PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mozaik yapım tekniği ve mozaik çeşitleri


savataged
18-05-2008, 23:27
2. MOZAİK YAPIM TEKNİĞİ VE GENEL ÖZELLİKLERİ
2.1. Mozaik Yapım Tekniği

Yaşanılan mekanı güzelleştirme isteği insanlık tarihi boyunca daima var olmuş (Tülek, 1998: 44), yapıların süslenmesinde heykel, resim ve mozaik gibi bezeme elemanları tüm antik çağ boyunca değişik şekil ve tekniklerde kullanılmıştır. Değişik dönemlerde oluşan farklı zevk ve anlayışlar var olan sanat kavramını etkilemiş, gerçekleştirilen sanatsal faaliyetler dönemin moda olan zevkleriyle aynı doğrultuda gelişim göstermiştir. Bu gelişim sayesinde değişik yapım teknikleri ve farklı uygulamalar ortaya çıkmış, genel olarak bakıldığında ise, mozaik sanatının bu gelişmelerden etkilendiği ve farklı dönemlerde değişik yapım teknikleriyle uygulandığı görülmüştür.

Değişik renklerde küçük taş, mermer ve cam parçalarının bir düzlem üzerinde yan yana getirilmesiyle yapılan ve döşeme ya da duvar süsleme sanatı olarak adlandırılan mozaik sanatının (Hasol, 2000: 404 vd), teknik açıdan incelendiğinde, standart bir yapım tekniği olduğu belirlenmiştir. Bu anlamda mozaik yapımının birçok aşaması bulunmaktadır.

İlk iş olarak mozaiğin yapılacağı duvar ya da taban üzerindeki en geniş sınırları belirlenmektedir. Bu şekildeki dış kontur çizgi izlerine, Selanik’te Hagios Georgios Kilisesi’nin kubbesindeki tuğla duvarlar üzerinde rastlanmıştır (Ödekan, 1997: 1300). Dış konturların belirlenmesinden sonra mozaik parçalarının (tessera) aplike edileceği sıva tabakasının oluşturulmasına geçilmektedir. Genel olarak nem ve rutubet nedeniyle sıva tabakalarının duvardan ayrılmasını engellemek için duvar yüzeyi katran karışımıyla sıvanmaktadır. Yapıların örtü sistemlerinde yapılacak olan mozaiğin sıva tabakasının düşmemesi içinse tuğlaların aralarına, dışarı taşacak şekilde başlıklı çiviler çakılmaktadır.

Vitruvius De Architectura adlı eserinde, mozaik sıva tabakasının üç aşamada yapıldığını belirtmektedir (Vitruvius, 1990: 143-144). İlk olarak döşeme yapılacak zemin Statumen denilen kuru bir çakıl tabakasıyla kaplanır. Sızan suların akabilmesini sağlamak için çakıllar dik olarak yerleştirilir (Özügül, 1996: 9). İkinci aşamada ise 15 cm kalınlığında ve Rudus olarak adlandırılan harç tabakası yapılır. Bu tabaka harcının 3/4’de çakıl parçaları, 1/4’de ise kireç ve kalker gibi kimyasal maddeler bulunmaktadır. Nucleus olarak adlandırılan son kat ise 3/4’ü kiremit,1/4’ü kireç karışımından oluşan sağlam bir harç tabakasıdır (Üstüner, 2002: 63). Son iki kat açık renkte, daha özenli olarak yapılır ve ilk kata oranla daha ince sürülmektedir. Mozaik parçaları sıva yaşken yerleştirileceği için, üçüncü katın bir günde dizilebilecek mozaik alanı kadar sürülmesi gerekmektedir.

Mozaik tekniğinde, genel olarak kullanılan malzeme cam ve doğal taşlardır. Mermer ise genelde insan gövdelerinin yapımında, inci, zümrüt ve yakut gibi değerli taşlar da takılarda kullanılmıştır. Ravenna’da bulunan St. Vitale Kilisesi’ndeki (M.S. 525-547) Justinianus ve eşi Theodora’nın betimlendiği mozaiklerdeki kolye, yüzük ve taçlarda bu türden değerli taşlar görülmektedir (Bkz. Tab. 11- Res. 22; Tansuğ 1994: 58, Res. 23; Vikan 1998: 11; Tab. 12- Res. 24; Orcasberro 1998: 150-151, Res. 25; Akyürek 1997: Res. 47, Tab.13- Res. 26; Meydan Larousse 1990: 433).

Cam malzeme, sıvı durumdayken metal oksit katkısıyla renklendirildikten sonra uygulanmıştır. Altın ve gümüş kaplı cam mozaikler ise Erken Hıristiyanlık ve Bizans sanatında duvar ve örtü betimlerinde yaygın olarak kullanılmıştır. Altın kullanımı ilk kez Aziz Petros’un St. Pietro’daki mezarında (M.S. 3. yüzyıl), Hz. İsa’nın halesinde görülmektedir. M.S. 4. yüzyıldan sonra geniş yüzeylerde de kullanılmıştır. Resimde uygulanabilir sonsuz renk değişimlerini mozaikte sağlamak mümkün olmasa da, geniş yüzeylerdeki dekoratif niteliği, sağlamlık ve dayanıklılığı mozaiği özellikle anıtsal amaçlar için uygun kılmıştır (Kitzinger, t.y: 325).

Mozaik parçalarının dizilişleri değişik üslupları beraberinde getirmiş, gerçekçi betimlemelerde renk tonlarına göre mozaik seçimi önem kazanmıştır. Koyu renkten açık renge geçişler yumuşak bir şekilde gerçekleştirilmiş, üçüncü boyut ise tonlamalara önem verilerek yapılmaya çalışılmıştır. Üsluplarda gerçekçilik ya da doğallık aranmadığı zaman ise tonlamalar önemini yitirmiştir.

Mozaiğin duvar ve örtü sistemlerinde uygulanması bazı teknik sorunlar yaratmış, karanlıkta kalan mozaik panolarındaki parçalar ışığı alabilecek biçimde özel olarak dizilmişlerdir. İmgeyle izleyici arasındaki iletişimin kurulabilmesi için yüksekte ve eğik yüzeylerdeki figürlerin dizilişleri bakış açısına, uzaklığa ve ışık durumuna göre ayarlanmıştır. Uzaklık ayrıca renk diziliş ve seçimlerini de etkilemiş, bu amaçla izleyiciden uzak olan mozaik panolarında parlak ve canlı renkler kullanılmıştır (Ödekan, 1997: 1300).

2.2. Mozaik Çeşitleri ve Özellikleri

Taş parçalarının niteliklerine ve uygulanan yönteme göre değişik türleri olan mozaikler, yapılan teknik sınıflamaya göre duvar (Musivum Opus) ve döşeme (Opus Tessellatum ya da Pavimentum) mozaikleri olarak ikiye ayrılmaktadır. Zamanla gelişen teknik ve değişen beğeniler, farklı bölgelerde değişik isimler altında birçok tekniğin ortaya çıkmasına neden olmuştur (Opus Vermiculatum, Opus Signinum v.b.).

2.2.1. Opus Tessellatum

Erken dönemlerde kullanılan çakıl mozaikleri Opus Tessellatum mozaiklerin kaynağını oluşturmaktadır. Opus Tessellatum döşemelerde işlenmiş çakıl taşlarının yerini, düzgün kesilmiş küçük ve renkli mermer, taş, seramik ya da cam hamurundan yapılmış küp şeklindeki tesseralar almıştır. Tesseralar’ın büyüklük ve biçimleri aşağı yukarı aynıdır. Bu tekniğin erken dönemlerinde tessaralar geometrik düzenlemelerde kullanılmıştır. Sonradan tesseralar küçülmüş (0.7 cm), Roma İmparatorluğu döneminde boyutları 1 cm’ye çıkmıştır (Üstüner, 2002: 70).

Opus Tessellatum’un ilk olarak nerede kullanıldığıyla ilgili olarak birçok tartışma vardır. Bu tarz mozaikten ilk olarak, Syrakusa Kralı Hieron II (M.Ö. 275-215) tarafından Ptolemaios III’e hediye edilen bir tören gemisinin tasvirinde bahsedilmektedir (Kitzinger, t.y: 326). M.S. 2. yüzyıldan itibaren bağımsız emblemalar (mozaiğin figürlü olan, yuvarlak, kare ya da dikdörtgen şekilli bölümü) giderek azalır ve mozaiklerin ana malzemeleri olarak kullanılan düz mermer ve taş parçalarının yanında renkli mermer ve renkli camlardan oluşan fragmanlar da yer alır. Opus Tessellatum olarak adlandırılan mozaik türü, su geçirmez özelliği nedeniyle özellikle Roma hamamlarında kullanılmıştır. Kompozisyonlarda en çok kullanılan imgeler ise; balık, deniz canavarı ve Nereidler’dir (Genç, 1994: 88).

2.2.2. Opus Vermiculatum

Bir başka yer döşeme tekniği olan Opus Vermiculatum ise, uygulanacak olan yüzeyin ana konturları ve ayrıntılarının belirlenip, içlerinin doldurulması tekniğidir (Fischer, 1969: 46). Küçük tesseraların figürlü panolarda, yuvarlak çizgiler oluşturacak şekilde yan yana, kurt şeklini andıran kıvrımlar yaparak dizilmeleri, Latince’de kurtçuk anlamına gelen vermiculus sözcüğüyle adlandırılmalarına neden olmuştur. Opus Vermiculatum’un kökeni, cam mozaik geleneğinin en eski tarihlere ulaştığı Mısır uygarlığına dayanır (Genç, 1994: 88). Yunanistan’da da (M.Ö. 4. yüzyıl) görülen bu teknik o dönemlerde daha çok mücevher ve mobilyalarda görülmektedir (Üstüner, 2002; 70).

Opus Vermiculatum tekniği, ilk başlarda sadece emblemalarda görülen bir özelliktir, fakat M.S. 2. yüzyılda Antoninler devrinden itibaren bütün döşeme yüzeyine uygulanmaya başlanmıştır. Hamam, havuz ve çeşme yapılarında özellikle tercih edilen bu teknikte tesseralar, diğer mozaik tekniklerindeki uygulamalara oranla daha küçüktür. Ayrıntılı olarak işlenecek motif ya da figürler için uygun olan bu özenli ve pahalı teknik, daha çok küçük yüzeylerde, panolarda ya da döşemenin ortasında yer alan emblemalarda uygulanmaktadır. Döşemelerin yapımı sırasında, bir yanda fon döşenirken bir yandan da emblema atölyede döşenip tamamlandıktan sonra mozaiğe yerleştirilmiş olabilmekteydi (Adam, 1984: 253).

Opus Vermiculatum teknik olarak, Opus Tessellatum’a benziyorsa da, ilk bakışta ayırmak mümkün olabilmektedir. Opus Vermiculatum tekniğinde yapılan mozaiklerin konuları genelde doğadan alınmakta ve yapan usta büyük bir serbestlik içinde, kendi zevk ve hayal gücünü kullanmaktaydı.

Gelişmiş ve karmaşık bir teknik olarak nitelenen bu teknikte renk zenginliği elde edebilmek için, mermerden başka malzemeler de kullanılmaktadır (Lapis Lazuli, Cornelian, Alabaster v.b.). Daha parlak ve canlı olması gereken alanlarda ise kırmızı, sarı ve turkuaz renkli cam malzemeler uygulanmaktaydı. Opus Vermiculatum’da renk parçaları Opus Tessellatum’da olduğundan çok daha incedir ve resimde olduğu gibi renkler “retinal karışım” esaslarına uygun bir biçimde kullanılmıştır (Genç, 1994: 88).

Opus Vermiculatum ve Opus Tessellatum mozaikleri görüldüğü gibi farklı iki üsluptur. Kökenleri, metot ve yapılma amaçları bakımından da farklılık göstermektedirler. Buna rağmen aynı düzlemlerde, farklı bir görüntü yaratmak amacıyla bir arada kullanıldıkları da görülmektedir. Opus Vermiculatum tekniğinde yapılan emblemaların etrafları, Opus Sectile ya da Opus Tessellatum tekniğinde işlenmekteydi ve genelde mekan süslemesi olarak kullanılan mozaiklerin emblema kısımları yürüyüşlere kapalıydı (Üstüner, 2002; 71).

B.R. Brown’a göre, bu teknikte yapılmış en eski emblema, 1922 yılında Thmuis’da (Tell-el-Tmet; Alexandria) bulunmuş olan ve Sophilos imzası taşıyan, M.S. 3. yüzyıl sonu 2. yüzyıl başlarına tarihlenen Alexandria personifikasyonudur (Kitzinger; t.y: 326).

2.2.3. Opus Signinum

Opus Signinum ise, Antik Roma’da duvarları mermerle kaplarken, duvara sürülen kırmızımtrak renkli, horasanlı bir sıvadır (Saltuk, 1997: 129). Bu tarzdaki döşemelerde düzensiz şekilli, değişik renk ve büyüklükteki seramik kırıkları ile mermer parçaları, son harç tabakası olan Nucleus ile karıştırılmış veya belirli bir motif ya da kompozisyon oluşturmaksızın rast gele yerleştirilmiştir. Ucuz olduğu için erken dönemlerde sık kullanılan bir döşeme türü olmuştur (Adam, 1984: 253). Opus Signinum tekniği ile yapılan döşemelerde, tasarlanan dekor ya da motifin formuna uygun mermer parçaları da kullanılmış, fon ise küçük tesseraler ile tamamlanarak yapılmıştır (Özügül, 1996: 11).

Opus Signinum teriminin ilk kez kullanılması Vitruvius (Vitruvius, 1990: 31) ve Columella’da ortaya çımıştır. Bu teknik adını, önemli bir kiremit üretim merkezi olan Latium şehri Signia’dan almıştır. Burada kiremit artıkları toplandıktan sonra harç yapımında yeniden kullanılmaktadır (Adam, 1984: 253). Opus Signinum tam olarak, ezilmiş tuğla parçalarının kireçle karışımından oluşmaktadır ve diğer döşeme tekniklerinden farklı olarak su geçirmeyen bir niteliğe sahiptir.

M.Ö. 2. yüzyıl - M.S. 2. yüzyıl arasında, özellikle de İtalya’da görülen bu teknikte yapılan döşemeler su geçirimsizlik özelliği dışında ayrıca, kolayca temizlenebildikleri için toz, rutubet ve böceklerden korunabilme özelliklerine de sahiptir, fakat diğer tekniklere oranla daha çabuk yıpranan bir döşeme tekniğidir. Opus Signinum’da bazı durumlarda dayanıklılığı arttırmak ve donuk yüzeylerin daha canlı görünmesini sağlamak için, çimento harcı yumuşakken, içine Capilli olarak adlandırılan ve dere kenarlarından toplanan parlak renkli, küçük çakıl taşları konulmaktadır. Bu teknikte yapılan mozaikler, genelde yapıların avlularında, odaların eşiklerinde, Triclinium (yemek odası) ve Cubiculumlar’da (Atrium-avlu- etrafında bulunan misafir odaları) bulunmaktadır (Üstüner, 2002: 66-67).

2.2.4. Opus Sectile

Opus Signinum ile aynı dönemlerde ortaya çıkan bir diğer teknik ise Opus Sectile’dir. Opus Sectile (Pavimentum Sectile), bir çeşit mimari kakmacılık olarak adlandırılmaktadır (Vitruvius, 1990: 143). Bu teknik, desene göre değişik renk, boy ve biçimlerden oluşan mermer mozaik türüdür (Sözen, 1999: 177). Mermer malzeme dışında ayrıca, mermer gibi dayanıklı olan porfir, bazalt ve granit de kullanılmaktadır.

Opus Sectile tekniğinde yapılan döşemelerin motifleri, diğer teknikte yapılanlardan farklılıklar göstermektedir. Döşenecek olan malzeme üçgen, kare, losanj ya da sekizgen biçimlerinde kesilmekte ve bal peteği, yıldız veya dama oluşturacak şekilde dizilmekteydi. Labirent şeklinde yapılan Meander motifleri ise İtalya’da M.Ö. 1. yüzyıldan itibaren kullanılmaktaydı. M.S. 1. yüzyılda Cladius döneminden itibaren bu teknikte yapılan döşemelerde floral motifler ve insan figürleri de görülmektedir (Üstüner, 2002: 66-67). İulius Caesar’ın, seferleri sırasında rastladığı Opus Sectile tekniğinde yapılan bazı güzel mozaikleri İtalya’ya götürdüğü bilinmektedir. Bu teknik, Roma İmparatorluğu’nun geç dönemlerine kadar kullanılmış ve ortadan kalkmış, bundan sonra ise 12. yüzyılda Bizans’ta görülmüştür.

2.2.5. Opus Musivum

Duvar mozaiği olarak yapılan ve Opus Musivum diye ifade edilen terim, antik dönemde ayrıca her türden mozaikler için de kullanılmıştır. Bu kavrama ilk olarak Pescennius Niger’ın, M.S. 190’lı yıllarda yazmış olduğu eserlerinde rastlamaktayız (Üstüner, 2002: 105). Bu teknikte adlandırılan duvar mozaiklerini özellikle Roma evleri ve villalarında görmekteyiz. Antik yazarlardan Seneca, Erken İmparatorluk Dönemi ile ilgili yazılarında bu zengin ve lüks dekorasyonu, “camla saklı duvarlar” şeklinde nitelemektedir.

Duvar mozaiklerinde, Opus Vermiculatum’da olduğu gibi, cam parçaların diğer malzemelere oranı yüksektir ve bu nedenle duvar mozaik tekniğinin Mısır kökenli olduğu sanılmaktadır. Görünüşlerindeki benzerliğe rağmen Opus Musivum duvar mozaiği, diğer tekniklerde yapılanlardan farklı olup, daha süslü ve etkileyici bir şekilde yapılmaktadır. Bu teknik, Konstantin I döneminden sonra, özellikle kilisenin desteğiyle gelişmiş ve Bizans döneminde sıklıkla kullanılmıştır (Genç, 1994: 89).

Opus Musivum’un yapılışında 2 inç derinlikte bir yatak kullanılmaktadır. Birinci kat kaba harçla sıvanıp üzeri çentiklendikten sonra tekrar ince sıvayla kapatılmaktaydı. İkinci kat sıvasının kıvamı, mozaik taşlarını dikey yüzeyde tutabilecek bir biçimde ayarlanmaktaydı. Son kat sıva üzerine mozaik resmin ana renkleri ve çizgilerini belirlemek üzere fresk uygulaması yapılmakta, daha sonra ise bu renk ve çizgiler üzerine mozaik parçaları dizilmekteydi. Duvar mozaiklerinde, yer mozaiğinde olduğu gibi, taş yüzeylerinin aynı seviyede olması gibi bir zorunluluk yoktu. Bu nedenle, Opus Musivum tekniğiyle yapılan mozaiklerin resim düzlemlerinde dalgalanmalar olabilmekteydi. Aslında resim düzleminde yer alan bu seviye farklılıkları mozaiklere bir tür renk ve ton zenginliği katmakta, ışık-gölge ve valör farklılıkları oluşturarak figürlerin daha canlı ve gerçekçi görünmelerini sağlamaktadır (Genç, 1994: 90).

Antik dönemde bu tekniklerden başka, mozaik türleri için kullanılmış daha birçok farklı adlandırmanın varlığı bilinmektedir, ancak bunlar arasındaki fark bugün tam olarak ortaya konulabilmiş değildir.

2.3. Mozaik Süslemede Kullanılan Motif ve Konular

Yapım tekniği ve malzemelerin boyutlarına göre oldukça farklı özellikler gösteren Antik Çağ mozaikleri, içerdiği konu ve motifler bağlamında da oldukça farklı eğilimleri bir arada taşımaktadır. M.Ö. 5. yüzyıldan önceye ait olan mozaik örneklerinde figürlü konulara rastlanmamakla birlikte, ağırlıklı olarak çeşitli geometrik motiflerin kullanıldığı düzenlemeler göze çarpmaktadır.

Klasik ve Hellenistik Çağlar’ın bir yaratısı olduğu düşünülen mozaikler, gerek kompozisyon, gerekse figür ve motifler bakımından bu dönemlerde bir yenilik sergilemez. Bu dönemlerden itibaren eskinin geometrik düzenlemelerinin yanında, ayrıca konularını mitolojiden alan figürlü kompozisyonların da ortaya çıktığı görülmektedir.

Farklı bir anlayışla işlenmiş olan Gordion döşeme mozaikleri bir kenara bırakılırsa, Roma döşemeleriyle aynı tarzda olan ve öncüleri olarak kabul edilebilecek ilk döşeme mozaiği örnekleri, Klasik Çağ’a ait, M.Ö. 5. ve 4. yüzyıla tarihlenen Olynthos’un çakıl mozaikleridir. Olynthos’da bulunan ve M.Ö. 348’de Makedonya Kralı II. Philip tarafından şehrin yakılmasından daha erkene tarihlenen çakıl mozaikler, genellikle sarmaşık, kıvrımdallar ya da meanderler ile süslenmiş bordür motifleri, av ya da hayvan mücadelelerinin betimlendiği bir iç friz ve merkezde mitolojik bir sahne betimlemesine sahiptirler (Özügül, 1996: 10). Özellikle Homeros’tan alınan sahneler en çok işlenen mitolojik konular arasındadır (Genç, 1994: 88).

Bu dönemdeki mozaiklerde, figürlü sahneler, Korinth vazo resimleri etkisinde kalmış ve genelde silüet şeklinde betimlenmişlerdir (Hinks, 1933: xlv.). Bordür motifleri olarak genelde svastika (gamalı haç), meander, dalga ve palmetler kullanılmaktadır. Kısa sürede terk edilen çakıl mozaiklerden sonra ortaya çıkan Opus Tessellatum tekniğinde eski motifler kullanılmakla birlikte, bordür motiflerinde çeşitlilik ortaya çıkmıştır. Perspektifle zenginleştirilmeye çalışılan bordür motiflerinden meander, dalga ve örgü motiflerindeki çok renklilik ve perspektif gösterimleri tüm Roma dönemi boyunca sürecek olan bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca Bergama’daki saray mozaiklerinin çok renkli ve masklı bitkisel bordürleri, hem dönemin özelliklerini yansıtması açısından, hem de Roma Çağı’nda da devam ettirilen bir bordür tipinin erken örneklerini oluşturması bakımından önem teşkil etmektedir (Özügül, 1996: 14).

M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren gittikçe artan devam ettirilebilir sonsuz motiflerin yaygınlaşması da, değişen kompozisyonlarla birlikte bu dönemlerde görülmektedir. Özellikle İtalya mozaiklerinde sıkça görülen bu tarzdaki sonsuz motifler, genelde geometrik bir tarzda betimlenmişlerdir.

M.Ö. 1. yüzyılda mozaik sanatı yeni bir yön kazanmıştır. Bu zamana kadar az sayıda yerleşimde ve ayrıcalıklı durumlarda kullanılmış lüks bir sanat iken, bu tarihlerden sonra yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu durum, doğal olarak yeni teknik ve içerik değişiklikleri de beraberinde getirmiş, motif repertuarı da gelişmiştir. Süssüz, geometrik ya da doğa kökenli stilize bitkisel motifler, geniş yüzeyleri kaplamaya elverişli tasarımlar şeklinde düzenlenmiştir. Bu değişimlerin ilk örnekleri Delos’ta görülmekle birlikte, asıl devrim İtalya’da gerçekleşmiştir ve Pompei 2. Stil’in 1. evresindeki evlerde bu tipten süslemeler sıkça görülmüştür (Özügül, 1996: 15).

Mozaiklerde betimlenen figürlü kompozisyonların en erken örnekleri M.Ö. 5. yüzyıl ve sonrasından itibaren görülmekle birlikte, betimlenen konular genelde gündelik hayattan alınan sahnelerle, Yunan mitolojisinde işlenen konular olarak kabaca özetleyebiliriz. Bu iki figürlü betimleme tarzı, farklı dönem ve bölgelerde, toplumların beğeni tarzlarına uygun olarak yapılmaktaydı (Üstüner, 2002: 74-75).

M.S. 2. yüzyılın ortalarından itibaren, mozaik sanatında belirli bir değişim görülmekte, düzenleme, konu, motif ve renklerde çeşitlilik göze çarpmaktadır. Geometrik bordürlerle çevrelenmiş figürlü sahnelerin yanı sıra, geometrik motiflere ışık-gölge oyunlarıyla verilmeye çalışılan perspektif ve döşemelerin panellere ayrılması gibi birçok özellik bu dönemden sonra görülmektedir. Bu dönem döşemelerinin bordür motiflerinde erken örneklere oranla büyük bir gelişim gözlenmektedir. Son derece sade, geometrik ve stilize formların yanı sıra kalabalık, çok renkli bitkisel motifler ve girlandlar da geç dönemlere kadar görülmektedir.

Hellenistik dönemde, çakıl taşı mozaiklerde sevilerek kullanılan meander motifi, M.S. 2. yüzyıldan itibaren karmaşıklaşmış ve çok renkli bir şekilde yapılarak her dönemde kullanılmıştır. Yine eski bir motif olan ve Hellenistik döşemelerde sıkça karşılaşılan palmet motifi, Roma döneminde terkedilmiş ve bir daha hiçbir bölgede, az sayıda örnekler dışında, kullanılmamıştır.

Anadolu’da ise, genel olarak bakıldığında Roma döneminde geometrik formların tercih edildiği görülmektedir. Figürlü döşemelerde ise, genelde mitolojik konuların yanı sıra hayvan figürleri de kullanılmıştır. Bu özellikleriyle Yunanistan mozaikleri ile benzerlik gösteren Anadolu örneklerinde ayrıca örgü, kurdele, meander, dalga ve sarmaşık motifleri de bordür süslemelerinde kullanılmıştır.

Suriye’de ise mozaik sanatı M.S. 4. yüzyıldan sonra köklerinden kopmuş, Hellenistik etkili doğal kompozisyonlar, yerini geometrik şekilli sonsuz kompozisyonlara bırakmıştır. Meander, baklava, kare ve sekizgenlerle elde edilen değişik kompozisyonlar 5. yüzyılda yaygınlaşmış, bordürler de aynı motiflerle süslenmiştir. Bu değişiklikler figürlü kompozisyonlarda da değişime yol açmış, bitkisel ve hayvan figürlü kompozisyonlara ağırlık verilmiştir.

Hellenistik geleneğin rölyef etkisi ve üç boyutluluğu uyandırma kaygısı terkedilmiş, figürler frontal bir şekilde, şematize hayvan figürleri de soyut bir kompozisyon içinde ard arda sıralanmıştır. Bütün bu değişimler içinde başarıyla uygulanmış olan perspektifli meanderler, kavisli motifler, geometrik motiflerde görülen perspektif ve çok renklilik Suriye mozaiklerinin karakteristiğini oluşturmuştur (Balty, 1989: 491 vd).

Mozaik sanatında kullanılan motiflere genel olarak bakacak olursak, birçoğunun sadece mozaiğe özgü olmayan, kaynağı daha erken dönemlere dayanan ve değişik dönemlerde çeşitli kullanım alanlarına (Örn; çanak-çömlek) sahip olan motifler olduğu görülmektedir. Bunun en iyi örneklerini ise dalga, örgü ve meander motifleri oluşturmaktadır. Mozaik döşemelerde yer alan geometrik motiflerin bir kısmı ise, mimaride kullanılan yüzey süslemelerinde karşılaşılan motiflerden alınmıştır. Yapıları süsleyen dişli friz ve İyon yaprak dizisi gibi motifler, bordürlerde hem stilize, hem de gerçekçi olarak işlenmiştir. Bitkisel motifler içinde en çok kullanılanlar ise, Antik Çağ’da simgesel olarak taşıdıkları anlamlarla önem kazanan asma, defne yaprakları, akanthus, sarmaşık ve lotus motifleridir.

Motiflerin yayılmasında çoğu zaman bir çizgi takip edilmemektedir. Eş zamanlı olarak farklı bölgelerde ortaya çıktığı gibi, birbirine benzer iki örnek, birbirinden çok farklı zamanlarda kullanılmış olabilmektedir. Bordür motifleri, kullanılan motifler arasında en eskileridir ve ortaya çıktıkları dönemlerde belirli bir anlam taşımış olsalar da zamanla bu özelliklerini kaybetmişler ve sadece dekoratif niteliklerini koruyabilmişlerdir (Özügül, 1996: 94-96).

rembrand
27-05-2008, 00:58
Okulda mozaikten bir resim yapmıştım ama yüzeysel bir işti bizimki.. bu bilgileri kullanarak eski bilgilerimi pekiştirip güçlendireyim çok teşekkür ederim:d

Sevgili savataged kendimi çok ayıpladım doğrusucf:ups buralara bakmamışım hiç.. Şu çizgiromanları bitirince ben de her alanda birşeyler yapacağım. Benim çizgiroman sayfaları dışında televizyon ve radyo bölümünde de iki konum var. Zamanla konularımı artıracağım inşallah:)

savataged
27-05-2008, 03:05
Okulda mozaikten bir resim yapmıştım ama yüzeysel bir işti bizimki.. bu bilgileri kullanarak eski bilgilerimi pekiştirip güçlendireyim çok teşekkür ederim:d

Sevgili savataged kendimi çok ayıpladım doğrusucf:ups buralara bakmamışım hiç.. Şu çizgiromanları bitirince ben de her alanda birşeyler yapacağım. Benim çizgiroman sayfaları dışında televizyon ve radyo bölümünde de iki konum var. Zamanla konularımı artıracağım inşallah:)

yardımcı olduysa çok sevinirim sevgili rem:)
sanırım çr'lar hepimizin hastalığı ve gözümüz başka şeyleri zor görüyo...
bende ilk başlarda öyleydim ama sonradan yaşamın değişik tatlarının da paylaşıldığının farkına vardım forumda:) anlıycan zararın neresinden döndüm, bende bilmiyom vallacf:?:):):)

No_Name
09-06-2008, 18:15
[/URL]

[URL=""] ()