşme çabuk git" dedi. Ben afallamıştım, hem de korkmuştum. "Ben Yunan değilim, Rumum, İzmirliyim. Duymasınlar, seni de beni de öldürürler. Ortalık karışacak kaç buradan" dedi. Ben ço­cuktum amma demek istediğini anlamış olmalıyım ki dabanı kal-dırdım(Koştum). Soluk soluğa bahçeye vardım. Babam halimden şüpelendî- "Oğlum ne oldu, bu telâşın ne" dedi. Duyduklarımı anlattım. Bahçamizdeki işimizi aladı aladı (acele) bitirdik, köyü­müz Cibreye gittik. Mevsim güz'dü. Üzümle olmaya başlamıştı. Ertesi günü pazaryerini cavurla yakmış. Ben ateşin alavını (alevi­ni) köyden gördüm."



Balcı emminin anlattıkları, Rumların hepsinin gönüllü asker olmadıklarını doğrular örneklerdendir.

1.5.1920 Balyambolu cephesinde keşifkolu müsademesi ol­muştur. Bir düşman tayyaresi Ödemiş'ten kalkarak Balyambolu mevzileri üzerinde bir müddet dolaştıktan sonra geldiği yere dönmüştür. (Kâzım Özalp) Kaynak kişi Kara Ayşe ninenin de­diklerini doğrulamaktadır.



Ankaraya bağlı resmi güçlerin, milist güçlere hakim olması, yönetimi subaylann ele alması ile cephelerdeki direnme gücümüz artmış, düşmanın kayıpları çoğalmıştır. Bu Yunan ordusununbaşarısızlığı olarak değerlendirilmiş, tahrik ve tenkitlere uğra­mıştır. Yunan Genel Kurmayı yeni tedbirler almak durumunda kalmıştır. Bu amaçla: 15 Mayıs 1920 de Yunan askeri gücü:3.248 subay, 91,063 er, 28.804 hayvan, 3.042 çeşitli atlı araç ve 937 oto­mobil vardı. (Lis. No:49) Mayıs sonuna doğru Yunan kuvvetleri takviye almaya başlamıştır. Bir makineli tüfek Bl.gü, Alb- Yorgi Skandalis emrinde, Mekadonyadan getirildiği gibi, 5 taburdan ku­rulu 5. Arhipelagos Alayı İzmir'e gelmiş, 3 Tümen 1. Kolordu Ko­mutanlığına atanan Gnl Nieder, karargâhı ile birlikte Syria gemisi ile izmir'e gelmiştir. İzmir'e bir Yunan Piyade Alayının da geldiği bildirilmiştir. (Liste No:49)



General Milen 23 Mayıs 1920 pazar günü, Yunan karşı saldırı­larında üç kilometreden gitmelerini, sonunda eski yerlerine dön­meleri şartıyle kabul etmiş (Lis. No:49) 19 Haziran 1920 de Yu­nanlılar Milen hattını aşmağa ve bütün cephelerde yoklama taar­ruzlarına başlamıştır. Bu taarruza Karşı Türk cephelerinde: Balı­kesir Cephesinde kumandan Kâzım, Salihli cephesinde Aşir ve Çerkeş Etem, Nazilli cephesi komutam M. Şefik ve Demirci Meh­met Efe, Bursa cephesi komutanı Ali Fuat Paşa bulunuyordu.



Ankara'da kurulmuş olan Türk Millî Hükümeti, vatanı ve mil­leti için kararlar almaya başlamışbr. 16.5.1920 de 7 sayılı kararna­me ile Kuvva-i Milliye adına toplanan paraların yerine ulaşma­ması karşısında, ilgili kurulu Millî Savunma Bakanlığına bağla­mış, giderlerinin genel bütçeden sağlanarak halktan para ve mal toplanmasına son verilmesi kararlaştırılmış tır. 49

12.6.1920 Nazilli-Sinekciler-Beydağ yaylasına halkın yardımı ile top yolu yapılmış ve dağa toplan halk canlarını dişlerine ta­darak çıkarmışlardır. Bu toplar kullanılmışsa da gereğince faydanılamamıştır.



Yunan Başkomutanı Paraskevepulos 21.6.1920 Pazartesi günü tarihi günlük emrinde: Yıllardan beri bekledikleri saldırıya yann geçeceklerini bildirmiş, subay ve erlerden kardeşlerini kölelikten kurtarmak, hak, adalet ve uygarlığı Türkiye'ye yerleştirmek için ellerine fırsat geçtiğini unutmayarak savaşmalarını istedi.



Yunan 1. Kolordu Komutanı Nider: Yunan askerinin savaş kudretini ispat için müstesna bir fırsata kavuştuklarını, Osmanlı Hükümetine baş-kaldırmiş olan Kemal'in elinden masum halkı kurtaracaklarını subay ve erlere duyurulmuştu. (Us. No:49)

22.6.1920 Salı günü Yunan Orduları, Başkumandan Paraskevo-pulos emri ile Milne hattı üzerinde ileri harekâta başlamışlardır. Bu Yunan taarruzu ile Beydağ halkı ikinci kez öte yüze macırlığa başlamıştır. (Denizli, Karacasu taraflarına göç etmişlerdir.) Yöre­miz halkı odunu, ocağını, malını, mülkünü bırakarak canlarını kurtarma derdine düşmüşlerdir. Göçe gidenlerin bir kısmı yollar­da açlık, yorgunluktan hayatlarını yitirmiştir.

Göçe katılan Cibre (Yeniyurt) köyünden Ali Molla (Çelik) mn anısını dinleyelim: İstiklâl Harbinin bazı safhalarına katıldım. Baştan sona muharebelerde yoktum. Anam, babam beni Nazil­li'nin Hasköy'ünde bir efendiye evlâtlık vermişler. Aslen Beydağ nahiyesi Çomaklar köyündenim. Evlâtlık edinen aile beni okuttu. Cibre (Yeniyurt) köyünden bir kız ile evlendim. Yunan memleke­timizi 335/1919 da işgale başlayınca, Karacasu'ya macırîığa gittik. Üç ay kaldıktan sanra evlerimize döndük. Göç çok kötü. Yorgun­luk, yokluk, açlık, eziyet, sefillik. Karacasu'da Çukur Han sahibi Tabak Hacı İbrahim Ağa bizlere (Macırlara) 300 aileye hergün ol­mak üzere üç ay bedava ekmek verdi. Kalanlara ekmek vermeye devam etmiş. Ekmek alırken, itişip kakışmalar olurdu. "Evlâtlarım acele etmeyin, hepinize veriyorum, vercem de. Ekmek var. Ekmek benden, duası sizden" derdi.



Katıldığım müsademelerde, keklik avına gider gibiydik. Ne is­tihkâmımız var ne de muharebe aletimiz vardı. Elimizde tek tüfek, yüreğimizde vatan sevgisi, namus korkusu vardı. Nitekim cavur (düşman) Salavatlı'da çekilir gibi yaptı. Biz hücuma kalktık. Cavur (Düşman) biraz geriledikten sonra boru çalıp dikiliverdi karşımı­za. Ne kaçabildik ne hücum edebildik. Olduğumuz yerde yetebil-diğimiz kadar yettik, atabildiğimiz kadar sıkı attık. Amma çok za­yiat verdik. Haberi, ağızdan ağıza, kulaktan.kulağa ulaştırana ka­dar zaman geçiyor ve durum da değişiyordu. Amma azmimizi yi-tirmedik. Cephe değil, çete harbi yapabildik. Allah o günleri gös­termesin. (Ka. Kişi 2)



Kara günleri yaşamış Akile Teyze: Ah yavrum çekmediğimiz kalmadı. Hangisini deyiveren... Cibre (Yeniyurt) köyünden Ca-nakkalede 35 yiğidimiz kaldı. İçlerinde dayın da vardı. Tabaklar köyünden Kafkas harbine gidenler çam yarması gibiydi. Küçük bir köyden 15 yiğit gitti gelmedi. O yetmiyormuş gibi bi de Yunan cavuru geliyo dediler. Tütün çapasının sonuydu. Kaymakçı boz­gunundan sonra düştük yollara, macırlığa gittik. Öteyüze vardık, parası olanla alıp yiyo, fakir fukara? çalı sabi lirse, işbulusa karnım doyuruyor. Varlıklı olanlar yardım ediyordu. Oralarda ne iş olsa yapıyorduk. Ben zenginim diye gurulan kalmadı içimizde. İncir topladık, çapaya gittik. Bizim buranın insanı hırsızlık, uğursuzluk bilmez. Ondan öteyüzün insanı bizi sevdi. Ama yaşayışımız ire-zillikti. Gelin cavur ilişmiyor dediler, memleketimize dönüp gel­dik. Cavurun eziyetinden korkarken, zeybeklerden, çetelerden çektik. Çok irenk(eziyet) ettiler. Köyde kalıp macırlığa gideme­yenlerin günleri çok çileli geçmiş. İhtiyar, sakat, güçten düşkünler, otla, çöple karınlarını doyurmuşlar. Çeteler kalanları da çok eziyet etmişler. Zeybeğim diye çıkanların çoğu çalıkakıcı, ipsiz sapsız insanlardı. Zeybek efe, Gökçen, Çakıcı, Yörük Ali idi.



Yunan cavuru iki defa geldi. İkincisi Kaymakçı bozgunundan sonra oldu. Kaymakçı bozgunu ile biz de ikinci defa öteyüze ma­cırlığa gittik. Allah başımıza Mustafa Kemal Paşa diye güzel, akıllı, kahraman bir paşa verdi de düşmandan kurtulduk. (Kay. kişi 14)

Yunanlıların Milen hatundan taarruza geçmeleri üzerine, Ke-les(Kiraz) istikametinden sızmaya çalışan düşmana karşı, Mülâzım Fuat Bey, Alaşehirli 30-40 jandarma ile son dakikaya ka­dar savundu. Askerlerin ric'atini önledi.



Ödemişteki Yunan kuvvetinin Beydağmı aşacağına ihtimal verilmemesinden Balyambol cephesi zayıf bırakılmıştır. Keşif tayyareleri ve keşif taarruzları ile durumu Öğrenen düşman, Bal-yambolu'daki bin kişilik kuvvetimize karşı, bir piyade, bir süvari, bir topçu alayı ile taarruza geçmiştir.(42)



Bu taarruzla birlikte, Balyambolu halkı ikinci kez göç etmiştir. Balyambol(Beydağ) bucağının Yağcılar Köyünden Molla Mehmet

Öztürk: "Komşumuz Goca îbram Bellembol-Bedemme (Bademye) arasındaki cephede çarpışanların başında Efe idi. Dürbünü vardı. Köyden baktı cephe bozulmuş, cavur geliyo dedi. Hemen evle-mizde, yükte hafif, işimize yarayacak eşyalarımızı aldık yola ko­yulduk. Ortalık anacık, bubacık günü oldu. Kalan ağlar, giden ağ­lar. Hem ağladık hem yürüdük. Çomaklar köyünün üstünde ge­celedik. Sabahleyin erkenden öteyüze yollandık. Çok rezillik çek­tik. Ölen kalan, gidip gelmeyenler oldu. Can pazarı, kimse kimseyi göremedi. "(Kaynak kişi:ll)

Yunan'ın ilk taarruzunda Bademye ve Hacettepe elden çıkmış­tır. (Lis.No:49 Aydın Kuvva-i Milliyesinin aldığı tedbirler:

C- Büyük ve Küçük Menderes arasındaki dağların (Beydağ ve Cevizli Dağları) platosuna topçu bataryalarını çıkarmak için araba yolunun inşasına Nazilli ve civarındaki halk mükellef tutuldu. Balyambolu halkı da kaüldı ve 12.6.1920 de bitirildi.



Yunanlılar en çok Adagide cephesine yığınak yaptığı için, bu­raya diğer cephelerden fazla önem verildi. Düşman bu cephede akşama kadar taarruz etmişse de her seferinde püskürtülmüştür.

Hürriyet ve ttilâfçıların zehirlediği, fesatçıların zehirlediği, kışkırttığı iki efrad, Millî Aydın Alayı Komutanı Zekâi Bey tara­fından idam edilerek, karışıklığa imkân verilmemiştir.



Düşman 23 Haziran 1920 günü Balyambolu-Adagide-Aydın cephelerine bir fırka asker ile taarruz ederek, Adagide cephesin­deki (Cekidem) dağını işgal etmiştir. Sağ cenah 5 km. geri çekil­miştir. Aynı gün millî kuvvetlerimiz 1. Kolordu, 1. fırka Köşkde-resi, Balyambolu hattında taarruz etti ve 2. fırkanın yanını temin etti. 2. Fırka Kelâs (Kiraz)-Dereköy-Alaşehir hattını tuttu ve taar­ruz hareketlerinde bulundular.

Düşman taarruzu karşısında Sultanhisar 24.6.1920 de Yunan­lıların eline geçti. Türk kuvvetleri çok zayiaft verdi. 300 kadar ka­yıp vererek geri çekilmek zorunda kaldı. (Söylev 11.341, Şefik 111:178,)



[FONT='Calibri','sans-serif']İzmir'de yayınlanan Ahenk gazetesinin 25 Haziran 1336 (1920 tarihli nüshasında "Harekât-ı Askeriye Tebliğ-i Resmi başlıklı yazısında: Yunan Karargâh-ı mumisi bu gün Öğle üzeri atideki tebliği malûmatı tamim etmiştir. Düşmanın, şiddetli müsadematı müteakip Salihli İşgal, üç adet ağır top ile birçok malzeme-i harbiye ve hayli esir elimize geçti. Ödemiş'in 22 krm şarkı da bulunan Kilas kasabası işgal
edildi. İleri harekâtımız bilâ fasıla devam etmektedir. Düşman dağılıp silâhlarını atarak ric'at ediyor. Karargah-ı Umumi 11624 Haz. 1920 Erkân-ı Harbiye Reisi T. Pangalos)

Bu taarruzda Türk tarafının kaybı büyük olmuştur. Türk aske­rinde panik başladığından bir kısım er kaçmıştır. Geri kalanlar topları yürütecek durumda değillerdi. Cephe komutanı, Sökeli Ali Efe'den yardım istedi. Bunun üzerine topları zeybekler düşman ateşinden kurtarmayı başardılar. (Bu toplar kesin zaferde de kul­lanılmıştır. Makinalı tüfeklerin bir kısmı kayba uğramıştır.

Düşman dünden beri Keleş ve Balyambolu, Başçayır cephele­rinde taaruza devam etmektedir. Bu durum karşısında; Aydın ve Menteşe Havalisi Umum Kumandanı Demirci Mehmet Efe, M. Kemal'den müstacelen cephane yetiştirilmesini istemiştir.

Ankara Milli Hükümetin Bakanlar Kurulu, ortaya çıkan yeni durumu görüşmüş, Batı Cephesi kurularak komutanlığına Ali Fuat (Cebesoy) Paşa atanmıştır.' (Lis. No:49, Cebesoy 1:430)



24/25 Haziran günü gecesi (1920) Adagide cephesinin toplan, efrat ve zeybek müfrezesi Sökeli Ali Efe komutasında Nazilli'ye geldi. (Lis.No:45) Aynı gece düşman, Balyambolu (Beydağ), Ke-les(Kiraz) doğusuna kadar ilerlemiştir. Bu yörelerin halkı Nazilli, Sarayköy, Karacasu istikametinde göç'e devam etmişlerdir.

Bu durumda Miralay Şefik Bey, Balyambolu cephesinde ku­mandanlık yapan Yzb. Rifat Bey ve Teğmen Fazıl Efendiyi Deniz­li'de görevlendirmiştir.



İzmir'de yayınlanan Ahenk gazetesinin 25 Haziran 1336/1920 tarihli nüshasında: Yunan Umumi Karargâhından, Yunan Erkân-ı Harbiye Reisine resmi tebliğinde.... "Ödemiş'in 22 km. doğusunda Kilâs Kasabası işgal edildi. İleri harekâtımız aralıksız devam etinektedir. Düşman silâhlarını atarak geri çekiliyor. (Karargah-ı Umumî 11/24 Haziran 1920) İmza: Erkân-ı Harbiye Reisi: T. Pan-golos (Ahenk gazetesini okuyan: Zeliha Bilge)

3 Temmuz 1920 de bütün Büyük, küçük Menderes bölgeleri Yunanlıların eline geçerken, 12 Temmuz 1920 de T.B.M. Meclisince alınan kararla. Millî Ordunun kurulması kararlaştırılmış ve he­men faaliyete geçilmiştir.



8 Temmuz 1920 batı Cephesi kumandanlığına İsmet (tnönü) Paşa getirilmiştir.

10 Ağustos 1920 de Sevr Antlaşmasının İstanbul Hükümetince (Padişahlıkça) imzalanmasından sonra buna uyularak 12 Ağustos 1920 de İzmir'de Yunan sivil idaresi kurulmuş, Yunan Siyasi Ko­miseri Steryadis'in vekili yönetimi Patros Gunekaris'e teslim etmiştir.




14/15 Eylül 1921 bütün yurtta genel seferberlik ilân edilmiştir. Balyambol'un Yunanlılar tarafından ikinci kez işgali ile göçen halk, üç ay sonra köylerine dönmeye başlamıştır. Kışı macırhkta geçi­renler de olmuştur.



Balyambolu merkezi Pazaryeri'inde BeykÖylü Tahir Ağanın evi Yunan kumandanın evi olarak kullanılmıştır. Şehir Hamamının kuzeyindeki balkonlu evdi. Şahbaz'ın evinin kuzeyindeki Keçeci­lerin Hanı Yunan Karargâhı, Osman Ağaların Hanı da kışla olarak kullanılmıştır. Bu han üç katlı ve bodrumu da hayvan damı olarak kullanılırdı. Avlusu da çok genişti.



Bu tarihlerde Balyambolu Nahiyesi merkezi Beyköydür. Nahiye Md.lüğü ve Jandarma Karakol Komutanlığı binası, bu günkü 1935-1936 yıllarında yapılan İlkokul binasının bulunduğu yerde­dir. 1930 yılında yanmıştır. Bardakların Hüseyin Bey'in Çukuro-ba'nın üst kısmındaki evi J. karakolu olarak kullanılmıştır. Gök İbrahimin evi de hastahane (Sağlık Merkezi) olarak kullanılmıştır.



Balyambolu (Beydağ) Türk Ordusu birliklerince teslim alınma­mıştır. Denizli istikametinden gelen Türk birlikleri Nazilli-Sinekciler-Ovacık Yaylasından-Bıçakçı-Adagide-Gereli-Tire yolu­nu takiben ilerlemişlerdir. (T. İs. Harbi II Ciît, Batı Cephesi 6. Kısım-3.)

3. Süvari Tümeni Alaşehir'in 20 km. kadar güneyindeki Teke yaylasında gece yürüyüşü ile saat 24'de Kiraz'a varmıştır. (T. ts. Harbi C II, sh, 79)

3. Süvari Tümeni, 5 Eylül saat 07.00 de Kiraz'dan hareket ederek saat 13.00 de Ödemiş'e vardı. (T.İs. Harbi C.II, Batı Cephesi, 6. Kı­sım III. Kitap 31 Ağustos, Eylül 1922)

Kiraz'ın Kurtuluşuna Ait Bir Belge: 1.9.38 günü akıncıların ha­rekâtını tanzim ve emir ve kumandalarını terkip etmek ve Salihli istikametinde keşif yapmak üzere Alandı Yaylasında geçirilmiş­tir.

2.9.38 günü Çavuş Dağında Kozluca'ya saat 07.00 ve 2.9.938/ 920 günü Kozluca'da geçirilmiştir.

3.9.38/920 Çavuş Dağı mıntıkası, Teke yaylasında geçmiştir.

3/4.9.38/920 gecesi saat 06 da hareketle, saat 03 de Kilâsa va­rılmıştır.

Kilâsta bulunan düşman'in bir bölüğü, Fırkanın üzerine yürü­yüşünü haber alınca Ödemiş istikametine çekilmiştir.

4.9.38/920 günü saat 6 dan sonra istikamet emri verilmiştir.

..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name is offline   Reply With Quote
Old 27-05-2008, 17:43   #5
No_Name

 
No_Name's Avatar
 
Join Date: 08-03-2008
Posts: 2,130
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 291
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute
Default

4-5/9.38/922 gecesi Keleş civannda-Alay 27 Ödemiş istikame­tinden, Keleş mahrecinde 28 Alay, Elbiköyü(Şimdiki Çayağzı) is­tikamet, Batarya Keleş içinde.

Keleşte bulunan Ödemiş Taburundan 2. Tabur 3. Fırkadan İb­rahim. Keleşten 4.5.38/922 (Kiraz 1922-1984 buroşüründen)

Bu belgelerin verdiği bilgiye göre: Alaşehir-Kiraz-Ödemiş isti­kametinde ilerleyen Türk Ordusunun birlikleri Balyambol'a (Bey-dağına) uğramamışlardır.

Beydağ'ın Yunan istilâsından kurtuluş günü için Genel Kur­may Başkanlığından aldığım cevabi yazıda:

Madde: 3 Genel Kurmay Harp Tarihi Başkanlığınca yayınlanan ilgi (ba) esrede de yeni ilçe olan Beydağ'ın adına rastlanmamıştır. Buna mukabil Beydağ'ın yaklaşık 6 km. kuzeyinde ve aynıcoğrafi boylamda bulunan Kiraz (Kilas) m işgali 23 Haziran 1919, kurtu­luş tarihi ise 7 Eylül 1922 olarak saptanmış ve 3. süvari Tümeni tarafından kurtarıldığı belirtilmistir.

7 Ağustos 1989 Mehmet Vural, Tümgeneral, Gnkur. ATAŞE Bşk. V. ve 4. Yukarıda belirtilen kıstasa göre Beydağ'ında işgali 23 Haziran 1919, kurtuluş tarihi ise 7 Eylül 1922 olarak kabul edilmesi değerlendirilmektedir.

Türk ts. harbi c. II, Batı Cephesi 6 Kısım III. Kitap 31 Ağustos-Eylül 1922) Kitabın 98. sh. da: 3. Süvari Tümeni 3 Eylül saat 7.00 de Kiraz'dan hareket ederek saat 13.00 de Ödemiş'i, 4 Eylülde Tire'yi boşaltmışlardı. Yunanlıların Bayındırda oldukları halktan öğre­nildi" demekte ve aynı kitabın sh. 79 da: 3. süvari Tümeni; (Tümen Alaşehir'in 20 km. kadar güneyindeki Teke Yaylasında gece yürü­yüşü ile saat 24.00 de Kiraz'a varmıştır) yazmaktadır. Buna göre Türk askerlernin Kiraz'a girişi 5 Eylül'dür.

1963 yılında Ödemiş-Kiraz Bölgesi İlköğretim müfettişliğine atandığımda Kiraz-Haliller (Hallar) köyüne gitmiştim. O günleri anımsatan bir anıyı dinlemiştim..

Kiraz'dan geçen süvari birliğinde Hallar (Halliler) köyünden Goca Ali de vardır. Hallardan Keleşe alışverişe giden Ayşe gelin, Goca Ali'yi tanır gibi olur.

- Ali Efe (Ağabey) senmin o?

- Bizim giz ben seni bilmedim, sen kimsin?

- Anaa Ali Efecim beni bilmedin mi? Doğru bende de tanınacak hal mi kaldı. Ben sizin oğlanın gasıyım, deyince Goca Ali irkilir, bi dikilir.

- Bizim giz sen min o? Cavurun peşinden goşturmaktan bizde ne tanınacak yüz, ne de tanıyacak hal kaldı. Acık gevşek tutsak, arayı açsak, covur yaralı domuz gibi karşımıza dili koyo. Ondan
koş Allah koş, bir yerde eylenemiyoz. Ee ablanla nasıl, çoluk çocuk napıyolla, iyile mi?

- Sizin geldiğinizde iyi olcez... Ne bilen ya?

- İçtima borusu çalıyo, ben gidiyom, çok selâm söyle hepsine.

- Al bunu, zaten ayrılırken ablan vermişti diyerek koynundaki yağlığı (Mendili) çıkarıp verir ve koşarak içtimaya gider.

- Ayşe köyüne gidişinde durumu ablasına anlatır.

- Fadme abla bil bakalım Keleşte kimi gördüm?

- De ne deceksen de, benim işim var. Teknede hamırım taşacak.

-Ali Efemi gördüm.

-Fadime, hiç beklemediği bu söz karşısında pengildemiş (afal­lamış), sora.

-Valla gödüm, billâ gördüm. Na emaresi der ve yağlığı (Men­dili) verir.

Fadime mendili alır, öper, koklar, ağlar, ağlarken de "Madem ki yağlığı geri verdi, geri gelmez gayri" der ve bayılır.

Konu komşu koşarlar, Fadime'ye soğan koklatırlar, ayılnrlar. Evde insan kalabalıklaşır. Hamur tekneden taştığını gören Hatca hala:

Teknede hamır taştı

Kelesi cevır bastı

Ağla gelinim ağla

Ali Hallar'ı aştı.

(Haliller köyünü geçti anlamında) Halliler'den gitti, geri gelmez anlamında ağıt yakar. Ve Goca Ali dönmemiş, bu ağıt söylenir diye anlatmışlardı. Bilmem halâ anılır mı?

Balyambol'un Yunan askerlerince ilk işgali 23.6.1919 tarihi ola­bilir. Ancak, Yunanlılar Milen hattının kabulü ile 2 Temmuz 1919 İngiliz Yüksek Komiseri Golthope'nin hükümetinden; Yunan işgal bölgesinin sınırlanmasını istemiş olması ve buna göre İzmirdeki İngiliz temsilcisi Morgan da Yunanlıların îzmir Sancağına çekil­mesini rica etmesi ile Yunan askerleri Beydağ ve Kiraz'dan çekil­mişlerdir. Ancak 23-24,6.1920 de buarları tekrar Yunanlılar işgal etmişlerdir.

[FONT='Calibri','sans-serif']Büyük Taarruzda takip harakâtı 31 Ağustos 1922 de başlıyor. 3. Süvari Tümeni 4 Eylül 1922 saat 19 da Kiraz'a hareketle gece ya­nsı varmış ve istirahate çekilmiştir. Süvari birliğinin nerede ol­duğunu Batı Cephesi ve 1. Ordu komutanlıklarına dair haber ala­mamışlar, çünkü 3. Süvari Tümeni saat 24.00 de
Kiraz'a gelmiştir. (3 /4.9.1922 gecesi saat 06 hareketle, saat 3 de Kilâs'a varılmıştır. Kilâsta bulunan düşmanın bir bölüğü, fırkanın üzerine gittiğini haber alınca, Ödemiş istikametinde çekilmiştir.) Bu belgeye göre, Kiraz'da düşmanla çarpışma olmamış, çünkü geride bıraktığı birlik haber alınca kaçmıştır. Bu birlikten düşman birliğinden bir müfreze yolunu şaşırmış, Küçük Menderes'i takip ederek Balyambola çok yakın olan Tokatbaşı denen yerde Zeybek Zülâmoğlu çetesi tarafından görülüyor ve bunlar teslim alınarak Balyambol'a getiriliyorlar. Amma Balyambol yanıyor. Düşmanın gittiği o za­man anlaşılıyor.

Hüseyin Kaşıkçı: Efe Zülâmoğlu kızanları ile (Zeybekleri ile) Tokatbaşı denen yeri tutmuştu. (Burası, K. Menderesin en dar yeri olduğu gibi, Kiraz istikametinden gelen yolların da birbirine yak­laştığı yerdir. Nitekim bu özelliğinden ötürü Küçük Menderes Barajı da burada yapılacaktır.) Kuşluk vaktiydi. Bir takırdı koptu, kulak verdim, silâh sesleri. Kısa sürdü. Öğleye duyduk ki bir kü-ÇÜk cavır müfrezesi yolunu şaşırmış kaçarken, Efe Zülâmoğlu ve kızanları bunları esir almış Beydağma getirmişler. Buradaki ca-vurlar Beydağ'ın bir kısmını yakarak kaçmışlar. Beydağın boşal­dığını o zaman anlamışlar. Biz de öyle öğrendik.

Küre Köyünden Çürüklerin Feyzi Özçelik: Akşam bizim evde (Adaküre köyünde) zeybekler vardı. Sabahleyin Alaçayır yanın­daki incirliğe gittim. Cavırlara yakalanmayanı diye alaca karan­lıkta gittimdi. Adagide yolundan (O zamanlar Balyambol-Ödemiş yolu oradan geçerdi.) beş altı cavur askerinin dörtnala kaldırmış­lar atlarını geliyorlar, görünmemek için duvarın arkasına sinlen-dim (Saklandım). Cavurla geçince arkalarından baktım, gidişleri­ne bir anlam veremedim. Haberci olsa, iki atlı olurdu. Sona öğren­dim ki cavurla akşamdan gitmiş. Bu atlıları arkacı olarak bırak­mışlar, demişti babam.

Bu anılar ve Kiraz hakkındaki bilgiler ışığında Beydağ'ın kurtuluşunu 2 Eylül dememiz yanlış olmayacaktır.

Özet Olarak:

23.24. Haziran 1919 Yunan işgaline uğraması ile kara günleri­nin başlangıcıdır. Bu işgal, Evzon ve nizamiye askerleri ile yapıl­mıştır.

Beydağ halkı Nazilli yolu ile Kuyucak, Denizli köylerine, Kara­casu ve Bozdoğan'a göç etmişlerdir. Bu macırlığa gidip gelişler iki defa olmuş, çevre halkını perişan etmiştir. Sağlıkları bozulmuş, maddi, manevi çöküntüye düşmüşlerdir. Vatanlarına, yuvalarına biraz daha bağlılıkları artmıştır. Yuva bozulmasına karşı çok titiz davranırlar. "Allah yuva bozgunluğu vermesin, çok kötüdür" der­ler.

24.6.1920 den 2.9.1922ye kadar Yunan işgali ve yönetimi içinde geçerken Ermeni, Yahudi azınlığının ekonomik sömürüsü, baskısı altında geçmiştir. İşkenceler daha çok birinci İşgal zamanında ol­muştur.

Otorite boşluğundan faydalanan fırsatçılar, çeteler halkı ca­nından bezdirmiştir. O günlerin anısı olarak yöre halkında "Cavır eziyeti yapma", "Senin yaptığını Yunan cavuru yapmaz" "Sen onu biliyorsun amma, cavurluğundan yapmıyorsun" gibi deyimler kalmıştır.

Beydağ halkından asker olarak (resmi) Kurtuluş Savaşına ka­tılanlar ancak 3. orduda asker olanlardır. Bademye (Bedemme), Beydağ (Balyambolu) Nazilli cephelerinde milist olarak bulunan­lar, cephede çarpışmayı vatan görevi saymışlar İstiklâl Madalyası isteminde bulunmamışlardır.İstiklâl Harbine resmi olarak katılıp, İstiklâl Madalyası olanlar: Çomaklar köyünden Mehmet Naci Gündüz. Ydbs. Teğmen.

Çomaklar köyünden Hasan oğlu Hasan Süren, 1312 doğumlu, "Nefer"

Çomaklar köyünden Raşit oğlu Hüsnü Keskin

Beyköy'den Mehmet oğlu Hüseyin, 1313 doğumlu, Topçu, er.

Adaküre köyünden İbrahim oğlu Şakir Küre 1313 doğumlu.

Erikli köyünden Molla Şakir yeşil şeritli istiklâl madalyası sa­hibidir.

Erikli köyünden, Beyköylü Mehmet oğlu Hasan'm da İstiklâl madalyası olduğunu öğrendik, ancak varisi olmadığı için beratını bulamadık.

Bu topraklar için kan döken, can verenlerin ruhları şadolsun..


..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name is offline   Reply With Quote
Old 27-05-2008, 17:45   #6
No_Name

 
No_Name's Avatar
 
Join Date: 08-03-2008
Posts: 2,130
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 291
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute
Default

Tarihi Miras

Tarihi Olaylar: Çevremizde bu güne kadar ciddi bir araştırma ve inceleme yapılmamış olduğunu üzülerek gördüm. Geçmişte, yabancı araştırmacı gezginler Birgi'ye kadar gelmişler, oradan Tire yolu ile B. Menderes yöresine geçmişlerdir. Yerli ve yabancı bitki inceleyici gezginler bile, Bozdağ, Tire Dağlarına gel­dikleri halde Beydağı'na gelmemişlerdir. Bu, çevrenin ormanlık olması, eşkiyanın barınmasına elverişli olması ve güvenlik güçle­rinin burada otorite temin edememesinden ve yeterli yola sahip olamamasından ileri gelmiştir. Bu gün dahi yolun sonunda gibi­dir...

Çevremizin tarihi izleri silinmeye yüz tutmuştur. Kendimi bu ilgisiz, sorumsuzlar içinde buldum. Görebildiklerimi, bulabildik­lerimi duyduklarımı toplayarak kabahatimi azaltmaya çalıştım. Bastığım her yerde bir ata izi gördüm. Yöremde gezerken taşlar, tepeler, otlar, benimle konuşur oldu. Kaya mezarlar, lâhitler, tü-mülüsler, höyükler, pişirilmiş toprak lâhitler, süslü, yazılı mezar taşlarının bana güldüklerini görür oldum. Yöremiz halkının gavur evi, gavur damı, Bey mezarı, yörük mezarlığı, Tahtacı mezarlığı dediği yerlerde tarihin yattığını gördüm.



Gördüklerimi, bulduklarımı, duyduklarımı kâğıda dökmekle bir şey yapmış kuruntusunda değilim. Ancak, bundan sonra Bey­dağ hakkında inceleme yapacaklara öncülük etmiş olmanın kı­vancını duyacağım..



Genel tarih komşu il, ilçe tarihlerine göre kronolojimiz:

Kemalpaşa (Nif) Karabel abidelerine nazaran yöremiz M. Ö. 1900 yıllarında Hititlerin hakimiyeti altındadır. Çevremizdeki ka­ya mezarlar çok eskiden bu yana yerleşim merkezi olduğunu gös­termektedir. M. Ö. 1200 Hitit Devletinin (Otoritesinin) bitimi ile yerli halk Grek geleneği sayesinde en iyi tanınanıdır. Ancak Hitit devletinin yıkılması ile İyonyalı'lar Anadolu'ya göçmüşler ve şe­hir devletleri kurmuşlardır. Çünkü çevredeki halk çeşitli kabile­lerden oluştuğu için dil birliği kurulamamıştı. Anlaşma güçlüğüvardı. İyonlar, Aka kabilelerinin müşterek adı, B. Menderes ile Gediz nehri arasında kalan sahil şeridine de İyonya denirdi. İyon­ların 12 Sitesi (Şehir devleti) vardı. Bu şehir devletlerine Polis de­niyordu. Şehir devletleri krallıkla değil. (Tiranlık)la idare edili­yorlardı. Bu yönetim şeklini İyonlar kurmuşlardır.



Beydağ'ın en eski yerleşim alanı Erikli Köyü'nün bulunduğu yerdir denebilir. Buranın Osmanlılar zamanındaki adı Tesavra'dır. Evliya Çelebi Tasahorya diye yazmış. Nazilli ilçesinin Mastaura (Mastavra" ile adaş sayılır. Mastaura'nın Luwi kabilesi tarafından kurulduğu kabul edilir. Luwiler M.Ö. 2000-1000 yıllarında yaşa­mış olduklarından, Erikli (Tasavra) köyünün de çok eski olduğu­nu söyleyebiliriz.



İyonlar 12 şehir devleti kurmuşlardır: Miletos, Myus, Prine, Efesos, Kolofon, lebedus, Teos, Klazomenae(Urla), Fokia (Foça), Sakız, samos ve İzmir'dir. Bu idareyi (Tiranlık, Polis)i iyonlar kur­muşlardır. İyonlar, Hititlerin varisidir. (Prof. Laumonier) (İzmir ve Havalisi Hakkında Tarihi Bilgiler. Beydağı'nın Osmanlılardan ön­ceki adlarından biri de PALAİAPOLİS dir. Bu adına bakarak, Bey-dağı'nın tarihi İyonlar'a kadar giden çok eski bir geçmişe sahip olduğunu söyleyebiliriz.



Çevremizdeki tümülüsler, M.Ö. 700 yıllarında, buralarda Lid-yahların hükümran olduklarını hatırlatır. M.Ö. 12-7 yy, da Lidya Krallığının bir Hitit sülâlesi yönetmiştir. M.Ö.700 yy. Lidyalıların başşehri Şart idi. Birgi Lidyalıların yazlık şehri olmuştu. (31)

M.Ö.676 da Kimerler Anadolu'ya akın etmişler, Lidyalılarla birçok savaşlar yaparak, Lidya şehirlerini harap etmişlerdir.

Çevremizdeki Pilâv tepe, İn tepe, Cin tepe, Beyler tepesi tümü-lüsleri, bir zamanlar yöremizde Lidyalı'ların hükümran oldukları­nın belgeleri olabilir, tümülüsler, Lidya krallarının ya da asil ve zenginlerinin mezarları olarak yapılmıştı.

Kimerler, İskillerin bir koludur. Kimerlerin, Lidya şehirlerini yakıp yıktıklarında (Beydağ) Palaiapolis de çok zarar görmüştür.

Lydalılarm soyundan olan Kibyrahlann özelliklerinden biri de Demir işçiliği ve kakmacılıktır. (32) Adagüre köylülerinin demir­cilik sanatı o zamandan devam edegelmiş olabilir.

Perslerin Lydya kralı Krezüs'ü M.Ö.603 de yenmeleri ile yöre­miz 200 yılı aşkın İranlıların yönetiminde kalmıştır. (31)

M.Ö. Bu gün Ödemiş'in bir köyü olan Günlüce (Hypaipa) Pers egemenliği çağında adını duyurmağa başlamış ve Persler tara­fından kutsal bir şehir olarak kabul edilmiştir. Hypaipa'da kurul­muş olan iki büyük Pers kutsal alanı, bu yıllarda yöremizde yer­leşilmiş olduğunu gösterir. (27) Beydağ'da tarihi araştırma yapıl­madığı için Perslerden kalma eserler bilinemiyor.

M.Ö. 334 de Büyük İskender'in Persleri yenmesinden sonra İyon'ya istiklâline kavuşmuştur. M.Ö. 334 de Yukarı Kaystros va­disi B. İskender'in yönetimindedir. Iskenderin ölümü ile ovaya Antigonos, daha sonra Trakya Satrabı Lysımakhos egemen oldu.

Tarihçi Esebios'a göre Bergamon (Bergama) kralı I. Attolos, Küçük Asya kralı Ant. Hioraks'ı yukarı kystrostaki Koloe'de (Ke­leş. Kiraz) M.Ö.229 da yenince, ova Pergamon Krallığı'nın yöneti­mine girmiştir.

Bergama Kralı III. Attolos'un M.Ö. 133 de ölmesi ile Romalılar Krallık topraklarına el koymuşlar ve "Kilbis" adı verilen Yukarı Kaystromtai Kiraz-Beydağ ovası Roma yönetimine girmiştir.

Nazilli İlçesinin Mastavra (Mastaura) Köyü'nün M.Ö. I. yy. da Luwi kabilesince kurulduğu, ilk bakır paranın burada basıldığı yazılıdır. (32) Bu köyün adaşı durumundaki Erikli (Tasavra) köyü aynı tarihlerde kurulmuş olabilir. Beytepesi tümülüsünün ince­lenmesi, bilinmeyeni çözebilirse, yöremizin bilinen ilk yerleşenleri hakkında bilgi edinebiliriz.

Romalı Manuel'in İyonya'daki orduları Ankara'ya yürüyüşle­rinde Kestel Boğazı, (Kapakdere, ULU YOL)'dan geçerken, bir kı­sım askerinin Beydağ, Çomaklar köyü altındaki, (Kervansa, Ker-vansıra, Karanlık Köprü Yolundan geçmeleri olasıdır. (33)

Pontus Kralı VI. Mitridat, Roma'nın tüm Asya eyaleti ile birlikte Kaystros ovasına egemen olduysa da üç yıl sonra M.Ö.86 da Ro­malılar yöreyi geri aldılar.

M.Ö.100 y.y.dan beri Kilbıanon denilen Yukarı Kaystros ovası, Efesos kentine bağlı bir bölge durumuna geldi. Ovanın bu dönemdeki adı Ephesiorum olarak anılır. Aroma döneminde yukarı ve aşağı olmak üzere iki bölümden oluşuyordu. Yukarı Kilbia-non'a (Cilbianis, inferiores), aşağı Kilbionan'a (Cilbianis superio-res) deniliyordu. (31)

Milattan Sonraki Durum
M.S. 400. yüzyıla kadar, Yukarı Kilbiyanos(Küçük Menderes doğu bölgesi) Bizans İmparatorluğunun hudutları içinde kaldı. Bu zaman içinde bakımsızlıktan harap oldu. Peganizm'in yasaklan­masından sonra Hıristiyanlık resmen bölgeye girdi ve kiliseler ya­pıldı. (Beydağ Kalesi ile Seyrek Kavak semti arasındaki "Kirse" mevkiinde kilise binasının olduğunu bilenler vardır.)


440 da İzmir ve civarı Hunlar'ın eline geçmişse de uzun sür­memiştir.

451 tarihli Bizans Cholcedon meclisi kayıtlarında Beydağ'ın is­mi palaiapolis olarak geçmektedir. 5300 tarihli liste'de Nikopolis, Palaiapolis, 787 tarihli, II. Nic. Meclisi listesinde, Palaipolis, Kilise listeleri, VII, VIII, X. listesinde; Palaioupolis, kilise listesi I.de Pala-ioupolis, Kilse listesi III X, XIII. Palaioupolus olarak yazılmıştır. (28)

Adı geçen listede, palaiapolis'in üstünde 14. sırada Argiza Chalced Meclisi listesinde ve Hirocles listesinde, II. Nic. Meclisi listesinde olduğu halde diğer listelerde yoktur. Bu Algiza şehrinin Yukarı Kilbiaonon'da olması düşünülebilir. Sarıkaya köyünün doğusunda, Uyuzpınarı'nın Asfalta yakın, İbrahim Kaynak'ın benzin istasyonun arkasında bir kilise olduğunu, yağma edildiği­ni, Beydağ Jandarma Komutanlığının bahçesine dikilen sütunun buradan götürüldüğü bilinmektedir. Sütunun başlığı, enginar yapraklan ile süslüdür.

Kilbianon ovasındaki palaiapolis (Beydağ), Koloe (Kiraz) Pyrgion (Birgi), Hypaipa (Günlüce) Nikala gibi kentler V. yy. da psikoposluklar kuruldu ve Metropilidine bağlandı.
Beydağ (Balyambolu), küçük Asya Tarihi Coğrafyası sf. 100 deki harita'da Nikaia/Plaiapolis olarak gösterilmiştir. Batı Ana­dolu Arkeoloji Haritası, palaiapolis/ Beydağ (Balyambolu) olarak yazılmıştır. (74)

530 yılı Hieroclec listesinde, Algiza İle palaiapolis piskoposluk­ları birleştirilmiştir. 787 II.Nic Meclisi listesinde de aynıdır.

Palaiapolis şehri V. yy-da bugünkü ilçe merkezinin batısında olmalıdır. Kilise kalenin batısındadır ve "Polis adını taşıyan şe­hirler bir saray ve çok kere bir mabet meydanına yelpaze şeklinde gelen sokakların kenarlarında dizilmiş evlerden meydana gelir-di.(30)

"Dukalar düzlüğü" Adaküre yolunun Beyköy yolu ile birleştiği yer ile kale arasındaki düzlüktür. Bu düzlük Türklerin kaleyi al­mak için at oynattıkları, kılınç salladıkları yerdir. Arkeolojik araş­tırmaların yapılması geciktikçe, belgeler gün geçtikçe yokolma yolundadır. Nitekim, Dükalar düzlüğünün güneyinde bir mezar­lık vardı Mezarlığın bir kısmını Beyköy yolu aldı. 1935 yılında geri kalan kısmı sökülüp ev yapıldı. Şehitler mezarlığı denirdi. Bu mezarlığın güney ucunda, Gülbey kızının evinin arkasındaki ka­vak (çınar) vardır. Bu kavaga nur indiği söylenir, Orada bir mezar taşına mum yakarlar. Kavağın savaşçı Türkmenler tarafından ça­dır direği olarak dikildiği rivayet edilir.

Malazgirt savaşından sonra Alp Arslan'ın buyruğu ile Türkler Anadolu'yu ele geçirmeye başladılardı. Türkmen beyleri Anado­lu'ya dağılmaya başlamıştı. Bu dağınık düzende tutunmak kolay değildi. Kutulmuşoğlu Süleyman Şah, Türkmenleri birleştirerek güçlü bir kuvvet haline getirmiş ve on yıl gibi kısa bir zamanda, Bizans Anadoludan çıkarılmış gibiydi. 1079-1080 yıllarında Sel­çukluların fetihleri Akdeniz, Ege Denizi ve Karadeniz kıyılarına kadar gelmişti. Bu tarihlerde, Kilbiyanon ovasındaki: Palaiapolis (Balyambolu, Beydağ), Koloe (Keleş, Kiraz), Byrgion (Birgi). Hypaipa (Dabbey. Günlüce), Nikaia gibi kent ve kalelerin Khome-ten dedikleri yerli Hiristiyan halk Türklerin eline geçti. Selçuklu Emirlerinden Emir Çaka merkezi İzmir olan bir hükümet kurdu. Kuzeyde Emir Tanrıbermiş, merkezi Pars'ın beyliği ile Manisa topraklarını kapsayan, Alaşehir Beyliğini kurdu. Palaiapolis belki bu sırada, belki de bundan sonralarda Balyambolu adını almıştır. Beydağ bu beyliklerin ortasında ve etki alanı içindedir.

Süleyman Şah'ın Halep muharebesinde ölmesi ile Anadoludaki Türkmenler başsız kalmış, bu feodal devrin doğması olmuştur.

1092 yılında Emir Caka ortadan kaldırılınca, 1. Haçlı seferlerine dayanacak ciddi güç kalmamış gibiydi. Efes'deki Tanrı Bermiş çetin bir direnişten sonra Menderes boyunca çekildi. Bu Türk­menlerin bir kısmı Balyambolu'da yerleşip kalmış olabilir.

1098 İlkbaharında, Jean Doucas komutasındaki bizans Ordusu Thracessien Themesi'ni geri almak için harekete geçti. Gediz, Kü­çük Menderes, büyük Menderes vadileri işgal edilerek Antalya'ya kadar Bizans'ın eline geçti. Beydağ bu tarihlerde Bizans'ın elinde olmalıdır. Buralardaki Türkler ya öldürüldü, ya da İç Anadolu'ya çekilmişlerdir.

1107 de Bizans, doğudan Türklerden gelecek tehlikeyi sezmiş ve General Eumathius Philacales komutasında Denizli yöresine gönderildi. Bizans ordusu Lampe'deki Türklerle kanlı çarpışma­
lardan sonra Alaşehir'e döndü.

1108de Sultan Şehinşah, Cappadocia Emiri Hasan'ı 20.000 ki­şilik bir kuvvetle Lidya bölgesine gönderdi. Emir Hasan ordusu­nun birini Kilbianons (K. Menderes'in doğu ovası) ovasına gön­derdi. Bizans Generali Eumathus Philocales bu birliği yendi. Mevdud bin Alıntekin komutasındaki B. Selçuklu ordusu, Anadolu Rum Selçuklu hükümetine yardım için gelmişken, Kilbianons
(Yukarı Kystros Havzasında, Alaşehir (Fidelphia) vadisi Costantin Gabros tarafından püskürtülmüştür.

1146 Bizans ordusunu zayıf yakalayan Türk süvari gücü Thra­cessien Themesi'ni talan ettikten sonra Kilbianons'a girdi. Yukarı­dan aşağıya Kaystros vadisi Türkmenlerce işgal edildi. (Yöremiz­deki söylenceye göre: Bu akıncıların başında bulunan beylerden biri olan Aslan Bey bu gün Oyuk Dede diye anılan yerde şehit düşmüştür. Balyambolu'nun yaslandığı (Mesogis dağı) nın adı bundan sonra, Aslan Bey kısaltılarak, Aslan Dağı olarak söylenir olmuş. Aslan Bey'in vurulduğu semte, Büyük Oyuk Dede denmiş ve ziyaret yeri olmuş.) Bir yıl sonra, İmp. Manuel, Konya seferi

dönüşünde Khoma'dan geçerek, Meandar (B. Menderes) ırmağı­nın kaynağı çevresinde bulunan Sungurlu'da ordugah kurdu, or­dularını dinlendirdiği sırada, Türk akıncılarının batıdaki İmp. luk arazisini yağmaladığını duyunca, hemen hareket etti ve zayıf du­rumdaki Türk kuvvetlerini dağıttı ve İstanbul'a döndü. 1156 da Kılıçaslan II, Anadolu Selçuklu Sultanı oldu. İmparator Manuel'in entrikasını anlayarak, 1162 yılında, karşılıklı yardımlaşma anlaş­ması imzaladı.

Myriocephallon savaşına kadar yöremiz Bizans'ın yönetimin­de, durgunluk içindedir.

1176da İmp. Maunel, Anadolu'ya hakim olmak için, büyük bir ordunun başına geçerek, Konya üzerine yürüdü. Bu yürüyüş sı­rasında yer yer Türkmen güçleri ile yıpranan ordu, Myriocephal­lon kalesinin bulunduğu Düzbel geçidinde II. Kılıç Arslan'm kuvvetlerine yenildiler. Bu savaş Bizans'ın Comene hanedanının so­nunu belirledi. Bizans savunmaya geçme zorunluğunda kaldı.Sablion kalesinin yıkılması, Türklerin batıya olan akınlarını ko­laylaştırdı.

1177ında Atabey komutasındaki 24000 kişilik Türk ordusu,Denize kadar B. Menderes ovalarındaki yerleşim alanlarını yakıp yıkarak ele geçirildiler. Fakat uzun sürmedi. Bizans İmp.u Mauel Jean Vatatzes, Const, Ducas ve Michalel Aspietes komutalarında ki gücünü Türkmenler üzerine gönderdi. Yapılan çarpışmada Ata­bey şehit oldu. Türkmenler dağıldı, fakat istilâlarını bırakmadı­
lar.


1187 Sultan Kıhçaslan'ın gönderdiği Şemsettin Bey yönetimin­deki Türkmen akıncıları K. Menderes ovasını istilâ ederek bol miktarda hayvan ve tutsak alıp götürdüler. Bizans İmp- u her yıl vergi Ödemeye zorunlu kılındı.

1204 yılında Latinler İstanbul'u zaptettiler. İmparatorluk yıkıl­dı. Theodoros Lascaris, İznik'i merkez yaptı. Lâtinlerle birleşip Lidya bölgesini ele geçirdi ve imparator oldu. Yukarı Kaystros bölgesi Michael Paleologos'un İstanbulu ele geçirmesine kadar İz­nik Basiluslar'ına bağlı kaldı.

Sultan I. Keyhüsrev ile İmp. I. Theodoros Lascaris arasında 1205 de dostluk kurulmuşsa da 1211 de bozuldu. 20.000 kişi ile B. Menderes vadisini I. Keyhüsrev işgal ederken, Yukarı Kaystros havzasının doğusundaki Alaşehir yörelerinin alınışında şehit ol­du. Bundan sonra yukarı Kaystros havzası 60 yıllık bir barış dö­nemi yaşadı. Bu devre içinde şehir ve köylerin imarı ile uğraşıldı. Nüfus artışı olduğu da muhakkaktır.

XIII. y.y. da Moğolların Anadolu'yu işgalinden tedirgin olan Türkmen oymakları, batıya aktılar. Bu akınlarla Batı Anadoluda Türkmenler çoğaldılar. 1261 de Denizli Bölgesinde 200.000 çadır göçebe Türkmen bulunmaktaydı. (66) sf. 232. Bunların çoğu Ger-miyanoğullarından olmalıdır.

1261-1300 yılları arasında Cenevizler İzmirde kalabilmişlerdir. Halıköyde Cenevzievi Tepesi Cenevizlilerin Beydağına geldikleri­ni anımsatır.
Türkmenlerin çoğalması ile, Kaystros bölgesindeki Bizans hal­kı, dinsel (Hiristiyan) liderler tedirgin oldular ve bölgeden uzak­laştılar. Fakat 1264 de Bizans, Kaystrosu elden kaçırmamak için, Despot Lcannis'i vadiye göndererek bizans varlığını güçlendirme­ye çalıştı.

1280 de Türkmenlerin Yukarı Kaystros halkını ezip mallarını yağmaladıklarını görüyoruz. Bizans, 1295 de geniş yetki vererek Alexios Philanthropenas'u vadiye göndermişse de semere alama­mıştır.

1302 de İmp. IX. Miail Paleologos, Türkmen ilerlemesini engel-leyemeyince, Sicilya Kralı Ferdinant 80.000 Katolanya (ağır dona­nımlı ada askerleri) ve Elmugaurla (Hafif donanımlı Kuzey İspan­ya dağlıları gönderdi. (36) sf. 19)

Katalanlar İstanbul'da halka eziyete başlayınca, İmparator bunları, 1304 de Hermos vadisine yolladı. Fladelfia'yı (Alaşehir) kuşatan Germiyan Türkmenleri üzerine yürüyerek yendi ve Fla­delfia'yı yağmaladılar. Katalanlar Alaşehir'i aldıktan sonra yukarı Kaystros vadisindeki Pyrgion'a (Birgi) indiler. Buradan Efes yolu ile memleketlerine gittiler.

1335 de Moğollar Orta Anadolu'ya egemen olurken uçlarda ye­ni Türkmen beylikleri kuruldu. Ancak bunlar îl-hanhlar'ı metbu tanıdılar. (81) sh. 176)

1283 de kurulmaya başlayan Germiyanoğulları Beyliği, Aydı-noğulları Beyliğinin de atasıdır. Aydınoğlu Mehmet Bey, Germi-yanoğlu Yakup Bey'in Subaşısı idi. (41) sf. 15

1304 de Katalanların vadiden çekilmesinden sonra Yukarı Kü­çük Menderes havzasına Türkmenler girdi. Emir Menteşe Bey'in damadı Sasa Bey ile Aydınoğlu Mehmet Bey ile birlikte Türkmen­lerden oluşan savaşçılarıyla, Küçük Menderes vadisindeki şehir­leri almaya başladılar. Coloe (Keleş, Kiraz 1304 de Mehmet Bey, Pyrgion (Birgi) Sasabey tarafından fethedildi. (82) sf. 37,38

1307 de Frenk ve Bizansla işbirliği yapan Sasa Bey ile Aydı­noğlu Mehmet Beyin arası açıldı. Sasabey işbirlikçileri ile Mehmet Bey'e hücum etti. Mehmet Bey, Osman, Hamza, Karaman, Hasan adlı kardeşleri ile birlikte Sasabey'i yendi. Sasa Bey bu savaşta öl­dü.

Mehmet Bey, 1307 veya 1308 de Birgi'yi (Pyrgion) ikinci kez fe-tetti. Ancak çevresini elde edememişti. Birgide Germiyan Beyi Ya­kup bin Alişir'in subaşısı olarak bir miktar askerle oturdu. 1312 de Bİrgi ve çevresinde emaret kurarak Germiyan Beyliğinden ayrıldı ve bağımsız bir duruma geldi. Böylece K. Menderesin doğu bölgesi Aydınoğulları Beyliğinin mülkü oldu. Merkezi Birgi kentidir.

Aydınoğlu Mehmet Bey 1327 de oğlu İbrahim Bahadır Beyi, Bodamya (Potamia)ya vali atadı. Balyambolu'nun bu tarihlerde Bodamya'ya bağlı olması düşünülebilir. Çünkü 1800 lü yıllarda Balyambol halkının Tire ile ticari ilişkili olduğunu biliyoruz, fakat Birgi ile hiçbir idari, ticari ilişki olmamıştır.

Aydınoğlu Mehmet Bey, oğlu Umur'a da: "Yöremizden 1000 atlı yiğit al, git İzmiri al ve oraya sahip ol" demiş. Umur Bey, Ödemiş ovasından aldığı atlı yiğitlerle İzmir'i aldıktan sonra ada­lar da seferler yapmıştır. Aşağıdaki türkü, Ödemişli yiğitlerin adalara seferlerini kanıtlar gibidir. "Efeler ve zeybekler hakkında bir inceleme yapmak üzere Ödemiş'e bir gezi yapmıştık. Orada bu

işlerle uğraşan Halil Duralı bize aşağıdaki türküyü okudu. Bunu Seyrek köyünden 65 yaşında Hasan Yılmaz adında bir köylü ihti­yardan işitmiş. İhtiyar türküye uygun, gayet orjinal hareketlerle bir zeybek oyunu oynamış." "Eğriboz kalesine yapılan hücumlar­da ve yapılan savaşlarda esir düşen Umur Bey kızanlarından, ka­lede hapsedilen zeybekler tarafından söylenmiştir."


..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name is offline   Reply With Quote
Old 27-05-2008, 17:47   #7
No_Name

 
No_Name's Avatar
 
Join Date: 08-03-2008
Posts: 2,130
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 291
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute
Default

Aydınoğlu Mehmet Bey'in Hızır Bey. İbrahim Bahadır Bey, Sü­leyman Şah, İsa Bey, Umur Bey adlarında beş oğlu vardı. Memle­ketini beş oğluna dağıttı. Bodamye'yi İbrahim Bahadır'a, Tire'yi Süleyman Şaha, en küçük oğlu İsa Bey'i Birgide kendi yanında alıkoydu. İkinci oğlu Umur'a sen git İzmir'i al dedi. 18 yaşında olan Umur, bin kadar yiğit alarak İzmir'e gitti ve bu günkü Eski İzmir ve Bozyaka semtine karargah kurdu. Umur Bey 1328 de İzmir Beyi olduktan sonra 26 deniz seferi yaptı. (85)

1334 de Aydınoğlu Mehmet Bey'in Ölümü ile yerine oğlu Umur Amcalarının ve kardeşlerinin tasvibi ile seçildi.

1248 de Umur Bey'in Ölümü üzerine yerine Hızır Bey getirildi. Beyliğin merkezi Ayasuluk oldu.

1390 da Osmanlı Sultanı I. Bayezıt Alaşehiri aldıktan sonra Bozdağa geldi; burada bir müddet kaldıktan sonra, Denizli (Lao-dikeia üzerinden Ayasuluğa gitti. (41) sf. 60

Aydınoğlu Fahrettin İsa Bey. Sultan Bayezıd'ın huzuruna gelip bağlılık yemini ederek sikke basımında ve Aydın Eli memleketle­rindeki hudbede Bayezid'in adının okunması suretiyle Osmanlıla­ra bağlı bir valiliği kabul etti. Aydın Eh vilâyetlerinin bazılarını İsa Bey'e verdi ve Vilâyet merkezini de Tire yaptı. (60) sf. 257

Bu tarihlerde Balyambolu (Beydağ) küçük bir kasaba olarak Ti­re'ye bağlıdır. Ekonomik bakımdan da Tire ile ilişkilidir.



Yıldırım Bayezid bundan sonra Ayasuluktan Küçük Menderes vadisi boyundan Tire'ye geldi. Buradan da Birgi'ye ulaştı. Burada, K. Menderes ve Aydın Eli kalelelerine Osmanlı çerileri yerleştirdi. Buradan Bozdağ, Allahdiyen yoluyla Sart'a vardı. (25)

1402 yılı kışında Timur Kütahya-Denizli-Nazilli-Sultanhisar-Ayasuluk (Selçuk) yolu ile Tire'ye gelip Kalay Tepe'ye yerleşmiş­tir. Timur Han kışı burada geçirmek niyetindedir. Havası güzel, suyu bol. Askerinin iaşe ve ibatesi kolay, ancak Aydınoğullarının, İzmir'i küffardan ancak siz kurtarabilirsiniz diyerek, kışkırtmaları üzerine, 26 Aralıkta İzmir kalesine hücum edilmiştir. Kalenin muhkem olmasına rağmen 14 günde İzmir'in alındığını yazanlar var. İzmir'i Aydınoğullarmdan Cüneyd Bey'e teslim etmiştir.

Yıldırım Bayezid'in Alaşehir-Denizli-Ayasuluk-Tire-Birgi-Sart yolunu takip etmesi; Timur'un Kütahya-Denizli-Nazilli-Sultanhisar-Ayasuluk-Tire yolunu takip etmesi gösteriyor ki Bal­yambolu daima büyük yolların dışında kalmıştır. Bunun faydalı yönleri olduğu gibi zararlı yönleri de çoktur.

II. Umur Bey'in 1405 de ölümü ile Cüneyd Bey tüm Aydın eline sahip oldu. Bundan sonra K. Menderes ovası, Osmanlılar ile Ay-dınoğlu Cüneyd Bey arasında el değiştirip durmuştur.

1424 de Sultan Murad kuvvetleri ile Aydın Eli'ne yürüdü. Cü­neyd Bey kaçtı. Sultan tüm Aydın Eli'ni ülkesine kattı. Yönetimini komutanlarından Yahşi Bey'e verdi. 1426 da Cüneyd Bey öldürül­dü, başı Saray'a gönderildi. Böylece Aydınoğulları tarihe karıştı. Rivayete göre; Cüneyd Bey'in başsiz cesedi Ödemiş'e getirilmiş ve bu gün Tekke denilen kümbet'e gömülmüştür. Aydınoğulları Beyliğinin son Bey'i Ödemiştedir.

1443 de Sultan II Murad Aydın Sancağını kendine yıllık ödenek olarak ayırdığından Yukarı K.Menderes havzası gelirleri de Ma-nisada oturan Sultan Murad II ye bırakıldı.

Balyambolu ile ilgili yazılı belge vardır. Ancak bulabildiğim yazılı belge H. 855/M. 1439/40 yılına ait. Fatih Tahrir defterinin incelenmesinde: Liva-i Aydın'a bağlı yerler içinde Balyambolu il­çeler içinde görülmemiştir.

Sf. 99 da bu gün o havalideki belli başlı ilçe ve bucak merkez­lerinin adlan da karye (köy) olarak geçmektedir. Balyambolu bun­lar içindedir. (41) sf. 99

Yukarı Menderes Havzası 1451 de merkezi Tire olan Aydın İline o da Kütahya'da oturan Anadolu Beylerbey'ine bağlıydı.

1624 yılı Cennetkarıoğlu ayaklanması olmuştur. Yöremizde eşkiyalık olayları bölümünde geniş açıklama vardır.

Büyük Türk gezgini Evliya Çelebi 1671 yılında İzmire gelmiştir. (49) Bu tarihte İzmir, Anadolu Eyaletlerindendir; amma deniz ke­narında olduğundan Derya kaleminden Kaptan Paşa'nın Cezayir Eyaleti hükmünde olup, Sığla sancağı Paşasının kaymakamı 30Ü kişi ile idare eder.

Evliya Çelebi 1671 yılında Tire'yi ziyaret etmiştir. (86)

Evliya Çelebi aynı tarihlerde Balyambolu'ya gelmiştir. "Evsafı kasaba-i ve kaza-i Balyambolu.

Bu dahi Aydın hakinde yüz elli akçei şerif kazadır ve nahiyeleri yedi pare kuradır ve hâkimi has voyvodasıdır. Kethûdayeri yok­tur. Amma mahsus serdarı vardır. Ve bir kasabası bağ ve bahçeli bir cebel dameninde üçyüz haneli ve bir minareli camii ve bir han hamamlı ve birkaç dükkanlı kariyeden bozma kasabai mamurdur. Bunda dahi haftada pazarı olup âdem deryası olur. Ve zeyli şe­hirde dirahtistan sayesinde herkes kâlâyı metaın bazarı muhabbete çıkarub beyii şira olunur. Balyambol bazarı meşhuru 'af'aktır. Pembe ipliği ve pembe bezi ve dimisi meşhurdur kim cemii di­yarlara bundan müstevli olur ve bu kazada hasıl olan kutur(kutun) meğer Kastamonide ve Merzivan şehirlerinde oldi. Ve bunda Bi-yankökü çok olduğundan Biyanboldan galat kavmi etrak tahfifi kelâm idüb Balyambolu derler. (3) Elhasıl bu pazar Aydında ve Saruhanda ve Menteşede meşhur pazardır. Andan kalkub kıble canibine ağaçlı dağlar içre yokuş yukarı nim saat gidüb

Evliya Çelebi, Seyahatnamesindeki dizine göre: Alaşehir, Birgi, Kiraz, yolu ile Balyambolu'ya gelmiştir. (14)

Evliya Çelcbi'nin geldiği, gördüğü Balyambolu bu gün ilçe merkezi olan yerdir. Gördüğünü söylediği han, cami bilinmemekle beraber hamamın yıkıklıkları durmaktadır. Eğer gördüğü hamam o ise kasaba, kalenin doğusunda olmalıdır. Makif tarla diye anılan (Rifat Yatağanli'nın incirliği merkez, Zeyve'ye kadar varmaktadır.

Evliya Çelebi 1671/72 yıllarında Tire'ye gelmiştir. Tire "Aydın Sancağı Paşasının tahtıdır... dedikten sonra : Sancak kazaları şunlardır: Tire, Fevene, Bergesu kebir, Bergesu sagir, Meden, Ba­yındır, Birgi, Şart Balyambolu, Kilis, Güzelhisar, Köşk, Sultanhisar. Nazilli, Arpaz, Amasya, İnagöl, Alaşehir vakıf kazalarıdır." (42) Buradan öğrendiğimize göre, Balyambolu bu tarihlerde Tire'ye bağlı bir kazadır.

Balyambolu'dan Tasahorya (Erikli) köyüne geçen Evliya Çele­bi:" "Balyambolu nahiyesindedir. Sarp, dereli, tepeli bahçeli, bir dağ eteğinde havası güzel, kasaba misal 500 kiremit örtülü, mamur ve kagir ev vardır. Bir camii, 3 mescidi, bir kapalı hamamı, bir hanı, yedi dükkanı vardır. İrem misal bir şirin beldedir. Üzümü ve ki­razı bol ve güzeldir. Her kiraz ağacı beşer onar katır yükü kiraz verir. Her kiraz tanesi keklik yumurtası kadardır. Bey yaylağın eteğinde olduğundan abıhayat suları vardır ki tabir olunmaz. (42) Evliya Çelebi'nin görüp yazdığı yedi dükkândan 4. ü yıkılıp köy kahvesi yapılmış, 3 ü durmaktadır. Han yıkılmış yerine köy ko­nağı yapılmıştır. Cami (Cuma Camii) yıkılmış, yerine okul yapıl­mıştır. Merkez mescidinin yerine cami yapılmıştır. Hamam, ca­minin bahçe kapısının batısından çaya inen yolun üstünde yıkın­tısı durmaktadır. (42) .

Erikliden Beyköy'e gelen Evliya Çelebi: "Karye-i Bey, Bu gün Beyköy mahallesi, 200 evli bir camili, havası güzel bir köydür."

Beyköy'ün en eski camii Aşağı cami olduğu söylenir. Evliya Çelebinin gördüğü cami bu olsa gerektir. Hasan Hüseyin mezarlı­ğının alt köşesinde yıkıntısı vardır. Oradaki iki büyük karaselvi o günlerin anıtı gibi durmaktadır.

Balyambolu çevresinin engebeli arazisi, ormanların sık olması, uzun yolların buradan geçmemesi, devletin güvenlik güçlerinin yetersizliği yörenin eşkıya yatağı haline gelmesine neden olmuş­tur. Bu yüzden yöremize Evliya Çelebiden başka gezgin geleme­miştir. İbni Baduta bile, Birgi'den Tire'ye gitmiştir. Strabon Nazilli, Sultanhisar yörelerini anlattığı halde, Beydağ yöresinin ürenlerin-den söz etmiştir. 1657 yılında yukarı K. Menderes havzasında Ka­ra Memhmet adlı Sivri Bölükbaşı'nın arkadaşlarından biri, başına topladığı adamları ile yol kesip köy ve kasabaları soymaya başla­dı. Bu şakı, Balyambolu, Keles, Köşk, Sultanhisar, Arpaz kazala­rında otururdu. Kara Mehmedi yok etmek için Kulada oturan Dünya Ağa mübaşir atandı. Kara Mehmet kaçtı. Dünya Ağanın Aydın sancağından ayrılması üzerine yeniden dönüp başına top­ladığı 50 adamı .ile sancak içinde dolaşıp, yolları belleri tutup va­tandaşı soymağa başladı. Kara Mehmet ve diğer çetelerin zulmü­nün artması üzerine Sultanhisar Kadısı ve ileri gelenleri Güzelhisar kalesine sığınıp durumu İstanbul'a bildirdiler. Bunun üzerine hü­kümet yeniden Dünya Ağayı mübaşir atayıp, Balyambolu ile Ke­les'in Kethüdayeri ve Yeniçeri serdarlarına, Ağaya yardım etmele­rini buyurdu. Ancak bir süre sonra Dünya Ağa, çete başlarından Bergamalı Sivri Bölükbaşı ile birleşince, üzerlerine Vezir İsmail Paşa gönderildi ise de başarısız oldu. Kara Mehmet 1660 ya da 1662 de Saruhan Mutasanfı Kaplan Mustafa Paşanın eşkıya mü­fettişliği sırasında yok edildi. (25)

Balyambolu'nun kaza olduğunu belirleyen bir belge tesadüfen elimize geçmiştir: Belge: Memuru Aşar, Kaza-i Balyambolu H. 284-H. 1767/68 tarihli mühürdür. Bu mühür, orman Muhafaza Memuru Feyzi Atun'dadır. (İlçenin mülki ve idare amirlerine, eş­rafına duyrulmuşsa da bu tarihi kıymeti olan mührü alıp saklamakkonusunda ilgi göstermemişlerdir.

1820 yılında Aydın livasında bulunan memleketler içinde Bal-yambolu'da bezirhane var imiş. Balyambolu (bir kelime okuna­madı) mülkiyet üzerine tasarruf idermiş elvakt mezkûr neslinden Hüsnü Bey mutasarrıftır. Mülkiyet üzerine tımar'a nesne virmezlermiş mülknameleri olmadığı sebepten öşrü tımar'a emrolundu." Bu belgede geçen bezirhanenin Beyköyünde Çarkbaşı semtinde olduğu ve Hüsnü Bey'in de Hüsnü Tezgin'in dedesi olduğu anla­şılmıştır.

Bu belgeyi önemli buldum. Evliya Çelebi Seyahatnamesinin Balyambolu ile ilgili bölümünde: "Bu kazada hasıl olan kutur (Ku­tun) meğer Kastamonide ve Merzivan şehirlerinde ola" diyor. Bu­radaki (Kutun) yanlış okunma sonucu, kutundur. Keten okunması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bezirhanede beziryağı çıkarılır. Pamuktan beziryağı çıkarılmaz. Bezirhanenin bulunması ve belge bu bakımdan önem taşımıştır.

Zuhuri Danışman tercümesi de "Pamuk ipliği ve pamuk bezi" olarak almıştır. Pamuğun yöremizdeki geçmişi 40-50 yıllıktır.

1829yıllarında Balyambolu, Atçalı Kel Mehmet'in etki alam içindedir. Yaşlılar, Atçalı'nm menkibelerini halâ gülerek, överekanlatmaktadırlar.

1830yıllarının anısını taşıyan tek kalıntı, bu gün ilçenin orta­sındaki camidir. Bu cami 1830 yılında Tasahorya'lı (Erikli) Hacı Ahmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. (49) Hacı Ahmet Ağa bu ca­
miin bakımı için Abornoz suyunun yanındaki 15 dönümlük dutluk ve zeytinliği vakıf bırakmıştır.

1831yılında, Osmanlı İmparatorluğunda yapılan ilk nüfus sa­yımında, Balyambolu halkının sayımını; Mevaliden Arifbeyzade Raşit Bey yapmıştır. Bu sayımda: 1709 islâm, 11 reaya yazılmıştır.
Kıpti, yahudi, Ermeni yoktur. 1709 nüfus içinde, kadın çocuk ve ihtiyarlar yoktur. Tahmini olarak bu günkü nüfusa yakın bir nüfu­sa sahip olduğunu varsayıyoruz. (Bölüm 11/81)

Prof. Dr. Tuncer Baykara'nın yazdığı, Anadolu'nun Tarihi Coğrafyası Giriş I. Anadolu'nun İdari taksimatı adlı kitabının 132.sayfasında: 1284/1867 Salnamesi, İzmir Livası: Maa Nevâhi-i İzmir ve, 2-Urla, 3-Kuşadası, 4-Çanlı, 5- Karaburun, 6- Çeşme, 7- Seferi­hisar, 8- Akça-şehir-i Ay-dın nam-ı diğer Söke, 9- Mandice, 10-Balat, 11- Kızılhisar nam-ı diğer-Torbah, 12- İne-âbât, 13- Nahiye-i Alaçatı, 14-Mcnemen kaza olduğu halde, bir sonraki Üstede: 1285/1868 Salnamesinde İzmir Sancağı:

1- İzmir Kazası:

1- Burunabad Nahiyesi, 2- Seydiköy na., 3- Torbalı na., 4- Ter-
yanda na., 5- Nif na.,

2- Urfa Kazası:

1- Seferhisar na., 2- Kilizman na.

3- Menemen Kazası:

1- Yamanlar na., 2- Karşıyaka na.

4- Foçateyn Kazası:

1- Güzelhisa-ı Menemen na.

5- Kuşadası Kazası:

1- Canlı na., 2- Ayasuluk na.

6- Çeşme Kazası:

1- Alaçatı na., 2- Karaburun na.

7- Tire Kazası:

1- Bayındır nahiyesi.

8- Ödemiş Kazası:

1- Birgi na., Keleş na., 3- Balyambolu nahiyesi, shf. 132 Bu listelerde de görüldüğü gibi, Beydağ (Balyambolu) 1867 de nahiye olmuştur.

Balyambolu 1838-1849 yıllarında Aydın Livasına bağlı kazadır. (46) "Osmanlı Devleti'nin önemli gelir kaynaklarından biri de şap ticaretiydi.... Bu maddenin önemli üretim merkezi ise Gediz Şap-hanesiydi... Belgelerde 1832 yılından itibaren Gediz Şaphanesi ile ilgili birçok yazışma dikkati çekmektedir. Örneğin, 1838 yılında Gediz Şaphanesinden İzmir, Kuşadası ve Mudanya limanlarına taşımak üzere Aydın Sancağından 800 deve görev almıştı. Bu de­veler sancak kazalardan Tire, Bayındır, Ödemiş, Birgi, Keleş ve Balyambolu'dan sağlanmıştır. (46)

"... bir buyrultuda, süvari ve top arabası atları için 10.000 yük saman istenmekteydi. 1839 yılında bu gereksinim sancak kazalar

dan ....... Balyambolu olmak üzere altı kazaya paylaştırılmıştı.

(46) sf .40

"1852 yılında Aydın Eyaleti Veziri Halil Kâmil Paşa'ya ondan da sancak kazalara.... Balyambolu kazaları Naiplerine gönderilen bir yazıda, Osmanlı uyruğundan olup da, yabancı devletler uyru­ğuna geçenlerin, mallarını karılarının ve çocuklarının üzerine ge­çirdikleri" anlatılarak, bu gibi durumlarda "Mal devirlerine" izin verilmemesi istenmekte idi. (46)

"1842 yılında Aydm Sancağından ".... Balyambolu ve Ayasuluğ kazaları naipleri " "Rusya Devletinin tüccar ve tebasının ticaret ta­ifesinden bundan böyle, İngiltere ve Fransa gibi %3 resim gümrüğü uygulanacağı..." duyrulmaktaydı.(46)

"1848 yılında Aydın Sancak kazalardan.... Balyambolu.... naip­lerine gönderilen emirde, "Başlık parasının kızlara bir yarar sağ­lamadığı ileri sürülerek uygulamadan vazgeçilmesi isteniyor. Ba­baların bu tutumları nedeni ile kızların evlenemedi ki eri ve kaçı­rıldıklarına da dikkat çekiliyordu. (46)

Tire Seriye Sicillerinden alman bu belgeler, Balyambolu'nun o yıllar adı sayılır kazalardan olduğunu göstermektedir.

1854 yılında, Kırım Savaşına yöremiz Zeybekleri de katılmış­tır.

1850 Aydın Vilâyetinin merkezi İzmir olmuş, Aydın da Liva merkezi olmuştur. Balyambolu, Aydın Livasına bağlı kazadır. (84)

Merkezi İzmir olan Aydm vilâyetine, Aydın, Manisa, Muğla, Denizli, İzmir livaları (illerini kapsıyordu) Bu durum yönetimde karışıklara yol açıyordu.

1865 yıllan taun (Veba) salgını yöremiz halkını kasıp kavur-muştur. Beyköyden Adaküre köyüne giderken, Beyköy çıkışın­daki Gölet deresi, vebadan ölenlerin yakıldığı yer olmuş ve Ölet deresi, gölet deresi olarak söylenmektedir. Bu köyde bozulmamış, kalan 8 mezarlığın toplam alanı 58 dekardan fazladır.

1867 Vilâyetler İdaresi Kanunu ile yönetim bölümleri (Birimleri) değişikliğe uğramış ve Balyambolu nahiye (bucak) olmuş, Öde­miş kazasına bağlanmıştır.

Bellembolu: Aydın vilâyetinin İzmir Sancağında, Ödemiş ka­zasına mültehak, iki nahiyenin birisidir.

Mevkii: Doğusunda Alaşehir, güneyinde Nazilli, batısında Ödemiş kazası, kuzeyinde Keleş nahiyesi ile müştemilâtı 17 pare köyden ibaret olup, 5680 nüfusu mahduttur. Merkez nahiye Öde­miş'in güneydoğusunda ve beş saat badü ve mesafesinde, 38 de­rece 44 dakika arz-ı şimali ve 35 derece 41 dakika tulî şarkide ve mevkisi: Dağlarının 1358 metre yüksekliğinde olan, mahallinde vaki 944 ve 190 emekini (mekânları) olan Küre karyesidir. Eskişe­hir manasına olan Bellembolu, Balyapolisi kasabası; Aslandağı ci­varında olup, pek eski ve mahaza malûmatı (Bilgi) tarihiyesi pek nakıs (noksan) tır. Bu civarda zencefre madeni olup ve (desimen, dimen) Efesliler tarafından ihraç olunduğu mervidir.(Ali Cevat Memaliki Osmaniyenin tarih ve coğrafya ve (legat 1313 Dersaadet) Balyambolu 1867 yıllarına kadar kaza olmuş bu tarihten 100 yıl sonra, nüfusunun çoğalması ile 1964 de belediyelik olmuştur.

1877 Osmanlı-Rus Savaşı'na gidenleri Tabaklar köyünden Aki­le Teyze, isim isim saymakta ve her biri "Çam Yarması" yiğitlerdi diyordu. Sarıkaya köyünden Yörük Kara Ayşe Nine "Oğlum ben 120 yaşındayım., neler görmedim. Milletimizin başına harpten önce illet geliyor. Harplerden önce ya salgın hastalık, ya da çekirge afadı geldi diye yakındı."

Yeniyurt (Cibre) Camii avlusunda bulunan mezarlardan birinin taşında, "Sabık Müdür Osman Ağanın ruhuna fatiha. 1289/M. 1872/73" yazılıdır. Bu zat Balyanbol'un ilk nahiye müdürü olabi­lir.

Osmanlı İmp.luğunda nahiye teşkilâtı kurulduğunda: Nahiye müdürleri devlet tarafından atanmıyor; mahallin ahalisinden, 25 yaşını geçmiş, okur-yazar, Osmanlı teb'sından olması, mahkûmeyeti bulunmaması gerekli idi. Seçilen nahiye müdürü, vilâyetin inhası (oluru), İçişleri Bakanlığınca tastik ve tayini ile

olurdu. Nahiyenin bir de Nahiye meclisi vardı. Nahiye meclisleri valinin istediği tarihlerde senede dört defa nahiye müdürünün başkanlığında toplanır, ahalice yapılan kati ve bedeni yardım ile tesisler, köyler arası yollar otlak, orman gibi miri malların bakım ve ıslahı için kararlar alır ve bir yıllık çalışma programı yapardı. Bu teşkilât istekli bir uygulama değildi. Nahiye müdürleri iki se­nede bir seçilirdi. Seçmek ve seçilmek için senede (100) kuruş vergi vermek, 30 yaşını geçmiş olmamak ve Osmanlı tebasından olmak şarttı. (47,48)

Mülkiye teşkilâtında yapılan değişikliğe göre: Vilâyet, Liva (Sancak), Kaza, nahiye veköy'ler ayrılmıştı. Livaları Mutasarrıflar, kazaları kaymakamlar, nahiyeleri nahiye müdürleri yönetirdi. (1864/1871 Nizamnamesi ile)

Osmanlı Imp.luğu yönetimi eşkıyaların, çevrelerindeki zarar­ları azaltmak amacı ile 1854 yıllarında, özel giysileri, atları, silâhlan ile Kırım harbine götürülmüştür. Bu uygulama iyi sonuç vermiş olmalı-ki Avrupa seferlerine, özel birlikler halinde akınlara götürülmüştür. (5) 1389 Kosova Savaşma Aydın Eli kuvvetleri de. katılmıştı.

..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name is offline   Reply With Quote
Old 27-05-2008, 17:51   #8
No_Name

 
No_Name's Avatar
 
Join Date: 08-03-2008
Posts: 2,130
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 291
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute
Default

Harpler, salgın hastalıklar Balyambolu nüfusunu azaltmıştır. Osmanlı împ.da yönetim örgütüne nahiye Örgütünün girmesi ile Balyambolu nahiye olmuştur. Belediye örgütü 1928 yılma kadar devam ettiği halde, Nahiye (Bucak) olarak (1966) tarihine kadar devam etmiştir.

Balyambolu Nahiyesinin merkez köyü 1891-1897 ye kadar Küre (Adaküre)dir. (29)

1897-1924,25 yıllarına kadar nahiye merkezi Beyköy'dür. 1924-25 yıllarından sonra merkez köy, Pazaryeri köyü olmalıdır.

İlçenin adı Üzerine

Beydağ ilçesinin coğrafi konumu yönünden doğanın zengin oluşu, insanların ilk çağlardan beri beğenisini kazanmıştır. Bu yönden Beydağ, tarihin ilk çağlarından bu yana çeşitli kavimlerin yerleşip yaşadığı alanlardan olmuştur. Dünün ve bu günün Beydağlıları, doğanın onlara bağışladığı, güzel iklim, bereketli topraklar üstünde yaşamlarını sürdürürken geleceği düşünmemişler veya düşünememişler. Bu bakımdan tarihi ile ilgili araştırma yapmak güçleşmiştir.

Bilerek veya bilmeyerek eski koy ve şehir adlarının değişti­rilmesi, tarihi kalıntıların, ören yerlerinin talan edilmesi, küçük çıkarlar uğruna, sit alanlarının inşaata açılması, yörenin tarihi araştırmalarını güçleştirmektedir.

Yöremizin iklimi ve bereketi topraklarından dolayı. Eti­ler'den de önce yerleşim yeri olduğunu belgeleyen kalıntılar mevcuttur. Bu bakımdan, Beydağ ilçesinin adı da zaman zaman değişmiştir.

Prof. Dr. Louis Robert, "Pek çok yer adının sonuna eklenen Polis kelimesi, doğal koşullarda bol, boli, bolu şeklinde günü­müze ulaşmıştır. Bir Örnek ile kanıtlamak gerekirse, îsauria'da barış kenti anlamına gelen antik (İrenepolis) adının (îrenebol) şekline dönüştüğüne işaret etmek yeterli olacaktır" demekte-dir.(3)

Greklerce şehir kelimesinin karşılığı "Polis"dir.(9)

Polis adını taşıyan şehirler, bir saray ve çok kere, bir mabet meydanına yelpaze şeklinde gelen sokakların kenarlarında di­zilmiş evlerden meydana gelirdi-UD

"Örneğin istanbul; Bizanslılar zamanında Kostantinopolis, Şehir olarak kurulmuştur. Türkler elinde, Kadıköy, Karaköy, Erenköy, Ortakoy, Vaniköy gibi köylerin birleşmesi ile İstanbul oluşmuştur. (9)

Prof. Dr. Bilge Umar, "Palaipohs", Helen dilinde, eski kent demektir. Bu ad yakın zamana kadar Balyambolu olarak kulla­nılıyordu.

Beydağ ilçesinin adı Osmanlılara kadar, Palaiapolis adının değişik şekilleri ile (Palyapolis, Palaiapolis, Nikapolis, Palaipo-lis, Palaioupolis, Paloeopolis, Algiza, Palaiapolis) olarak gel­miştir. Bu şehrin adları ile yerlerinin de değişmiş olabileceği düşünülebilir. Nitekim M.S.IV. asırda Pisikoposluk merkezi ol­duğu zamanlar, kalenin batısında, Evliya Çelebinin geldiği za­manlar (1671) şehir kalenin doğusunda, Vakıf Tarla tarafında bulunduğu belirgin olmakla beraber, Beyköy deki şehir kalıntı­sının tarihini belirlemek, arkeologların ilgisini beklemektedir.

Piskoposluk merkezi olmadan, önceki tarihlerde Kilbianni-saların şehir devletlerinden olduğunu, Koloe ile birlikte para bastırdıklarını, bilmekteyiz. Bu şehir devletleri ilk İyonya'da kurulmuş olmalıdır. M.Ö.7 yüzyılda, tanrıların yurdu olarak kabul edilen "AKRAPOLİS ismini almıştır.

Aka'lar, Hititler zamanından kalma şehir ve kasabaları bu­lup yerleşirken, şehri sınırlı bir bölgenin siyasi ve kültür mer­kezi durumuna sokarak "Polis" kavramının özünü oluşturmuş­lardır. O günkü düşünceye göre şehir, çevresini oluşturan sur­larla değil, özgür yurttaşlarıyla temsil olunurdu. Böylece şehir devleti olmakla, toplum devleti olduklarını da kanıtlıyorlardı. Palaiapolis'da (Beydağ) o çağda kabile toplantılarının yerini halk meclisleri almıştır.

O devirde şehir devletleri o kadar çok ve sıktı ki, uzun boylu bir insan yattığı zaman ayakları için pasaport kestirmek gere­kirdi, diyor Halikarnas Balıkçısı.

Köy adlarına ve köylerdeki aşiret, boy, oymak, sülâle adları­na bakarak, Türkler'in ilk önce Beykoy'üne gelip yerleşmiş ola­bileceği kanısına varabiliriz. Beyköy Çukuroba, Çakallar, Ağa­lar, înnecikler, Macarlar mahallelerinin adları buna birer örnek­tir. Bunların geliş tarihleri belli değildir. Çukuroba Mahallesin­deki mezar taşları yok edilmese idi bu konuyu aydınlatabilirdi. Mezar taşları, antik buluntular, etnografik eserler, Abdullah Efendi Medresesinde korunmalıydı. Beydağ Müzesini kurmak kimsenin aklına gelmedi...

1327 yılında Bodcmya (POTEMİA)ya, Aydınoğlu Mehmet Bey'in, oğlu İbrahim Bahadır Bey'i vali (Emir) ataması ile, Bey­dağ Bademye Emirliğine bağlanmıştır.

1430/40 yıllarında Beydağ'ın karye olarak adı geçmektedir.

1453 den itibaren Tire'ye bağlı kazalardandır.

Î.Cavit, Aydın Vilâyetine Mahsus Salnamesinde: "Ödemiş Kazasında Ahvali Tarihiyesi bölümünde: şehrin ismi ile ilgili olarak, kelimenin Yunanca -Eski Şehir- manasına olan "Palaia-polis"dir der.

1671 yılında Beydağ’ına gelen Evliya Çelebi "Biyan kökü çok olduğundan, biyanbol'dan galat olarak verilmiştir" der. (8)

1672'lerde Balyambolu olarak adı sayılı kazalar arasında ge­çer.

1831 Aydın Sancağının (Kaza-i Balyambolu 6180 nüfuslu) kazasıdır.

1867 yıllarında Balyambol'un nüfusu azalmış, nahiye ol­muştur.

1927-1928 İzmir Vilâyet Salnamesinde Beydağ bucak merkezi belediyeliktir. Bütçesinin de 4.048 Ura olduğunu görürüz. Bu ta­rihten sonra da belediyelik kaldırılmıştır. Çünkü nüfusu azal­mıştır.

Balyambolu adı 1926 yılı, İzmir Vilâyeti Meclis-i Umumisinin kararı ile BEYDAĞ olarak değiştirilmiştir.

Bucak (nahiye) yönetimi 88 yıl içinde, bucak merkezi Ada-küre, Beyköy, Pazaryeri olarak yer değiştirmiştir. 1955 yılında da Bucak örgütü kaldırılmıştır.

1927 yılında nüfus azlığı ile kaldırılan belediyelik, 37 yıl sonra 1964 yılında tekrar verilmiş Belde olmuştur.

Beydağ 121 yıl sonra 1988 yılında tekrar İlçe yönetimine ka­vuşmuştur.

Beydağ İlçesinin yerleşim yeri (Mesogis, Aslandağı), Beydağ etekleridir. Dağ'm adı ile yerleşim yeri ilçe adı zaman zaman karıştırılmaktadır. Hatta Malatya Beydağı ile İzmir Beydağ ka­rışıklıklara sebep olmaktadır. Bu bakımdan YEŞİLBEYDAĞ 'ı adı verilmesini isteyenler olmuştur. îyi ki yapılmadı. Yer adla­rımız, soy adlarımız anlamları ile çoğu kez ters düşmektedir. Selçuk-Çirkince köyünün adı Şirinceye çevrildi, köy çirkinleşti. İzmir Kokaryah semtinin adı Güzelyalı olarak değiştirildi, ko­kar oldu. Yeşil Bursa'nın adı nerde ise Dumanlı Bursa olacak... Beydağ Cıva İşletmesi de Beydağlarını sarartmak üzere idi. Çalışanlarının çoğunu kanserli etti.

Mesogis dağı eteklerinde kurulmuş olan antik Palaipolis şehri halkının geliri Strobon'a göre bağcılık ve şarapçılıkmış. Mesogi şarapları meşhur imiş. O günlerden Beydağ'ında de­vam ede gelen bağı ayakta tutan HEREK'tir.

Coğrafi Yapısı

Beydağ İlçesinin Coğrafi Yeri:
Dünyanın kuzey yarım küresinde olup, 38° - 38° / 15 dakika kuzey enlemi, ve 28° 0Ü - 28° .22 doğu boylamları arasında yer alır.
Denizden yüksekliği 235 metredir. Yüzölçümü: 167.400 km. karedir. İzmir ve yöresi, jeolojik olarak deprem kuşağı içinde olduğundan çok eski tarihten beri depreme adeta alışmış gibi­dir. Beydağ'ın 150-200 yıldır depremden büyük zarar görmediği söylenebilir.
Küçük Menderes vadisinin doğu ucunda, İzmir İline bağlı yeni bir ilçedir. Aydın dağlarının doğu ucunda, kuzeye bakan yamaçların eteğinde şipşirin bir yerleşim merkezidir. Ödemiş yönünden gelenlere kucağını açmış bekler gibidir.
İzmir'e 142 km., Ödemiş'e 28 km., Kiraz'a 15 kmv Nazilli'ye 38 km., Tire'ye 35 km uzaklıktadır. Ovakent Beydağ karayolu tamamlandığında, İzmir-Beydağ arası kısalacaktır. Beydağ-Nazilli karayolunun dönemeçleri çoktur. Yolu uzatmaktadır. Bu yolun düzeltilmesi, asfaltlanması ile Denizli-Nazilli-Tire-İzmir transit karayolu Nazilli-Aydın-İzmir yolundan 40 km. kısalacaktır.




İlçe Haritası



İklimi

İklimin canlı ve cansızlar üzerindeki önemi çok büyüktür. Bu bakımdan iklime geniş yer verilmiştir. Sıcaklık: Beydağ'da me­teoroloji istasyonu yeni olduğundan, K. Menderes havzasında bulunan, Selçuk, Bayındır, Tire, Ödemiş Meteoroloji İstasyonla­rının yıllık ortalama sıcaklıklarını incelemek suretiyle belirle­meye çalıştım.

Ortalama Sıcaklıklar: Selçuk 16.4 C, Ödemiş 17.0 C, Tire 17.2 C, Bayındır 27.8 C, Bölgeyi çevreleyen dağlarda bu sayıların 5-10 derece daha soğuk olacağı düşünülür. Beydağı'nın sıcaklık durumu, Tire'ye göre çok az farklıdır.

Yıllık ortalama sıcaklık 17.0 C dir. Ödemiş'de ocak ayı orta­laması 7.2 C ile temmuz ayı ortalaması 28.0 C arasında değişir. Bu değerlerden havzada yaz sıcaklarının oldukça yüksek oldu­ğunu, kışların ise ılık geçtiğini ortaya koymaktadır. Bu da (Ak­deniz Termik Rejimi) Akdeniz iklimidir. Yıllık ortalama 7.2 C sıcaklık bize, bu devrede bazı bitkilerin canlılık gösterdiğini ve büyümede olduğunu gösterir.

Bölgede Vejetasyon Süresi:

Bilinçli tarım yapabilmek için, çevrenin meteorolojik verilerini bilmek şarttır. Önemle üzerinde durmam bundandır.

Tire: 308.4 gün, Ödemiş: 278.6 gün, Selçuk 275.7 gün. Yüksek yer­lerde gün adedinin azalacağı muhakkaktır. Beydağ'ında 300 günün altında olmasa gerektir. Tabii bu kıyaslama Tire'ye göredir.

Çevredeki ekstrem değerleri bilmek, tarım İçin gereklidir, özel­likle uzun ömürlü bitkilerin yetiştirilmesinde, Meyvecilik, zeytincilik gibi...

Bölgedeki meteoroloji istasyonlarındaki en düşük sıcaklıklar: Ödemiş 15 Ocak 1968 -13.6 C, Tire 15 Ocak 1968 -11.0 C, Selçuk 19 Ocak 1964 - 9.0 C, Bayındır 15 Ocak 1968 - 8.5 C.

Bölgede don'lu günler sayısı da oldukça düşüktür. Yıllık don'lu günler sayısı Ödemiş'te 24.8, Tire'de 14.6, Selçuk'ta 31.3 gündür. Don'ların başlaması genellikle kasım başlarıdır. Don'lu günlerin bi­timi nisan başlarına rastlar. En çok don'lu günler ocak ayındadır.

Bölgede0°C.nİn her yıl görülme olasılığı vardır. Alçak kesimlerde -5 enin tekrarlama olasılığı 1-4 yıl arasında değişmektedir. -10°C.nin 20-40 yıl arasında değişir. On yıllık süre içinde -13° c. düşük sıcaklık olasılıklar içindedir.

Çevrenin toprak altı sıcaklığının bilinmesinden fayda umarım. Bitkilerin büyümesi, köklerin gerekli sıcaklığı bulmasına bağlıdır. Bitkilerin topraktan su alımı da toprağın sıcaklığına bağlıdır. Çevre­de toprakların donması sorunu yoktur. Ocak ayında 15 cm derinlikteki sıcaklık dağılışı: Taban yerler 5-7,5°c, yüksek yerlerde 2,5° -5° c. izotermleri arasında kalmaktadır. Toprak üstü en düşük sıcaklık: 20.2°c.

Bu güne kadar görülen maksimum sıcaklık değerleri:

Tire 44.3, Bayındır 43.4, Ödemiş 43.2, Selçuk 41.0°c dir.

Bölgede şiddetli yaz kuraklığı görülmektedir. Bu kuraklık, ve­jetasyon süresini kesintiye uğrattığı gibi, bazı bitkilerde de yavaş­latmaktadır. Ot formasyonu yaz kuraklığında kurur. Sonbahar yağmurları ile yeşillenmeye başlar.

Yöresel ortalama yaygın basınç (M.b.) 998.7 milibardır.

Bu değerleri bilmeden, dikkate almadan tarım kumardır.

Yağış, bulutluluk ve bağıl nem:

Yağış, iklim ve tarım yönünden önemlidir. Çevremizin su plançosunu bilmek gerek. Yağış+Su ihtiyacı+Su kaybı - su planço sunu verir.

Yıllık ortalama yağış miktarları: Ödemiş 698.4 mm., Tire 842.8 mm., Bayındır 647.3 mm., Kiraz 693.5 mm., Selçuk 779.9 mm.dır. Kıyaslama yapılabilmesi için bazı illerin yağış durumları: Anka-ra372 mm., Afyon 444 mm., Konya 326 mm., Kırşehir 378 mm., Malatya 389 mm., Gaziantep 556 mm., Diyarbakır 496 mm., Erzin­can 367mm., Rize 2323 mm., Trabzon 807 mm., Muğla 1206 Aydın dağlarının yamaçlarında 500 mm. yükseklerde 800-900 mm., 1000 m. yükseklerde 1000-1200mm. civarındadır.

En yağışlı mevsim kıştır. Tire %61.6, Ödemiş %53.5 oranında yağış vardır. İlkbahar yağışı: Ödemiş %25, Tire %21, Sonbahar yağışı: Selçuk %20,nin altında kalır. Ödemiş %19, Tire %İ4.8. Yaz aylarında Ödemiş %3.5, Selçuk %4.9.

Çevrede bu kuraklığa dayanıklı ışık isteği fazla olan bitkiler yetiştirilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Çevredeki yağış dağılışı:

Kar yağışlı günler sayısı (0.4), Sisli günler (5., kırağılı günler (ortalama) 38.6. Ortalama toprak sıcaklığı C° (5cm) 19.9 olur. Böl­gemizdeki istasyonlarda yıllık ortalama bulutluluk (6-10) arasın­dadır.

Ortalama açık günler sayısı: ödemişte 199.3, Selçuk’ta 173.6, Tirede 140.2, Bayındır'da 193.2 dır.

Bağıl nem: Bağıl nemin bitkiler üzerinde önemli etkileri oldu­ğundan çevremizdeki gözlem evlerinin bulgularını veriyorum. Selçuk %68, Ödemiş %63, Tire %62, Bayındır %53.

Havada buharlaşmanın en çok olduğu dönem temmuz ayıdır. Ödemiş 187 mm., Bayındır 184 mm., Tire 178.8 mm., Selçuk 162 mm., dır.

Bu çizelge verilerden Ödemiş, Tire ve Beydağ'ın kışı ılık, yazı sıcak ve kurak iklim (Akdeniz) tipine girdiğini görürüz.

Atmosfer Basıncı ve Rüzgarlar:

Atmosfer basıncının bitki hayatı üzerinde dolaylı veya doğru­dan bazı etkileri vardır. Basıncın düştüğü yerlerde buharlaşma arttığından bitkileri, su ekonomisi bakımından olumsuz yönde et­kilemektedir.

Rüzgarların esiş yönleri ve frekansları arasında bir bağımlılık vardır. Bu durum fiziksel coğrafya faktörlerinde de etkili olmakta-dır.

Küçük Menderes havzasında VV yönünden esen rüzgarın etkin olduğu, buna karşın E yönünden çok önemsiz kaldığı görülür. Ödemiş'te yıllık egemen rüzgar yönü %38.8 frekansla 568.4 °W dir. Selçukta SE yönlü rüzgarların frekanslarının yüksek olmasının nedeni, oragrafik özelliklerin E rüzgarlarına engel teşkil etmesine bağlanabilir.

Rüzgarların canlılar üzerindeki etkisi eskiden beri bilinmekte­dir. Örneğin, lodos ve samyelinin denizdeki balıkları dahi etkile­diğini herkes bilir. Balıklar böyle havalarda derinlere gitmektedir. Meyve ve sebzelerin zamanından önce olgunlaşmasını hızlandı­rır. Bu meyve sebzelerin kalitesi düşüktür.

Hatta çevremizde denizden nemli, serin rüzgarın fazla esmesi, incirlerin akmasına sebep olur.

En hızlı rüzgar Ödemiş'de NE den 26.7 (m/sec), Tire'de SSE lO(bofor), Bayındır'da NE (bofor) dur.

W sektöründen esen rüzgarlar, denizin nemini iç kısımlarına taşıdıklarından (Transpasynun) terlemesinin azalmasını sağlar­lar.

Yaz mevsiminde öğlenden sonra görülen deniz meltemi (imbat) serinletici etki yaptığından çok yararlıdır.

Beydağ’ında Önemli Meteorolojik Olay:

1955 yılı eylül veya ekim ayında, bir cuma günü öğlenden son­ra, saat 14-15 sıralarında, Tabaklar köyü yönünden, güneydoğu­dan döne döne bir kasırga gelmiş. Bu günkü belediye binasının bulunduğu yerdeki Loncanın çatısını kaldırmış ve biraz öteye bı­rakmış. Görenlerin anlattığına göre, Loncanın altında 10-15 çocuk gölgede oynuyorlarmış. Olaydan (kasırgadan) bir saat kadar önce bir ayıcı gelmiş. Çocuklar ayıcının peşine takılmışlar gitmişler. Loncanın altında bir çocuk kalmış. Bu kazada o çocuğa da bir şey olmamış. Korkudan ağlar durumda, enkazın altından çıkarmış­lar. Lonca: 10x40m. ölçüsündedir. Çatısı beşik örtü idi.

..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name is offline   Reply With Quote
Old 27-05-2008, 17:53   #9
No_Name

 
No_Name's Avatar
 
Join Date: 08-03-2008
Posts: 2,130
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 291
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute No_Name has a reputation beyond repute
Default

Çevremizin İklim İle İlgili Deyimleri:

Yel: Hafif rüzgar.

Tan Yeli: Şafak sökerken esen tatlı esinti.

Karayel: Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgar.

Dağyeli: Güneybatıdan gelen esinti. Yazın serinletici, kışın yağmurun habercisidir. Kışın hızlı eser.

Kabayel: Güneyden esen ılık rüzgardır.

Kıblaycli: Tam güneydoğudan eser. Kışın çok soğuk, yazın sı­caktır: Samyeli.

Gündoğu: Tam doğudan eser. Kışın, İç ege'nin soğunu, yazın sıcağını getirir sevilmeyen zarar veren rüzgardır.

Kasırga: Çocukların "Şeytan gelin götürüyor" dedikleri hortu-mumsu, döner yapan rüzgardır. Hal binasını havaya k aldıran ka­sırgadır. 23.5 1989 tarihinde, saat 16-18 arası, Malmar kuyusu (Molla ömer) den Koca Kavağa giden yolda 3-4 km. yolda küçük yeşil kurbağa yağmıştır.

Sakla samanı, gelir zamanı. Kar yağar kiraz zamanı.

Kork eprilin 9 ile 30 undan.

Bulutlar: Bulutlar gider Aydın'a, git işine gaydına. (Yağmur yağmayacak demektir.)

Bulutlar gider aşağı, yat başaşağı. Güneybatıdan eser. Yağmur yağacak demektir.

Bulutlar gider Şam'a, çek eşeğini dama. Hava soğuyacak de­mektir.

Kör duman: Beyaz kesif sistir. Genellikle ilkbaharda, yağmur­dan sonra, dağlarda görülür. Çoğunlukla ardından hava açar.

Pus: Yakın mesafeyi göremeyecek kadar kesif sisli demektir. Kurtların sevdiği hava diyerek, "Kurt dumanlı havayı sever" ekle­nir.

Akbulut: Yazın olur. Pamuk yığınını andırır.

Karabulut: Yağmur getiren buluttur.

Kızılbulut: Güneş batarken görülür. Ertesi günü yağmur yağa­cak denir.

Bungun hava: Rutubetli, esintisiz hava. Nefes darlığı (astımlı) olanların hiç sevmediği havadır.

Ayaz: Bulutsuz, keskin, soğuk hava. Hava ayaza çevirecek, ya­ğış bitip soğuk başlayacak demektir.

Çiseleme: Bulutlu ve yarı açık havada dalga dalga, yer yer çok ince yağış.

Çileme: Yağışın hafiften başlama veya bitişindeki hafif yağış.

Sepeleme: Yağmur bulutunun yer yer sulu yağmur bırakması.

Çıvgmlı yağmur: Rüzgarla karışık sert yağmur.

Yöremizde Meteorolojik Tahminler:

Beyköyün'deki mescitin güneyinde, yıkılan eski okulun kuzey­doğu köşesindeki "Sarı Çeşme"nin suyu bulanık aktığında, yağ­mur çok yakındır.

Deli Mehmet'in İzzetle gezerken, sançeşmenin suyunun bula­nık aktığını gördüm. Yakınındaki okulda öğrencilik zamanında farkında değildim. Bakımsızlıktan bulanık aktığını sanarak İzzet'e sordum.

Yağmur yağacak, yağmur yakın dedi. Beydağına gitmek üzere arkadaşımdan ayrıldım. Çukuroba Mah. geldim yağmur çisele-meye başladı. Abdullah Efendi Medresesinin karşısındaki saçak altına saklandım. Çeşmenin yanından 300-400 metre ayrılmıştım. Yıl 1987 idi.

Sarı çeşmenin suyu ile yıkanan çamaşırların çok beyaz oldu­ğunu da söylediler.

Beyköyünün içinden geçen Işık çayının başında Karaman Pı­narı denilen yerden rüzgarla bir uğultu gelir. Bu uğultu yağmurun çok yakın olduğunu bildirir. Şimdilerde bu ses kesildi.

Koyun çam yaprağı (pürüsü) yemez. Eğer yerse ve mevsim kış ise, kar yağacak demektir. Hava çok soğuyacaktır. Koyun çamın uç filizini yerse koyun hastadır. Üşütmüştür. Gözlemimle doğru­luğu görülmüştür.

Karasinekler insanların çıplak yerlerini sokuyorsa yağmur ya­ğacak denir.

Kedi yere yatıp ağnanıyorsa (sırtını yere sürtüyorsa) yağmur yağacak denir.

Eşek husyelerinin sarkması da yağmur belirtisi olarak bilinir.

Keçiler kuyruklarını dik tutmuyorsa, yağmur beklenir.

Ahlat, ayva çok meyve verdiği yıllar kışın çok soğuk ve uzun olacağı söylenir.

Bademler 15 martta çiçek açmazsa, kış devam edecek demek­tir.

Horozlar erken öterse, yağmur yakındır. Sabah yağmurla kal­kılır.

Sabah gün doğar doğmaz an çalışmaya başlamışsa hava iyi olacaktır.

YOLLAR

Toplumların kalkınmasında, yörelerin zengin olmasında, yolların önemini gözardı edemeyiz. İletişimi sağlayan yollardır. Hele geçmişte, ekonomik, kültürel gelişmedeki rolünü gözardı edeme­yiz. Rudyard Kipling, "Medeniyet münâkaledir" demiş.

Beydağ yöresinin geçmişten bu yana, çevre il ve ilçelerle ileti­şimlerini sağlayan yollar yetersiz kalmış ve hâlâ yetersizdir.

Prof. W. M. Ramsay'm Eski Küçük Asya haritasında Şart yolla­rın düğüm noktası olarak gösterilmiş. Sart'tan Laodiceia'ya giden, Roma, Bizans Türk yolları, Beydağı'na (Palaipolis, Balyanbol) uğ­ramadığını görüyoruz.

Efesten çıkan Roma yolu da Büyük Menderes boyunca Denizli­ye (Laodiceia) geçmiştir.

Batı Anadolu Arkeloji haritası (Rüstem Doyuran'm Türkleştir-diği) Ödemiş Beydağ (Palaiapolis-balyambolu) Mastavra (Mastu-ra) Nazilli-Bozdoğan'a şose ile bağlanmıştır. Bu yolun kalıntıları olduğunu sandığımız emareler vardır.

Çomaklar köyünün "Kervansa, Kervansıra" semtindeki yol ka­lıntıları., çokmaklar çayı boyundan, Erikli(Tesavra) Çayından aşağı Aktepe'nin güneyindeki Taşköprüden geçerek Köprübaşı semtindeki Şahbazın tarlasının altından Küçük Menderes Köprü­sünün 150 metre üstündeki ayağı duran eski köprüden geçerek, Birgi veya Hipaipa'ya ulaşılabilir. Küçük Menderes'i geçtikten sonra yol ikiye ayrılır. Kuzeye giden yol; Çiftlik köyünden geçerek, Tatarocağı, Mersindere, Karaman, Kiraz(Koloe), Alaşehir'e (fila-delfıya) gidilebilir. K.Menderes köprüsünü geçtikten sonra batıya giden yol: Asfalt olan bu yol; Ödemiş, Birgi, Şart, İzmir, yahut, Ödemiş-Hipaipa (Günlüce)-Tire-Efes veya Ödemiş-Bayındir-Torbalı İzmir'e gidilebilir.

İzmir Milli Kütüphane (115956) demirbaş numaralı, 1328 tarihli, Ödemiş Bayındır doğal harita (Eski Türkçedir) Beydağ (Bal-yambolu) nahiyesi Pazaryeri köyünü, K. Menderes'in doğu yaka­sından Haliller (Hallar) altından bir yol batıya geçmekte ve oradan, Ödemiş'e gidilir göstermiş. Balyambolu'da Ödemiş'e iki yoldan gidilmektedir. Birisi: bu günkü asfalt yol o zaman patikadır. İkinci yol: Pazaryeri'nin batısından hâlâ arnavut kaldırımı kalıntıları bulunan yoldur. Bu yol, Ekin loncasının yanından Koca Kavak (Balyambol Kavağı) yanma iner. Buradan aşağı Tosunlar altından, Emirli, Maden, Bademye (Bedemme) altını takip ederek Ovakent yoluna varılır ve oradan da Ödemiş'e gidilirdi. Bu yol bugün de vardır.

"Küçük Asya'nın Tarihi Coğrafyası" kitabında önemli yolları gösteren haritada: Smyrna (Îzmir)-Nymphaion (Nif, Kemalpaşa) -Sardis (Şart) - Philadelpheia (Alaşehir) - Tripolis - Hierapolis -Kibyra (Horzum) - Ephesos (Efes) - Magnesia (Manisa) - Tralleis (Aydın) - Nyssa (Sultanhisar) - Hierapolis (Pamukkale) yollarla bağlandığı halde bu yol ağının içinde Palaipolis (Beydağ yoktur.)

Anadoludaki, Roma, Bizans yollarının Beydağı'na uğramadığı gibi Osmanlı İmparatorluğu yolları da uğramamıştır.

Timur, Ankara zaferinden sonra, İzmire geliş yolu: Ankara -Kütahya - Denizli - Sultanhisar - Aydın - Efes - Tire - İzmir'dir.

Dönüşünde de Beydağ yolundan gitmemiştir.

Beydağlılar İzmire gidiş gelişini Ödemiş yolundan yapmak­tadır. Beydağ halkının Ödemiş ile idari ve hukuki bakımdan iliş­kisi vardır. Ekonomik bakımdan Nazilli ve İzmir ile bağıntılıdır. Nazilli Beydağ yolu çok dönemeçli ve yokuştur. Bazı turistik ha­ritalarda asfalt görünüyorsa da stabilizedir. Beydağ'ı Nazilliye bağlayan ikinci yol: Beydağ -Erikli-Çamoklar-Sinekciler Nazilli yoludur. Bu yolun Nazilli tarafı kullanışlıdır. Erikli, Çomaklar, Sinekciler arasının etüdü iyi yapılmadan yol yapımına başlanmış, heyelanli kaygan bir yoldur. Yazın özel araçlarla gidip gelinmek­tedir.

1988-1989 yıllarında, Orman yolu olarak yapılan Beydağ-Beyköy-Sinekciler yolu çok yerinde ve faydalı olmuştur. Yol ham olmasına rağmen daha kestirme gelmektedir. Bu yol, Nazilliden İstiklal harbinde, dağa top çıkarabilmek için yapılmıştır. 12.6.1920 tarihinde, halk yapmıştır. Hatta bu yol yapılmadan önce, 28 Mayıs 1919 tarihinde, Rauf Orbay, yanındakiler, İstanbul, Bandırma, Ak­hisar, Salihli, Ödemiş'e gelmiş, Ödemişteki hazırlıkları yeterli bulmamış, Atatürk ile buluşmak üzere Ödemişden Beydağına gelirler. Bir gece Beyköyde kaldıktan sonra Sinekçiler yolu ile Na­zilliye giderler. Bunun anısı olarak, Beydağ-Nazilli Kuvva-i Milli yolu olarak levha asılmıştır.

Çevre ilçe ve köylere vasıtalarla gidip gelecek yollar yoktu. Ödemiş'e işleyen bir motorlu vasıta vardı. Onun gidip gelmesi de çamurlara bata çıka olurdu. Mandalarla çekip çıkarılırdı. Çaylarda dayanıklı köpçü yapılamıyordu. Erikli Çayı köye yakın tahta köp­rüyü alır götürür. Arkası dik olduğu için hızlı akar, yağışlı gün­lerde geçmek can kaybına sebep olurdu. K.Menderes'e köprü yap­mak, dayandırmak ancak Şükrü Saraçoğlu'nun yardımı ile olmuş, devlet eli ancak 1948 yılında uzanmış ve köprüye kavuşmuştur.

Yollar yapılmadan önce, Alaşehir, Sarıgöl, Kiraz, Nazilli, Sul-tanhisar, Tire, Ödemiş ile ticari ilişkiler at, katır, deve ile yürütü­lüyordu. Köyler arasında yaya yollan vardı. Bu yolların bir kısmı arnavut kaldırımı idi. Bağ, bahçe yollarından çok çamur olanları da taş döşeme yapılı idi.

1931-1932 İzmir İstatistik yıllığındaki harita, Ödemiş- Adagi-de- Ödemiş, Adagide, Emİrlİ Beydağ, Hanboğazı'na yol olduğunu göstermektedir. Aynı tarihte Beydağ, Beyköy Emirli, Beydağ, Adagüre-ve Bakır'a yol vardır. Çiftlik köyünde de vardır. Bu köy yolları, yol vergisi mükellefiyeti ile yapılmıştır.

1927-1928 İzmir İstatistik Yıllığı sf. 132 Çaylı mevkiinden ayrı­lıp Beydağ nahiyesine giden 11x63 kilometroluk şose yapılmıştır. 1928-1929 yılındaki yıllıkta Beydağmda yapılan yol yoktur. 1931-1932 İzmir İstatistik Yıllığı sf. 161 "ödemiş, Beydağında yapılan 11068 km. yol, 1 köprü, 10 km. daimi tamirat", Beydağ-Beyköy 3 km., B., Güre 4 km., B. Mutaflar 20 km., yol, 1 köprü, 10 km. daimi

tamirat". Beydağ-Beyköy 3 km., B., Güre 4 km., B. Mutaflar 20 km., Hanboğazı, B. Çiftlik-Karaman 15 km.., Çomaklar-Erikli 2 km., Alakeçifi-Güre 2 km. 1933-1934 İzmir İstatistik Yıllığı Nafıa faali­yeti, Sf. 138 yollar ve köprüler, Çayh-Beydağ 11-063 km. sf. 141 Beydağ Çomaklar 12 km. Beydağ-Mutaflar 20 km., Beydağ-Güre 5 km., Emirli-Beydağ 10 km., 1935-1936 İstatistik yıllığında Beyda-ğmda yol yapımı yoktur. İzmir'e Köycülük Dergisi Sayı: 45, Şubat 1948 Dört Yılın Bilançosu başlıklı yazıda: "V.B Şefik Refik Soyer'in basma yaptığı son demeci: Bayındırlık: Özel İdare ile müşterek 100.000 lira sarfı ile Beydağı köprüsü yapılmıştır. Cephe Gazetesi yıl: 3, sayı: 114 23.5.1953 "Ödemiş-Beydağ-Nazilli yolu işletmeye açılmıştır." Beydağ-Hanboğazı-Nazilli Yolunu Vali Kazım Dirik 1932 yılında açmıştır. Daha ilkokula gitmiyordum, evimizin yakı­nında, Ekmekçi İbrahimin evinin önüne Zafer takı yapılmış, kom­şumuz İçellilerin Süleyman ağabey şiir okumuştu. Vali üstü beyaz tantelli bir araba ile gitmişti. Bunu yazışım, Bu yol hâla açılamadı. 1992 yılı programında olduğu söyleniyor. O günün güç şartları içinde açılmıştı.

Köprü
İzmir'de yayınlanan Ahenk gazetesinin 20-Mart-1906/1322 ta­rihli haberinde: "Ödemiş kazası ile Balyambolu nahiyesi arasında cereyan eden Menderes nehri üzerine iktiza-yı mevki'e göre bir köprü inşası ile, mürur ve uburun tesili karargir olarak keşfinin icrası zımnında Nafıa Ser Mühendisiliğine evamir-i lazime ita buyrulduğu müstahberdir." o tarihte Beydağma geçiş için köprü olmadığı anlaşılıyor.

Beydağ halkının kalkınması, ekonomi ve turizm bakımından çok önemli olan yol, Nazüli-Beydağ-Tire-İzmir(Selçuk) yoluna bağlıdır.

Beydağ köy yolu ağı 158 km.dir. 25 km.si asfalttır.


Sular:

Çevrenin tek akar suyu Küçük Menderestir. Bu da yazları ak­maz olmuştur. K.Menderes Bozdağ'dan çıkar, 215700 m. giderek Selçuk yakınında denize dökülür. Yılda akım değeri su hacmi

553m3/sn olduğu tespit edilmiştir. Nehir yatağı derin olmadığı için çok taşkın yapar ve çevresindeki ekili, dikili araziye çok zarar verir. Çitfliköy'ü yakınma yapılması planlanmış, projesi hazırlan­mış olan baraj ile taşkınlar nedeni ile meydana gelen zararlar ön­lenecektir. Buna karşılık Beydağ ilçesinin en verimli ovası da su altında kalacaktır.

Küçük Menderes 6907 km2.1ik bir yağış alanına sahiptir. K.Menderes'in eğimi fazla değildir. 1952-1980 yılları arasında ya­pılan gözlemlerde akarsuyun yıllık akım değeri 13.553m3/sn ol­duğu tespit edilmiştir. 1980 yılı içersinde ortalama 0.63m3/sn akım değeri (18.3.971 237m3/sn. en düşük akım değeri ise (21.08.1962) kuru olarak saptanmıştır. 1980 su yılı içersinde en yüksek akım değeri (4.1.1980) 145m3/sn. en düşük akım değeri ise (1.10.1979) kuru olarak saptanmıştır. Akımın en fazla gerçekleşti­ği aylar ocak ve mart aylandır. Bunun nedeni akarsuyun beslenme kaynağının yağmur halindeki yağışlar olmasıdır. K.Menderes akarsuyu Ağustos ayının 18'inden itibaren, ekim ayının 8'ine kadar kuru kalmaktadır.

Omari'ye göre Aydmoğulları Beyliği zamanında "Birgi arazisi­ni sulayan Menderes nehri gemiler sandalların gelip gitmesine el­verişlidir. Bu nadide halkı için büyük faydalar getirir." dediğine göre geçmişte çok çukurda ve bol suyu varmış. 1930'lu yıllarda bol suyu vardı. Hızlı akardı. Eğer istemeyen, atan at gibi, üzerinde köprü tutunduramadılar. 1948 yılında Bayındırlık Bakanlığınca yaptırılan üstten kemerli köprüyü yıkamadı. Ancak bu köprü dar olduğundan, bir vasıtanın geçmesine elverişli olduğundan, Devlet Karayolları, yeni ve geniş köprü yapmıştır.

K. Menderes Bozdağdan çıktıktan ve Kiraz ilçesinde çöküntü alanına girdikten sonra güneye doğru, Karaman, Yenişehir köyleri arasından ilerler. Çiftlik köyü ile Tokatbaşı arasında oldukça dar bir boğazdan geçer. Buradan sonra batıya doğru hızlı akar. Taş­kınlar yapar. Kiraz ilçesinde çaylar ve dereler eklenir. Beydağ yö­resinden en büyük eklenti Erikli (Tasavra) çayıdır. Erikli çayı yazın kurur. Geldiği yer yüksek, geliş yolu kısa olduğundan, hızlı akar

ve çevresine çok zarar verirdi. Beydağ merkez kasaba hudutları içinde beton kanallar yapılarak zararı önlenmiştir.

Beyköy Çayı, (Işık Çayı) küçük derelerin sularını alarak, Bey­dağ merkezinin hudutları içinde Erikli çayı ile birleştikten sonra K. Menderes'e karışır. Bu çay da ilkbahar sonunda kurur. Adagü-re, Alakeçili, Hahköy derelerinin kaynaklan yakm fakat diktir. Suları çabuk kurur.

Çomaklar çayı üstünde 3. Erikli Köyünde 4, Beyköyde 4, Ala-keçilide bir değirmen vardı. Bunların hepsi kapandı. Yukarı aktepe hududu içindeki Karaca Oğlu'nun değirmeni faaldir. K. Menderes üzerinde, Kakamın değirmeni yıkıldı. Karaman ve korga tarafla­rındaki değirmenlerde kapanmıştır. 37 değirmen vardı.

Erikli (Tasavra) köyünün meyve bahçelerinin sulanması için İl Toprak Su(YSE) sulama kanalları yapılmıştır.

Çomaklar, Tabaklar, Yeniyurt (Cibre), BeykÖy, Adagüre, Aşağı Aktepe mahalle ve köylerinde bahçelerin sulanması bir program ile yapılmaktadır. Gün geçtikçe sular yetersiz kalmaktadır. Sebze ve meyveciliği olumsuz yönde etkilemektedir.

Ovada, arteziyenlerden faydalanılarak sulama yapılmaktadır. Aynı su içme suyu olarak ta kullanılmaktadır. Ovacık yaylasında, bahçelere yetecek su vardır. Meyvecilik gün geçtikçe gelişmekte­dir.

K. Menderesin yılda 6 m. denizi doldurduğu hesaplanmıştır. Antik Efes şehri, bu dolma yüzünden denize 6 km. uzaklaşmış­tır.

İlçenin 8 köyünde yeterli içme suyu vardır. Bu köylerde evlere su verilmektedir. 11 köyün içme suyu yetersizdir.

Tabaklar köyü hududu içindeki tarihi Abornoz suyunun, eski Balyambol şehrine akıtıldığı tahmin ediliyor. Sümbüllük Deresin-deki akadük, ve buraya gelinceye kadar yollarda bulunan künkler bu kanıya vardırmaktadır.

Abornoz suyu yapı kalıntısı, yakın Bizans dönemini anımsat­maktadır.

Çevredeki çay ve dereler: Yağcalar K: Çengiler deresi, Hahköy:

Tekeli d., Alakeçili k.: Uzunoluk d., Adagüre: Abuhayat Ç., Erikli K.: Çatak d., Beyköy Değirmen deresi ve Işık Çayı, Çomaklar k: alıç Dağı deresi, Çamlık: Almalık d., Çamlık çayı, Mutaflar: Mu-taflar çayı, Aktepe K.: Gavur Pınarı, Dudunun dere, Bakır k.: Deli Hasan D.,



Küçük Menderes

Bir zeybek ruhun akışı sular.

Sırmalı cepkenin nakısı sular.

Sevda: bîr gonca gül söğüt dalında

Yorgun bir genç kızın bakîsi sular.



Bir yar kucağında çağlayan bu ses Baharın göğsünden kopmuş bir nefes Toprak: yeşil gözlü şen bir köy kızı. Dağılan saçları, Küçük Menderes.



Madenler:

"Kilbianos ovasının Eskiçağ'da ün salan en büyük zenginliği kozmetik ve boya sanayiinin yanında, Eczacılıkta da kullanılan kaliteli Zencefre madenleriydi. Süleğen de denilen bu cıva cevheri önemli ihraç ürünlerindendi."

Halen Yeniyurt (Cibre) köyünün doğusunda açık bulunan ma­den ocağı, kükürtlü civa kokusunu, yazlan kokutmaya devam et­mektedir. Yeniyurt geçmişte Cibre adını bu madenden almış ola­bilir.

"Ödemiş Baîyambolu Nahiyesi Haki karyesinde cıva, 16 Kasım 1903" Küre karyesinde Muaveneti Milliye Cemiyeti adına cıva ma­deni, Yağcılar köyünde cıva madeni."

Yetişen Canlı Varlıklar

1-Bitki Varlığı:
Bu bölümde doğal olarak yetişen bitkiler ele alınmıştır. Kültür bitkileri bölümlerinde işlenecektir. Çevre iklimine, toprağına uya­rak kendiliğinden yetişen bitkilerdir. Otlar, Maki ve çalılar, orman ağaçları, yöremize yeni gelmiş bitkiler yöremizden kaybolanlar, deli, delice dediğimiz yabanıl bitkileri ayrı ayrı , yöremizde söyle­nen adları ile ele alacağız.
Otlar: Kültür dışı, hayvan ve insan yiyeceği olarak kullanılan otlar, ilaç olarak kullanılanlar bu bölüme alınmıştır.
Yörenin bitkilerini tanımak, bölgenin iklimini, topraklarını ta­nımaya yardım edebilir. Bu bakımdan bitkilere geniş yer verdik. Çiğ ve pişirilerek yenen otlar:
Hindiba (Karakavuk), Kuzukulağı (Ekşikulak), Isırgan (Dal­yan), yeneni (Urticaurens, Ortie) Eşek dalganı yenmez. Kedi ku­zukulağı (Rumcx türü), Ekşikulak, Ebegümeci (Malva silvestris), îynelik (Leylek gagası, dön baba), Gelincik (Lalekapırcığı, çiçek açmamış taze hali), Turpotu (Raphanus-Sativus), Hardal (Eşek turbot-Sinapis, nigra L.7, Kenger (Gundelia tourneforti L.) Kekik (Menta türü), Çitlenbik filizi (Melengiç filizi), Gür fışkını (Böğürt­lenin dipten yeni çıkan fışkını), Bıcık (Sarmaşık Asparagostürü, Kuşkonmaz sebzesinin yabanıl olanıdır.) sarmaşık, semizotu (Se­mizlik), Gerdemc, Sütcen, mantar, salep, kuzugöbeğimantar, tola-man mantarı, börek dikeni.
Bilinen, sevilen kır çiçekleri:
Kelçiçek (Mayıs papatyası) Gelincik lalesi, kır lalesi, Tire lalesi, manisa lalesi, Geyik lalesi, leblebi çiçeği, deli gül, duvar sarmaşığı, (Beyaz çiçekli) Çiğdem, (mor ve beyaz çiçekli), Domuztopu (Yaba­ni siklamen), zambak (Süsen), Morcak, karakulak, boynuz çiçeği (Erguvan) Ağacına ekmek yaprağı ağacı denir.) Evde yapılan ek­meği fırına atarken altına bu ağacın yaprağını korlar ki, ekmeğin altı yanmasın.
Evlerde Yetiştirilen Çiçekler:
Küpe çiçeği, karanfil, gül, zillimaşa (Küçük orospu, Begonya­nın küçük çiçekli türüdür.) Mercanköşk, kabe süpürgesi, zambak
çeşitleri, Itır (İldirşahi) Canan (Sardunya), Gelin kekiği, menekşe (Mor menevşe, Hercaimenekşe), nergiz (Zellen gadeh), sümbül, akşam sefası, kahkaha çiçeği, saat çiçeği, tül, kuşkonmaz, kayısı çiçeği, zıbçıktı, Cezayir menekşesi, kadife çiçeği, horozibiği, kirli fatma, yıldız (Dalya), Fesleğen, mum çiçeği...
Maki ve Çalılar:
Orman açıklıklarında, teşbih (Ayıfmdiğı), sandal, dağ yemişi (dağ çileği), pırnal (Pınar), Defne (Tehnel), Kızılcık(Eren), somak, yabani zeytin (Delice) dere içlerinde dişbudak, akkesme, (Dikensiz pırnal), hayıt (ayıt) İlgın, zakkum (Acıayıt), tüylü laden (Pamuk-luk), katırtırnağı (moruk), malengeç, karaçalı, geven, mersin, col-luna vulgaris (süpürge çalısı, kermes meşesi, söğüt, ahlat, muş­mula (Mespilus) böğürtlen, yabani gül, eğreltiotu...
"ve bunda Biyankökü çok olduğundan, Biyanboldan galat kav­mi etrak tahfifi kelam edip Balyambolu derler" Biyankökü çok ol­duğundan, Biyanboldan galat kavmi etrak tahfifi kelam edip Bal­yambolu derler" burada konu edilen meyankökünden eser kalma­mıştır.
Ovacık, karlık yörelerinde yörüklere otlak verilen yerlerde di­kenli ve yastık şekilli bitkiler vardır. Geven, çobanyastığı, çoban-çırası gibi...

Orman Ağaçları:
Kızılcam (Pinus brutia), yüksekliği 1000 metreye kadar olan yerlerde, korular halinde vardır. Karışık orman niteliği çoğunluk­tadır.
Palamut meşesi (Ouercus Aegİlops) ormanı da korular haline gelmiştir. Palamut meşesinin meyvesi (Tohumu), Palamut kadehi ve tokasının aranır olması bu ağacın değerini artırmıştır. Palamut işleyen mağaza kalmamışken yeniden işleyen mağazalar harekete geçmeye başlamıştır. Fakat ağaç azalmıştır.
Geçmişte palamut meşesi ağacının yöremizde çok olması, Ta­baklar köyündeki tabaklık (Debbağlık) sanatının itibarlı oluşu ve dışarı ihraç edilişinden ileri gelmekte idi. Tabaklarımızın ilkel ça­lışma yöntemini değiştirememesi, dışa satım yapılamaması pa­lamutların odun yapılmasına sebep olmuştur.
Karaçam (Pinus Nigra) ormanları: Kızılcam ormanlarının üs­tünde, 1000 m. - 200 m. arasında bulunur. Kızılcam ile karışık ola­rak bulunan koruluklar da vardır. Ilıman bölge ile soğuk, karasal bölgeyi andıran çamlık, Mutaflar, Palamutçuk köylerinde bulu­nur.
A.güre, Beyköy, Yeniyurt, Tabaklar, Erikli, Çomaklar köylerinin içine kadar giren kestane ağaçlan aşılıdır. Kestane yetiştirmede düzen aranmamıştır.
Deli (Yabani) kestane ağaçlarının kerestesi inşaatlarda kullanı­lır. Yakacak olarak pek kullanışlı değildir. Kestane kömürünü de­mirciler kullanır.
Kavak yetiştiriciliği Ömerli (Omarlı) ovasında, K.Menderes kı­yılarında ve dere içlerinde gün geçtikçe artmaktadır.
Dut ağaçları, bağ bahçe kenarlarında yaprağı için yetiştirilir. İlkbaharda yapraklan ile ipekböceği beslenir, sonbaharda da hay­van beslenir. Yılda iki defa yapraklarından faydanıldiğı halde meyvesini çocuklar yer.
Dere içlerindeki kendiliğinden yetişen kavak (Çınar) ağaçları korunur. Zamanı gelince kesilir. Semer ağacı, nalın (takunya) bağ bahçe evlerinde örtüde kullanılır.
Söğüt yetiştirilmez. Odunu da makbul değildir. "Söğüt odu­nundan kömür, çingen kızından karı olmaz" diye de söylerler. Dallarından sele sepet yapanlar vardır. Çıtlık (Çitlenbik-Celtis) bahçe kenarlarında çıkar. Dallarını budayarak büyütürler. Ağacın elyafı dönük olduğundan marangozlukta kullanılmaz. Sağlam ağaçtır. Araba ispiti yapımında, sürgü, odun olarak kullanılır. Ka-raselvi yalnız mezarlıklara dikilir. Kerestesi inşaatta kullanılır. Karaağaç yöremizde çoktur. Kendiliğinden yetişir. Yaprakları ile koyun, inek beslenir. Ağacı sağlamdır. Düzgün kalın gövdelerin­den çıkan kerestesi mobilya ve ev doğramasında, döşeme tahtası olarak kullanılır. Dere içlerinde Kızılağaç (BoyahkJ Alnus Gluti-nosa bolca vardır. Bu ağaç da kendiliğinden yetişen ağaçlardandır. Defnelerin iki yılda bir yaprakları için dallan kesilip kurutulduk­tan sonra, yaprakları satılır. Eskiden meyveleri de toplanır satılır­dı. Yaşlı ağaç kalmadığından meyvesi toplanmıyor.
Melengiç ağaçlarına antep fıstığı aşılanmaya ve mahsul alın­maya başlanmıştır.

Çevrede kasti yangın yok denilebilir. Yangınlar ağaç sevgi­sinin azlığı ile bağıntılıdır. Köylerinde çok eskiden beri okulu olan yerlerde, kazaen yangın çıkmıştır. 1988rde Beyköy üstündeki yan­gın kaza ve dikkatsizlik yüzünden çıkmış, kestanelere zarar ver­miştir. Çamlık tarafında çıkan yangına ihmal demek güçtür. Çamlık, Palamutçuk köylerinde okul yenidir. Tarım arazileri de yoktur. Yakılan yerlerde damarsız kestane yetiştirmişlerdir. Çamlık kestanesi Beydağmda satılmaz. Bursa ve şekerlemecilere verilir. Müşterileri hazırdır. Yönetimin yanlış tutumunu da ka­bullenmek durumundayız.

..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name is offline   Reply With Quote
Reply

Tags
beydağ İlçesi , İzmir , İzmir belediyesi


Currently Active Users Viewing This Thread: 3 (0 members and 3 guests)
 
Thread Tools
Display Modes

Posting Rules
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

vB code is On
Smilies are On
[IMG] code is On
HTML code is Off
Forum Jump


All times are GMT +3. The time now is 03:37.


Powered by vBulletin® Version 3.7.0
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.